Dolara göre artsan 300 TL, enflasyona göre artsan 405 TL olman gerekirdi.
Ama fırsatçılık, ahlaksızlık ve denetimsizlik yüzünden 20 katına çıktın.
Bu ülkede sorun sadece enflasyon değil..
NATO'nun en düşük kişi başına gelire sahip ülkelerinden biriyiz.
19 bin dolarla sadece Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ'ı geçebiliyoruz.
Bu rakamın da gerçeği yansıtmadığı ortada ama yönetenler bu veriyle yüksek gelirli ülkeler grubuna girdiğimiz için çok mutlular...
Eğer bir uzay gemisine binip ışık hızına çok yakın bir hızla seyahat ederseniz zaman sizin için yavaşlar ama korkunç kısım bu değil. Diyelim ki bu gemiye bindiniz ve uzayda sadece birkaç ay süren bir yolculuğa çıktınız. Sizin için her şey normal, saçınız biraz uzadı, birkaç kitap okudunuz, kahvenizi içtiniz. Ama Dünyaya geri döndüğünüzde burada yüzlerce yıl geçmiş olduğunu göreceksiniz. Fizik kuralları son derece nettir, sadece geleceğe doğru zamanda yolculuk yapabilirsiniz, geçmişe dönmek evrenin kodlarında yoktur. Sizin için geçen o kısacık 3 ayın bedeli, Dünyada bıraktığınız herkesin yaşlanması, ölmesi ve toza dönüşmesiydi.
Şimdi şunu düşünün, bu videoyu izlerken kafamda bir şey patladı çünkü hepimiz birer zaman yolcusuyuz ve bazı insanlar kendi kişisel uzay gemilerinde ışık hızına ulaşmış durumdalar. Kariyer, başarı, statü veya daha fazla para uğruna o kadar hızlı yaşıyorlar ki, kendi zamanlarını kelimenin tam anlamıyla büküyorlar. Sabahları erken kalkıyorlar, maillere saniyeler içinde dönüyorlar, toplantıdan toplantıya koşuyorlar ve her şeyi optimize ettiklerini sanıyorlar.
Ama olayı kaçırıyorsunuz, tıpkı o uzay gemisindeki astronot gibi, onlar hızlandıkça etraflarında sabit duran herkesin zamanı acımasızca akıp gidiyor. Başarıya ulaşmak için kendi ışık hızlarına çıktıklarında, çocuklarının ilk kelimelerini, eşlerinin yüzündeki yeni çizgileri, anne babalarının yavaş yavaş sessizleşmesini kaçırıyorlar. Onlar için aylar geçiyor gibi hissederken, sevdikleri için yıllar devriliyor.
Günün birinde o geminin motorlarını kapatıp tamam başardım, artık sevdiklerimle vakit geçirebilirim diyerek Dünyaya döndüklerinde karşılaştıkları manzara tam bir enkaz oluyor. Çünkü geride bıraktıkları herkes ya çoktan geçmişte kalmış ya da aralarındaki bağ yüzyıllar öncesine aitmiş gibi kopmuş oluyor. Sırf gelecekte bir yere varmak için kendi zamanını büküp etrafındaki herkesi yaşlandırmaya değiyor mu emin değilim. Ama bildiğim tek bir şey var, hızlandıkça yalnızlaşırsın ve o gemiden indiğinde başarını kutlayacak kimseyi bulamazsın. Sadece evrenin bize söylediği o acımasız yalanla baş başa kalırsın.
📌Kadir İnanır, 2013 yılında Akil Adamlar heyetine girmişti, sonra vites yükseltti, alenen HDP'ye destek vermeye başladı.
Bugünlerde konuştuğumuz yeni açılım süreci için de "Erdoğan yeniden çözüm sürecini başlatsın en önde giderim" diyerek destek verdi.
Teröristbaşı Bebek Katili Abdullah Öcalan'ı da "özgürlük savaşçısı" olarak tanımladı.
Hatta 1979 yapımı İsyan filminde canlandırdığı "Apo" Karakterinin Abdullah Öcalan'ı yansıttığını söyledi.
Şimdi bakıyorum da pek çok Atatürkçü olduğunu söyleyen hesap Kadir İnanır'a çok üzülmüş, rahmet dileme yarışına girmiş.
#Kadirİnanır pek de bir Tatar Ramazan değildi aslında, bildiğin Hırtlaşmış Ramazandı.
Olmaz lan, sizden bir halt olmaz.
Görüntüler Kırklareli'nden
Bir toplumun çöküşü büyük felaketlerle başlamaz. Önce bir çocuk ağacı kırar, kimse ses çıkarmaz. Sonra vicdan kırılır, kurallar kırılır, gelecek kırılır.
Bu çocuk evinde ne görüyor, ne yaşıyor, hangi değerlerle büyüyor?
Aile, eğitim ve toplum birlikte sorumludur. Çünkü doğaya saygı, önce evde başlar.
İran'ın kimliğine dair son derece ilginç bir görüntü...
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Aşura gecesi Kerbela Şehitlerini anma töreninde.
Okunan mersiye ise Türkçe.
Nature Index 2026 Research Leaders sıralamasında çarpıcı bir tablo var.
Fizik, kimya, mühendislik gibi alanlarda Çin kurumları listeyi domine etmiş. Bu alanlarda Çin’in bariz üstünlüğü var. Kaynaklarını bilinçli şekilde STEM’e kaydırmış.
Ancak sosyal bilimlere baktığımızda ise burda Çin’in varlığı çok küçük ve Batı hala açık ara önde.
Bunun en büyük sebebi Çin’in sosyal bilimlere verdiği düşük önem. Biliyorsunuz Çin üniversiteleri binlerce humanities & sosyal bilim programını ya kapattı ya askıya aldı. Ciddi bir küçülme politikası izliyor. Bu da haliyle sıralamalara yansıyor.
Çin uygulamalı bilimlerde zirveye oynarken, sosyal bilimleri bilinçli olarak ikinci plana atıyor.
Çin artık başka bir boyutta. Geçen ay misafir öğretim üyesi olarak görev yaptığım Renmin Üniversitesi’nde bir gün öğle yemeğini görmek için öğrenci yemekhanesini götürmelerini rica ettim. Çin’deki öğrenci yemekhanelerini çok severim, her geldiğimde mutlaka uğrarım. Adamlar yeni bir sistem kurmuşlar, çipli tabldot tepsisini alıyorsunuz, envai çeşit açık büfede seçiyorsunuz, her bir yemeğin önünde durup tepsiyi tezgaha koyup istediğiniz kadar gram ekliyorsunuz, isterseniz sadece bir kaşık alın otomatik hesaplıyor, tepsinin çipine işliyor, en son kasaya koyuyorsunuz tepsiyi bütün aldıklarınızı birleştiriyor, ödemeyi ise qr kod ile kolayca bir saniyede yapıyorsunuz.
1924 Anayasası kabul edilirken, vatandaşlık tanımı üzerine, meclis tutanakları üzerinden o günkü tartışmaların özeti!
Sadece 5 buçuk dakika!
Üşenmeyin, izleyin derim!
Çünkü önümüzdeki süreçte, Anayasa'daki vatandaşlık tanımı üzerinden ciddi tartışmalar olacağını gösteriyor!
@leventydz 👏
Enstitü Sosyal'ın 2026 Yükseköğretim raporuna göre Türkiye’de yükseköğretimin bugünkü tablosu:
🏛️ 208 üniversite
• 129 devlet
• 75 vakıf
• 4 vakıf MYO
👥 6.835.115 öğrenci
• 2.853.313 ön lisans
• 3.536.439 lisans
• 346.668 yüksek lisans
• 98.695 doktora
25-34 yaş grubunda üniversite mezunu oranı: %45,6.
Yani iktidarın yıllardır övündüğü şey açık: sayı büyümüş.
Ama mesele şu: Üniversite sayısı arttı, kalite aynı hızda artmadı; diploma çoğaldı, diplomanın değeri zayıfladı.
Bugünkü sorun tesadüf değil, yanlış yönetim tercihinin sonucudur.
1981’de YÖK;
🏛️ 19 üniversite
👥 250 bin öğrenci için kurulmuştu.
Bugün aynı merkeziyetçi akılla;
🏛️ 208 üniversite
👥 yaklaşık 7 milyon öğrenci yönetilmeye çalışılıyor.
Finansman performansa, kaliteye ve toplumsal etkiye göre değil; öğrenci sayısı, bina ve kadro üzerinden yürüyünce sonuç kaçınılmaz oluyor:
Daha çok tabela, daha çok kontenjan, daha çok mezun; ama daha az liyakat, daha az nitelik, daha zayıf akademik üretim.
Raporun verileri alarm veriyor:
👨🏫 183.787 öğretim elemanı
• 36.738 profesör
• 23.930 doçent
• 44.207 Dr. Öğr. Üyesi
• 42.766 araştırma görevlisi
🌍 2025 uluslararası öğrenci artış hedefi: %6,1
📉 gerçekleşme: %0,2
👨🏫 yabancı akademisyen oranı: %1,57
📚 öğretim üyesi başına yayın: yılda 1’in altında
Anahtar Çözüm; yeni ve sade bir yükseköğretim kanunu, liyakate dayalı akademik yükselme, performans esaslı finansman, istihdam verisine göre kontenjan ve üniversiteler arasında gerçek misyon farklılaşmasıdır.
Türkiye’nin gençleri tabela üniversitelerine değil, nitelikli eğitime layıktır.
Bakın bu kafesler güney kumsallarımızda yumurtlayan Caretta caretta ların yuvalarını işaretlemek için araştırmacılar tarafından konur. Üstünde uyarı yazısı bulunur. O kafesin içinde mangal yakmışlar! Ben artık ülkenin güzelliklerinden herkesin faydalanamayacağı bir sistem,+