Felsefe beyinsel icraat, günümüz bilim deneme usûlüdür. Görmek için bir istikâmete bakmak kâfi olduğundan, dünyâmız için çok çok sırlar âlemi kurgulamak hatâ idir.
Bilmek, akabinde akıl icrâ etmektir. Aklî icrâda dünyâmızın yalnız sistem olarak olarak değil, diğer çehresi de besbelli görünüyor olduğu hâlde hâlâ daha her şey sır olamaz.
Hayâtın sır ve gizemini çözmenin çok da müşkülâtlı olduğu iz'anı, her şeyin besbelli ortada görünmesinden dolayıdır. Bu durumda her şey bütünüyle muayyen durumu binlerce gizem teşkîl ediyor. Yâni sır değil, belirginlik çözülemiyor.
İçtimâî olarak ne kadar faal olursanız olun, derûnî sıkıntı hâllerinde büsbütün yine mağlûb olursunuz. Hayâtın direkt ve salt bir neş'e yolu yoktur. İftihâr vaziyetiniz tamahkârdır, sıkıntı ve ızdırap ahvâliniz ise isyândır.
İlmî malûmatınızı mütemâdî inkilab ve terakki etmez iseniz, zekâ ve alt sınıfları olarak merhale bâbında yavaş yavaş mevcûd takdîriniz düşecektir. Bundan dolayıdır ki, kimlerle ve nasıl bir kuvvetle kendinizi terakki ve gelişime tâbi tuttuğunuz çok mühim arz etmektedir.
Mahrûmiyet ile tatmînkârlık arasında herhangi bir ayrım yoktur. İnsan, mizâcı itibari ile esâsında nankördür. Kişiye dünyâları takdîm ediniz, o, buna dahî tatminlik reyi atmayacaktır.
Hayâtın idraki için dışarıya bakmanıza lüzûm yoktur. İçinizden taşan saadet sizindir. Hârici tesirde, mutlak ve salt olarak teessür edecek ve kendiniz bakımından kötü unsurlara iştirâk edeceksinizdir.
Aşk denilen zillet, üstün insan için mer'i değildir. Bu kavram, yalnızca alt insan için tasarlanmış bir hatâdır. Evlilik, insanüstü hânede zaruret eder. Cinsî meselerin tuzağına düşen, zat, yaşamak arzusunu kaybedecektir.
Sinsi şeytanların mevcût olduğu dünyâmızda, kuvvetle hayâta tâbi olmak zordur. Onlar fikriyatlarına cebrî olarak iltihak etmenizi isteyecek, bilâkis, siz, kendi yüksek beşeri sınıfınız ile onlara alt olmamak için an be an büyük bir ızdırap sahasında kendini bulacaksınız.
İhânetin bedelini mutlaka ödemek mecburiyetinde kalacak olan kişi, ancak ve ancak en mühim kaybı ile kalacaktır. Pişmanlığın fâide etmediği döneminde, mâzinin gücü şâhika yapacaktır.
İhânet eden kişinin, hiçbir zaman müddetinde düşünemediği bir uzvu vardır. Bu ise gözlerdir. Yüksek ihânet, kişinin kaybı ve ölümü ile kuvvetlenen yokluk hissiyat ve ahvali, gözlerde toplanıp, kanlı kanlı akacak olan ağlayış şiddetini teşhir edecektir.
Psikolojik buhranda, kişi, intihâra teşebbüsü ile kendini imtihân etmektedir. Fakat bunu beceremeyecek kadar sersem olduğunun farkına, daha birkaç dakika sonra idrakine vâsıl olmaktadır.
Menfî davranış ve kişilik edâları, evvelâ hayata büründüğünüz ilk anda başlıyor. Çünkü yaşama gayretinde bulunmak, hareket ve aksiyon mecburiyetini henüz doğar, doğmaz ağlayarak hakîkat ediyoruz.
İnsanlar, mefkûresi ne olursa olsun başarı dilemektedirler. Fakat, bu her zaman o kadar kolay icrâ etmez. Zîra her şey başarısızlıkla ile netîcelenmektedir.
Dünyâmız, savaş sahasından ibârettir. Meslekte, eğlencede, sohbet veyâ büsbütün görüşmelerde, herkes karşısındakini yenme ve mağlubiyetini temennî etmektedir.
İhânetin pişmanlığı sonraki tedrici adımlar, zâlimce hâdiseler ile cevap alabilecek ve ahval görülebilecek en büyük yurtta dünyâ savaşının ne mânâda olduğunu gösterebilecek kuvvette olacaktır.