Çoğu kişi onu yalnızca Homeros çevirmeni sanır.
Eksik kalır.
1915’te İstanbul’da doğdu.
Okulu Viyana ve Brüksel’de okudu. Yunanca ve Latince temeli orada atıldı.
DTCF’de doçent oldu, 1948’de üniversiteden uzaklaştırıldı.
12 Mart’ta Eyüboğlu ve Günyol ile tutuklandı, dört ay Maltepe’de yattı, beraat etti.
A. Kadir ile yaptığı İlyada ve Odysseia hâlâ referans. Ona göre İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin destanıdır.
1953’te Küçük Prens’i Ayşe Nur adıyla çevirdi.
1972’de ünlü 'Mitoloji Sözlüğü’nü yazdı.
Halikarnas Balıkçısı ve Sabahattin Eyüboğlu ile Mavi Yolculuk’u bir kültür hattına çevirdi.
Batı’nın kökünü Anadolu’da aradı.
Atatürk’ü Hektor’a benzetince tartışma çıktı. Mezarındaki Füreya Koral kuşu iki kez kırıldı, sonra onarıldı.
Çeviri, coğrafya ve fikir aynı kişide duruyordu.
Azra Erhat'ı kaybının yıldönümünde saygıyla anıyorum.
*(Görsel: AI renklendirme)
#AzraErhat #Homeros #MaviYolculuk #Mitoloji #Çeviri
Filozof Jean-Paul Sartre 1931-45 yılları arasında liselerde felsefe öğretmenliği yaptı.
Bugüne kadar bu derslerin içeriğine erişimimiz yoktu, ...ta ki 1943 yılında lise son sınıfta onun derslerine katılmış Maurice Mermet özenle tuttuğu notlarını Gallimard Yayınevi'ne teslim edene kadar.
Bugün 100 yaşında olan Mermet'nin mantık, ahlak ve psikoloji başlıklarına bölünmüş notlarını editörler elden geçirerek 500 sayfalık bir kitap ortaya çıkardılar. Bu ay Fransa'da piyasaya çıkan kitap umuyorum yakında Türkçeye de çevrilir.
Aşağıya Mermet'nin Sartre ile karşılaşmasını, Sartre'ın hocalık tarzını, Alman işgali yıllarında yaşadıkları garip olayları anlattığı videoyu ve çevirisini bırakıyorum, kitap gelene kadar bu videoyla idare edebilirsiniz belki.
İyi seyirler.
Frankfurt Okulu, modern dünyayı sadece anlamaya çalışmamış; faşizm, kapitalizm ve kitle kültürünün bireyi nasıl köleleştirdiğini Eleştirel Teori ile acımasızca ifşa etmiştir.
Sanatın ve medyanın fabrikasyon bir tüketim nesnesine dönüştüğünü savunarak, popüler kültürün kitleleri uyutmak ve statükoyu korumak için kullanılan en güçlü uyuşturucu olduğunu ilan etmişlerdir.
Akıl ve ilerlemenin insanlığa özgürlük getireceği vaadinin boşa çıktığını; aksine, modern rasyonalitenin insanı kendi ürettiği sistemlerin tutsağı haline getirdiğini savunmuşlardır.
FRANKFURT OKULU
Editör: H. Emre Bağce
https://t.co/ytJvNeIkwK
#sosyoloji #frankfurtokulu #adorno #horkheimer #benjamin #marcuse
“I don’t believe in teaching poetry at all, but that’s what they want one to do. You see so many poems every week, you just lose all sense of judgment.” —Elizabeth Bishop https://t.co/lKx1hqpMln
Yerli oryantalist Ruşen Çakır Türkiye ��calan ile tanışmaya hazır mı diye sormuş. Nasıl vicdansız bir soru…
Türkiye narko-terör örgütü elebaşı katliamcı Öcalan ile 1976’dan buyana tanışıyor. Doğduğu güne lanet olsun. Öleceği gün şenlik olsun. @zaferpartisi
"TV stüdyoları, ışıl ışıl kitapçı vitrinleri, fuarları ve festivalleri dolduran cıvıl cıvıl okur kalabalıkları karşısında Fildişi Kule öyle ıssız, öyle yavan kaldı ki, yazarın okur topluluğuyla yeni bir sözleşme imzalaması kaçınılmaz. "
Uzunca bir sunuş da yazdığım yeni çevirim yayımlandı. Sevinçliyim...
Friedrich Schleiermacher:
Hermeneutik Dersleri
(1809/1810 Güz ve 1819 Bahar Yarıyılı)
@alfakitap
Çok sevdiğim, özel bir yazar Safiye Erol. Haber onun daha görünür, daha çok okunur olması açısından değerli, ama insan şunu demeden edemiyor Kubbealtı'nda yıllardır ışığı görünsün sabrıyla beklerken ne kadar geç bir anaakım keşfi.✨️✨️✨️
Benim de en keyifle verdiğim derslerden birisiydi “Global Terrorism”.
Final sınav sorum 3 aşamalıydı. Sınavdan 2 hafta önce soruyu vermiştim. Hazırlanıp geleceklerdi.
1- Önce bir terör örgütü tasarlayın (örgütün mantığı, eylem biçimi, üye tipolojisi, ideolojisi uyumlu olacak. Yoksa puan gider)
2- O örgütün mantığına uygun bir eylem tasarlayın.
3- son aşama : Güvenlik kurumu tarafında geçip
A) eylemin bilgisi ilk geldiğinde önlem alın
B) eylem anında ve hemen ardından önlem alın
C) Eylemin sonraki aşamalarda etkisini kırmak için gerekli önlemleri alın.
😀sadece öğrenciler değil aileler de onlarla birlikte sınavı yapmaya çalışmıştı; sonra sınavın içeriğini haber alan emniyet teşkilatı üyeleri de sürece katılmıştı. 😂
Hep birlikte envai çeşit eylem planlayıp, sonra da engellemiştik. Dünyanın en komik eylemleri sınav için planlanmış olabilir. Sonra sınav kağıtlarını öğrencilerle birlikte değerlendirmiştik. Gülmekten gözümüzden yaş gelen planlamalar vardı. 32.Gün ekibi sınavı değerlendirirken çekim bile yapmıştı.
Yaklaşık 20 yıl geçmiştir üzerinden😉
XV. asır vakanüvisi Jacques du Clercq'in vekayınamesinde Fatih Sultan Mehmet'in ağzından yazılmış apokrif mektup:
"Morbesan'dan papa VI. Alexander'a:
'...yani bir zamanlar Troya'nın efendisi, Türklerin atası ve lideri yüce Priam'ın soyundan, yani Anthenor'un soyundan geldiklerinden, şanları, adları ve kudretleriyle bizden olduklarından onlara [İtalyanlara] karşı tabi bir sevgimiz olduğu üzere; ve bu cihetle onun halefi olarak mezkur Troya şehrini yeniden inşa edilmesini, hakimiyetini yeniden sağlamayı, tüm Avrupa'yı imparatorluğumuzun itaatine almayı idrak ve teklif ediyoruz.
ve bilhassa Hektor'un kanının, Troya'nın yıkılmasının, büyük Pallas mabedinin kirletilmesinin öcünü almak için, Venediklilerin geldiği, zorla hakim oldukları, bize kehanetlerle vaat edilen topraklarla beraber tüm Yunanistan'a ve Troya'yı yok edenlerin halefi ve mirasçısı olan halkına boyun eğdirdik.
itidalli zatınızdan ricamız bundan böyle o tür fermanlar yazmaktan geri durmanız ve hıristiyanlardan bizimle savaşmalarını istememenizdir..."
1927 yılında genç bir Rus araştırmacı, öğle yemeği yemek için Berlin’de bir kafeye girdi. Garsonun davranışlarında tuhaf bir şey fark etti. O sırada, bu basit gözlemin psikoloji tarihini sonsuza dek değiştireceğinden habersizdi.
Garsona yaklaşıp son derece basit bir soru sordu…
Birkaç hafta sonra bu tesadüfi gözlem, 20. yüzyıl psikolojisinin en meşhur keşiflerinden birine dönüşecekti. Bugün bu keşif, birçok yetişkinin ağır bir fiziksel faaliyette bulunmadığı hâlde neden sürekli, hafif ama inatçı bir yorgunluk hissettiğini açıklamak için de kullanılıyor.
Araştırmacının adı Bluma Zeigarnik’ti. Henüz 26 yaşındaydı. Dönemin en etkili psikologlarından biri olan Kurt Lewin’in laboratuvarında çalışmak üzere Berlin’e gelmişti. Lewin, insan zihninin yalnızca yapay laboratuvar koşullarında değil, gerçek ve gündelik hayatın içinde nasıl işlediğini araştırıyordu.
Zeigarnik’i hafıza ve dikkat konusundaki anlayışımızı önemli ölçüde değiştirecek gözleme götüren de işte bu yaklaşım oldu.
O akşam Zeigarnik, bir grup meslektaşıyla birlikte bir kafeye gitti. Çok sayıda yemek sipariş ettiler. Garson hiçbir şeyi not almamasına rağmen bütün siparişleri aklında tuttu ve hiçbir hata yapmadan servis etti.
Hesap ödendikten sonra herkes kalkıp gitmeye hazırlanıyordu. Zeigarnik kapıya vardığında masada bir şey unuttuğunu fark ederek geri döndü. Aynı garsona yaklaştı ve basitçe sordu:
“Bugün neler sipariş ettiğimizi bize tekrar söyleyebilir misiniz?”
Garson ona şaşkınlıkla baktı. Siparişe dair hiçbir ayrıntıyı hatırlamıyordu.
Oysa yalnızca birkaç dakika önce bütün siparişleri kusursuz biçimde hafızasında tutmuştu. Fakat hesap kapatılıp para alındıktan sonra sanki bu bilgiler hiç var olmamışçasına zihninden silinmişti.
Bu olay Zeigarnik için önemli bir araştırma sorusunun başlangıcı oldu:
İnsan beyni neden tamamlanmamış işleri hatırlarken tamamlananları daha kolay unutuyordu?
Laboratuvara döndüğünde basit bir deney tasarladı. Katılımcılara yaklaşık yirmi farklı görev verildi. Görevlerin bir kısmını tamamlamalarına izin verilirken diğerleri henüz yarısındayken kesintiye uğratıldı ve katılımcılardan başka bir işe geçmeleri istendi.
Daha sonra onlara, “Bugün hangi görevleri yaptınız? Hatırladıklarınızı sıralayın.” diye soruldu.
Deney tekrarlandıkça sonuçlar oldukça tutarlı ve açıktı: Katılımcılar yarıda kesilen, yani tamamlanmamış görevleri, tamamladıkları görevlere kıyasla neredeyse iki kat daha fazla hatırlıyordu.
Yarım kalan işler zihinden kolayca silinmiyordu. Sanki yeniden ele alınmayı ve tamamlanmayı talep edercesine hafızanın ve dikkatin bir bölümünü meşgul etmeye devam ediyordu.
Zeigarnik araştırmasının sonuçlarını 1927 yılında Almanca yayımlanan bir psikoloji dergisinde yayımladı. Bu olgu bugün psikolojide “Zeigarnik etkisi” olarak biliniyor.
Aradan neredeyse bir asır geçti. Günümüz insanı, Zeigarnik’in muhtemelen hayal bile edemeyeceği şartlarda yaşıyor.
Aynı anda zihninde onlarca yarım kalmış mesele taşıyor: cevaplanmamış bir mesaj, ertelenmiş önemli bir konuşma, bitirilmemiş bir proje, çözülememiş bir aile meselesi…
Tamamlanmadan bırakılan her şey, tıpkı garsonun henüz hesabı kapanmamış siparişleri gibi, zihnin arka planında bir yer işgal etmeye devam ediyor. Ve yarım kalan işler çoğaldıkça, zihnin gündelik hayatı yaşamak için kullanabileceği enerji de giderek azalıyor.