Herkese merhaba, yaklaşık 2 senedir büyük mücadele verdiğimiz ve safsata yayılmalarına karşı büyük başarılar elde ettiğimiz,
6 bine yaklaşan hekim, akademisyen, bilim insanı ve sağlık okur yazarı tarafından taşınan topluluğumuz X'in aldığı "Topluluk özelliğinin kaldırılması" kararı ile kapatılacaktır.
Ancak çok iyi biliyoruz ki safsatacılar, dezenformasyoncular sadece X üzerinden değil Telegram ve Whatsapp kanal ve grupları üzerinden planlamalar yapıp X'de zırva saçıyorlar.
Bunun önüne geçmeye devam etmek ve topluluk olmadan hala X'de dezenformasyonla mücadele etmek için Whatsapp ve Telegram'dan birer ÜCRETSİZ kanal kurdum.
Bu kanallarda aynı şekilde dezenformasyona karşı paylaşımlara, bilgilendirmelere ve içerik üretmeye devam edeceğim.
Hem telegram hem whatsapp'ta grup değil "kanal" olduğu için telefon numaralarınız vb kişisel bilgileriniz ben dahil, herhangi bir üye veya takipçi tarafından asla görülmeyecektir.
Hem Ücretsiz Whatsapp hem Ücretsiz Telegram kanallarımın linkini paylaşıyorum. Abone olursanız çok mutlu olurum:
Whatsapp katılım linki:
https://t.co/wyv8C5hNif
Telegram katılım linki:
https://t.co/53neIbIouh
"Türkiye'deki kedilerde kuduz yok" şeklinde bir yaklaşım yok arkadaşlar.
Yaranın seviyesi ve aşı geçmişinize göre immünglobulin ve aşı uygulanır.
Bir tıp mensubunun böyle über saçma bir şey söyleyeceğini düşünmüyorum, ancak oldu da böyle bir şey söylediyse bile SAKIN HA SAKIN CİDDİYE ALMAYIN.
Ülkemizde daha önce kedi kaynaklı kuduz vakası görülmemiş olabilir. Peki o kedinin 15 gün önce çöp kenarında kuduz bir köpek tarafından dişlenip son anda elinden kaçmadığının garantisini kim verecek?
Hayret bişey
"Türkiye'deki kedilerde kuduz yok" şeklinde bir yaklaşım yok arkadaşlar.
Yaranın seviyesi ve aşı geçmişinize göre immünglobulin ve aşı uygulanır.
Bir tıp mensubunun böyle über saçma bir şey söyleyeceğini düşünmüyorum, ancak oldu da böyle bir şey söylediyse bile SAKIN HA SAKIN CİDDİYE ALMAYIN.
Ülkemizde daha önce kedi kaynaklı kuduz vakası görülmemiş olabilir. Peki o kedinin 15 gün önce çöp kenarında kuduz bir köpek tarafından dişlenip son anda elinden kaçmadığının garantisini kim verecek?
Hayret bişey
"Türkiye'deki kedilerde kuduz yok" şeklinde bir yaklaşım yok arkadaşlar.
Yaranın seviyesi ve aşı geçmişinize göre immünglobulin ve aşı uygulanır.
Bir tıp mensubunun böyle über saçma bir şey söyleyeceğini düşünmüyorum, ancak oldu da böyle bir şey söylediyse bile SAKIN HA SAKIN CİDDİYE ALMAYIN.
Ülkemizde daha önce kedi kaynaklı kuduz vakası görülmemiş olabilir. Peki o kedinin 15 gün önce çöp kenarında kuduz bir köpek tarafından dişlenip son anda elinden kaçmadığının garantisini kim verecek?
Hayret bişey
Kişi kendinden bilir işi.
Demek ki imkanın olsa bunları yapmaktan geri durmazdın ki doktor dedi mi aklına ancak bunlar geliyor Allah'ın zırcahili.
Sadece cahil değil aynı zamanda hadsiz ve kötü kalplisin.
Eğer ben ilaç şirketlerinden fon alıyorsam Allah benim belamı versin ama almıyorsam azıcık Allah inancın varsa hakkım sana sonuna kadar haramdır haberin olsun
Güzel paylaşım olmuş
Meraklıları için detaylandırayım.
Söz konusu çalışma daha geçtiğimiz hafta, 28 Mayıs'ta British Journal of Sports Medicine'da yayınlandı. Gerçekten 147 binden fazla katılımcının verisini, üç büyük kohortta (Health Professionals Follow-up Study, Nurses' Health Study ve Nurses' Health Study II) yaklaşık 30 yıl boyunca izleyerek direnç antrenmanı ile ölüm arasındaki doz-yanıt ilişkisine bakmışlar.
Sonuç olarak haftada 90-119 dakika kuvvet antrenmanı, her nedenden ölüm riskinde %13 düşüşle ilişkili bulundu ve 120 dakikanın üstünde ek fayda görülmedi.
Aynı 90-119 dakikalık dilim kardiyovasküler ölümde %19, nörolojik hastalık ölümünde %27 daha düşük riskle ilişkilendirildi, bu iki rakam da güzel aktarılmış yukarıda. Düzeltmem gereken birkaç kısım var ama:
%58'e kadar düştü denmiş ama bu tek başına kuvvet antrenmanının marifeti değil, çalışmadaki asıl mesaj, en büyük faydanın aerobik egzersiz ile kuvvet antrenmanını birlikte yapanlarda ortaya çıktığını söylüor.
Buradaki büyük düşüşün aslan payı zaten ölüm riskini güçlü biçimde azalttığı onlarca yıldır bilinen aerobik egzersizden geliyor.
Yani kuvvet antrenmanı da çok önemli ama aslında esasen bunun üstüne eklenen sinerjik bir katkı
Nitekim çalışmada yalnızca aerobik egzersizde bile haftalık 7.5 MET-saat eşiğini aşanlarda ölüm riski %26 ila %43 daha düşük bulunmuş.
Yani bakın tekrar söylüyorum:
%58 dediğimiz aerobik + kuvvetin ortak eseri.
O yüzden SADECE "ağırlık kaldırınca ölüm riskin yarı yarıya düşer" diye okumak ciddi yanlış olur.
Bir de yukarıda hiç bahsedilmemiş ama çalışmanın en ilginç ayrıntısı şu:
Kanser ölümlerindeki azalma yüksek dozda değil, düşük dozda kuvvet antrenmanında belirginleşmiş.
Burayı iyi okuyalım:
Haftada 1-29 ve 30-59 dakika çalışanlarda sırasıyla %21 ve %18 daha düşük kanser ölüm riski görülmüş.
Yani her ölüm nedeni için, ne kadar çok o kadar iyi mantığı geçerli değil, farklı hastalıklar için farklı doz pencereleri var.
Aslında bence bu da bize kasın sadece bir hareket organı değil, metabolik ve endokrin bir doku olduğunu hatırlatıyor.
Tabii bu kadar anlattım ama her zaman yaptığım kavramsal uyarıyı burada da yapayım:
Bu bir gözlemsel kohort çalışması, randomize deney değil, yani ne demek bu?
Kuvvet antrenmanı yapanların daha az ölüyor olması gerçek ama tek başına nedenselliği kanıtlamaz, çünkü düzenli ağırlık çalışan insanlar aynı zamanda daha az sigara içen, daha iyi beslenen, sosyoekonomik olarak daha avantajlı kişiler olma eğilimindedir.
Araştırmacılar bu karıştırıcıları istatistiksel olarak düzeltse de hiçbir gözlemsel çalışma bu faktörleri sıfırlayamaz, dolayısıyla bu çalışmayı okurken, kuvvet antrenmanının ölümü önlediği çıkarımını direkt yapmak mümkün değil
Peki ne söylemek mümkün?
Kuvvet antrenmanı belirgin biçimde daha düşük ölüm riskiyle güçlü ve tutarlı şekilde ilişkilidir, ve makul bir nedensellik zinciri vardır.
Zaman ayırıp okuyanlara teşekkür ederim.
Umarım faydalı olur.
Sağlıklı ve sporlu günlerr dilerim.
Adam Marfan Sendromlu hasta görseli paylaşıp, sebebine yetersiz uyku falan yazmış.
Yetersiz uyku FBN1 geninde mutasyon mu yapıyor büyük ulema?
Anlat da bilginin zekatını ver bize
Yetersiz uyku ve hareket, hava ve su kirliliği, düşük protein ve mineral alımı, gdo ve pestisitler ve aşırı stres sonuç çöken insan vücudu.
70'lerde ABD Ulusal Güvenlik raporlarından birinde halk hareketleri ile baş etmenin yolu onları obez veya çelimsiz hareket edemez düşünemez hale getirecek şekilde sağlıklarını yok edip bağımlı kılmak olduğuna dair ABD Hükümetinin karar aldığı bilgileri vardı.
Aslında devasa bir CIA Soğuk Savaş kontrgerilla mücadelesinin yapay zeka ve aşırı teknoloji ile bütünleşmiş neo feodalizm çağının ilk sancılarını yaşıyoruz.
Hala öve öve bitiremiyorum?
ABD'li iki üç safsatacının yalan haberleri ve bunları tweetleyen algici 5-10 Twitter profilinin oluşturduğu toplu hezeyan aşıları zararlı mı yaptı sanıyorsun sen?
İşte senin gibi tiplemeleri kandırmak bu kadar kolay
Bir de kendini haklı sanıp sona kahkaha falan basıyor
İbretlik
Güzel paylaşım olmuş
Meraklıları için detaylandırayım.
Söz konusu çalışma daha geçtiğimiz hafta, 28 Mayıs'ta British Journal of Sports Medicine'da yayınlandı. Gerçekten 147 binden fazla katılımcının verisini, üç büyük kohortta (Health Professionals Follow-up Study, Nurses' Health Study ve Nurses' Health Study II) yaklaşık 30 yıl boyunca izleyerek direnç antrenmanı ile ölüm arasındaki doz-yanıt ilişkisine bakmışlar.
Sonuç olarak haftada 90-119 dakika kuvvet antrenmanı, her nedenden ölüm riskinde %13 düşüşle ilişkili bulundu ve 120 dakikanın üstünde ek fayda görülmedi.
Aynı 90-119 dakikalık dilim kardiyovasküler ölümde %19, nörolojik hastalık ölümünde %27 daha düşük riskle ilişkilendirildi, bu iki rakam da güzel aktarılmış yukarıda. Düzeltmem gereken birkaç kısım var ama:
%58'e kadar düştü denmiş ama bu tek başına kuvvet antrenmanının marifeti değil, çalışmadaki asıl mesaj, en büyük faydanın aerobik egzersiz ile kuvvet antrenmanını birlikte yapanlarda ortaya çıktığını söylüor.
Buradaki büyük düşüşün aslan payı zaten ölüm riskini güçlü biçimde azalttığı onlarca yıldır bilinen aerobik egzersizden geliyor.
Yani kuvvet antrenmanı da çok önemli ama aslında esasen bunun üstüne eklenen sinerjik bir katkı
Nitekim çalışmada yalnızca aerobik egzersizde bile haftalık 7.5 MET-saat eşiğini aşanlarda ölüm riski %26 ila %43 daha düşük bulunmuş.
Yani bakın tekrar söylüyorum:
%58 dediğimiz aerobik + kuvvetin ortak eseri.
O yüzden SADECE "ağırlık kaldırınca ölüm riskin yarı yarıya düşer" diye okumak ciddi yanlış olur.
Bir de yukarıda hiç bahsedilmemiş ama çalışmanın en ilginç ayrıntısı şu:
Kanser ölümlerindeki azalma yüksek dozda değil, düşük dozda kuvvet antrenmanında belirginleşmiş.
Burayı iyi okuyalım:
Haftada 1-29 ve 30-59 dakika çalışanlarda sırasıyla %21 ve %18 daha düşük kanser ölüm riski görülmüş.
Yani her ölüm nedeni için, ne kadar çok o kadar iyi mantığı geçerli değil, farklı hastalıklar için farklı doz pencereleri var.
Aslında bence bu da bize kasın sadece bir hareket organı değil, metabolik ve endokrin bir doku olduğunu hatırlatıyor.
Tabii bu kadar anlattım ama her zaman yaptığım kavramsal uyarıyı burada da yapayım:
Bu bir gözlemsel kohort çalışması, randomize deney değil, yani ne demek bu?
Kuvvet antrenmanı yapanların daha az ölüyor olması gerçek ama tek başına nedenselliği kanıtlamaz, çünkü düzenli ağırlık çalışan insanlar aynı zamanda daha az sigara içen, daha iyi beslenen, sosyoekonomik olarak daha avantajlı kişiler olma eğilimindedir.
Araştırmacılar bu karıştırıcıları istatistiksel olarak düzeltse de hiçbir gözlemsel çalışma bu faktörleri sıfırlayamaz, dolayısıyla bu çalışmayı okurken, kuvvet antrenmanının ölümü önlediği çıkarımını direkt yapmak mümkün değil
Peki ne söylemek mümkün?
Kuvvet antrenmanı belirgin biçimde daha düşük ölüm riskiyle güçlü ve tutarlı şekilde ilişkilidir, ve makul bir nedensellik zinciri vardır.
Zaman ayırıp okuyanlara teşekkür ederim.
Umarım faydalı olur.
Sağlıklı ve sporlu günlerr dilerim.
Ya arkadaş bir dediğinde de haklı ol be
Her şeyi nasıl bu kadar sallıyorsun? Hiç mi okumuyorsun hayal gücün mü çok geniş??
Sonra şikayet edilince, ceza alınca da "Beni engellemeye çalışıyorlar." diye algı yapıyorsun
Yalan konuşuyorsun arkadaşım, başa çıkılabilecek gibi değil hem de
Sürekli
Ana akım medyaya da sürekli çıkıyor ve sürekli bişeyler sallıyorsun
Mesela burada bir doğruyu dilin tamamını korku üzerine kurarak çarpıtma yapıyorsun.
Çünkü zehir almak ile güvenli sınırın altında kalıntı saptanması aynı şey değil
Çileğin pestisit kalıntı listelerinde üst sıralarda olduğu doğru, çilek yapısı gereği yumuşak, kabuksuz, yüzeyi geniş ve mantar enfeksiyonuna açık bir meyve olduğu için diğer ürünlere kıyasla daha sık fungisit ve akarisit uygulaması alır.
İtalya'da 2023-2024'te toplanan 83 çilek örneğinde 31 farklı pestisit saptanmış, çoğu fungisit, yani çilekte yüksek miktarda tarım ilacı kullanılıyor evet burası doğru.
Ancak kalıntının saptanması ile o kalıntının zehirleyici doza ulaşması bambaşka iki şey.
Burada zehir alıyorsunuz diyerek kanıtın söylemediğini söylüyorsun; aynı İtalya çalışması, Avrupa maksimum kalıntı limitini ara sıra aşan örnekler olsa bile, hem akut hem kronik maruziyetin toksikolojik referans değerlerin çok altında kaldığını ve sağlık riskinin ihmal edilebilir düzeyde olduğunu raporluyor mesela.
Fransa'nın 2017-2021 ulusal izleme verisiyle yapılan kümülatif risk analizinde çilek-fluopyram kombinasyonu en yüksek katkı veren kalem olmasına rağmen toplam riskin kabul edilebilir eşiğin çok altında kaldığı gösteriliyor.
Çin'de beş meyve üzerinde yapılan çalışmada çilek en çok kalıntı saptanan meyve olmasına rağmen tüketici risk değerleri %100'ün altında, yani anlamlı risk yok bulunuyor.
Yani bu arkadaşın bahsettiği zehir'in teknik bir anlamı yok tamamen duygusal.
Çünkü çok ilgin yok sanırım ama toksikolojinin beş yüz yıllık ilk kuralı nedir??
Bunu halk da bilir hatta baya ünlü söz.
Paracelsus'tan beri aynı:
Zehri yapan maddenin kendisi değil dozudur ve saptanabilir eser kalıntı ile zarar verecek doz arasında çoğu zaman binlerce kat fark vardır.
Modern kütle spektrometresi bir maddenin milyarda birini bile yakalar ve sonuçta saptandı demek anlamlı veya tehlikeli demek değildir.
Hele hormonlarla alakalı iddian saç baş yolduracak cinsten.
Temelden yanlış ve fizyolojiye aykırı.
Çünkü çileğin kırmızılaşması ve olgunlaşması bitkinin kendi doğal hormonu olan absisik asit ile yürüyen içsel bir süreç zaten
Dışarıdan püskürtülen bir kızartma hormonu diye bir tarımsal ne olduğunu söyle de biz de anlayalım.
Çilek hasat sonrası olgunlaşmayan bir meyvedir, yani yeşilken koparılıp sonradan kimyasalla kırmızıya boyanan bir ürün mantığı zaten çileğin biyolojisine uymaz
Her şeye hormon basıyorlar zırvasını bu sefer de çileğe yapıştırmış arkadaş.
Kışın çileğin nasıl kırmızı olduğu da gizemli bir soru değil, sürekli bu konularda konuşan birinin aslında kolayca öğrenmesi gereken basit tarım bilgileri.
Seralar, ışık ve sıcaklık kontrolü, gün-nötr çeşitler ve coğrafi olarak farklı iklimlerden tedarik.
Yani kışın çileğin var olması bir komplo değil, örtü altı üretimin olması gereken sonucu, kışın domates bulabilmek de aynı.
Hele üreten ailelerin yememe olayı da tamamen zırva
Yiyordur da, yemeyen varsa da muhtemelen basitçe her gün gördüğü üründen bıkmıştır.
Evet, eğer abartmasa ve bağlamından kopartmasa gerçek bir sorun var. Nedir o?
Çilek gerçekten daha çok ilaç gören bir üründür ve yıkama, mümkünse mevsiminde ve güvenilir kaynaktan tüketme, çocuklarda çeşitlilik gibi makul önlemler mantıklıdır, hatta MRL aşımlarının izlenmesi ve sürdürülebilir tarım gerçek bir kamu sağlığı gündemidir; bunlar çok önemli uyarılar.
Ancaaak,
Çilek yiyen yüksek oranda zehir alır, üreten bile yemiyor vb iddiaları tamamen zırva, böyle bir şey yok.
Bu şekilde korkutucu olmak insanı günde beş porsiyon meyve-sebzenin kanıtlanmış koruyucu faydasından uzaklaştırıp, ölçülebilir ama zararsız bir kalıntıyı zehir sanma yanılgısına düşürür.
Ki bakın halk sağlığı açısından çileği bırakmanın getireceği zarar, o eser kalıntının getireceği teorik riskten çok daha büyüktür.
Sonuçta burada doğru olan çileği reddetmek, böyle tuhaf tuhaf iddialar atmak değildir, iyi yıkayıp yemektir.
Bir de cevap verdiği yorumumun dahi yarısında mRNA aşılarını övüyorum zaten
Cevap verdiği yorumu dahi o kadar okumamış yani düşünün.
Bu tipler kendilerini alim sanıyor işte
@burak1677699@grok@paterfamilias06 Şöyle bir düşünelim, sen mi daha çok doğum sonrası bebek takip etmişsindir ben mi? Sen mi daha çok doğuma şahit olmuşsundur ben mi? Sadece beynini kullanmayi dene sen de??
@alihamidann Aşının kalp krizi üzerine olumsuz hiçbit etkisi yok. Bu bilimsel olarak milyonlarca kişi üzerinde ispatlandı. Algı oluşturmak isteyenler her şeyi aşıya bağlıyor ciddiye almayın. Profilimde bu konuda çok yazı var. mRNA vb diye aratıp okuyabilirsiniz.
Kardeş korona aşısı SON DERECE BAŞARILI OLDU
Gerçek dünyada olan bu.
Twitter'da ulkemizdeki algı ve manipülasyon profillerinin kendi uydurdukları veya sıklıkla yabancı profillerden aldıkları manipülasyon ve yalan tweetlerle kendi kendinize kötü sandığınız aşı dünyayı kurtardı. Milyonlarca insan üzerinde, son derece sağlam metodolojik çalışmalarla kanıtlandı bu.
Sen hiçbir halttan anlamıyor, yorumlamayı bilmiyor olabilirsin tamam da, bizim de öyle olduğumuzun kabul edip kendi doğrunun bir de laf soktuğunu sanarak tweetliyorsun. Şaka gibi yemin ederim.
@burak1677699@paterfamilias06 BURAK HER ÇOCUKTA KAN ALINMAZ.
HEPATİT AŞISI YAPILIR, K VİT YAPILIR
KAN GEREKLİ OLANDAN ALINIR.
NE LAFTAN ANLAMAZSIN SEN?
@grok her yenidoğan bebekten rutin kan alınır mı?
Topuk kanı vermeyen aile koldan kan mı verir kardeş kafa mı buluyorsun? Zaten ortalama 100 çocuktan 1'i falandır doğumdan sonra damar yolu açılan-kan alınan falan. Onların da tam doğumdan sonra topuk kanının alınacağı saatlere denk gelen 10'da 1 falandır. Etti sana 1000'de 1. Bunların içinden 1sadece topuk kabul etmiyorum, koldan olur 1diyen de 10'da 1 olsa eder sana 10.000'de 1.
Hah o da denk gelirse olur.
Kanın yerinin bir farkı yok.
Ama senin fantastik dünyan gerçek dünyayla aynı değil
Uğraştığım işe bak ya