Kemal Tahir’in Kurt Kanunu romanı bundan 15 sene önce TRT’de diziye aktarılmıştı.
Burada öyle bir sahne var ki ben olsam bunu siyasal öğrencilerine ders diye okuturum.
Kemal Tahir istiklal mahkemelerinde yargılanan Emin bey üzerinden, intihar etmiş olan Kara Kemal bey’i öyle bir konuşturur ki hayran kalmamak elde değildir.
Sahne oldukça uzun dolayısı ile sadece bir kaç kişiye hitap ediyor olsa da yine de paylaşacağım.
Kara Kemal’in iktidar ve muhalefet tanımı o kadar zaman üstü ve her zaman geçerli ki söylenenlerim hepsinin bugüne bir karşılığı var…
12 dakika çok uzun ama izleyenler pişman olmayacak.
Geçen Kasım'da Lübnan'daydık. İkinci günün sonunda şu gözlemi paylaştık.
Kuzey Beyrut mamur, müreffeh, canlı, medeni, neşeli, quasi-Avrupai bir şehir. Güneyi (Dahiye) insanların balık istifi yaşadığı, sefil, altyapısı çökmüş, öfkesi burnunda bir yığıntı. Nüfuslar kabaca eşit.
Biraz tarih, biraz insan psikolojisi bilen birinin apaçık gördüğü gerçek: Er veya geç Güney Kuzeyi istila edecek, yerle bir edecek. Kaçınılmaz bir şey.
Mantıklı bir toplum ne yapar? Elindeki tüm imkanları kullanarak Güneyi entegre etmeye çalışır, eğitim seferberliği başlatır, altyapı kurar, refahından feragat ederek Güneylileri kalkındırır, iş verir, para verir. Uzun vadede tek kurtuluşunun bu olduğunu bilir.
Peki ne yapıyorlar? Nefret ediyorlar. Görmek istemiyorlar. Bir de Dahiye'yi görelim diyen turisti vazgeçirmeye çalışıyorlar. Pis! Tehlikeli! Aman uzak dur! Biz görmemeye çalışıyoruz, sen de görme.
Çünkü toplum psikolojisinde nefret her zaman akıldan daha güçlü bir muharriktir.
Konu yalnızca Lübnan değil. Sanırım dünya olaylarını anlamakta kilit bir gözlem bu.