" Çıplak arama yoktur " diyen birisi vardı hatırladınız mı?
"Var" diyene terörist diyordu
"iffetli kadın çıplak aramayı şikayet etmek için 1 yıl beklemez "
derdi!
hiç yüzü kızarmazdı!
"‘... Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi. ‘Sen bekârsın, değil mi?’ dedi. ‘Evet’. ‘Velayetleri de sende?’ ‘Evet.’ Senin çocukların reşit de değildi, değil mi?’ dedi. ‘Değil’ dedim. ‘Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarımla tehdit ettiler.
Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur… Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler…
İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu..."
İBB Davası’nda Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunması:
https://t.co/5lVDyGWdvJ
“Tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldım.
Dedim ki ‘Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?’ ‘İşte’ dedi, ‘böyle online ekrana bağlanıyorsunuz.’
Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası.
Böyle gözüm de ısırıyor ‘Allah Allah’ diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı, çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım.
‘Ya’ dedi, ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda’ dedi, ‘ben sana ne dedim’ dedi. ‘Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana’ dedi, ‘kumpas kuracak demedim mi’ dedi. ‘Niye konuşmadın sen’ dedi. ‘Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi.
‘Ama’ dedim, ‘Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım.’
‘Bak şimdi’ dedi, ‘sen git’ dedi, ‘eşyalarını topla ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim’ dedi. ‘Geleceksin’ dedi, ‘burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin.’
Ben de dedim ki, ‘Savcım ben yeniden ifade veririm vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım’ dedim.
Şimdi karşımdaki savcı ya, ‘Yok efendim’ diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız.
Dedim ki ‘Tamam’ dedim, ‘ben avukatıma bir danışayım’ dedim.
Böyle yaptı, ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi. ‘Sen bekârsın, değil mi?’ dedi. ‘Evet’. ‘Velayetleri de sende?’ ‘Evet.’ Senin çocukların reşit de değildi, değil mi?’ dedi. ‘Değil’ dedim. ‘Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarımla tehdit ettiler.
Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur… Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler…
İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu.
40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız… Ben o insanlarla birlikte kaldım.
Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de, ‘Çekilin’ dedim, ‘madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?’
Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan, ‘Kestik. Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı’ filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar’ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi?”
🔺Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu Türker, Koç Grubu ve Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders de veren Türker, İBB Medya AŞ Genel Müdürü olarak 15 aydır tutuklu.
Akit TV bugün yanlışlıkla gazetecilik yaptı. Teknik ekip hâlâ sorunun kaynağını araştırıyor. Bilim insanları ise nadir görülen bir doğa olayı diyerek incelemelerine devam ediyor. Moderatörün akibeti ise sabaha belli olur😁
Kemal Kılıçdaroğlu'nun okuduğu bilinen BirGün gazetesinde yayımlanan açık mektuplara şair Şükrü Erbaş da katıldı.
"Kaymakla dibi bulmak arasında uzun mesafe yoktur. Siz dibi buldunuz ama yine de kulağınızda olsun istedim.
Size birileri 3000 yıl sonra Truva Atı görevi verdi. Bu hile 3000 yıl önce zekiceydi ama bugün Truva Atı'nın içinde yalnızca siz varsınız ve bu çok zavallı bir hile.
Kaldı ki siz bu zeki hileye bile itibar etmeden akıl almaz bir kaba şiddetle 'evinize' girmeye çalıştınız! Ne büyük utanç!
13 yıl boyunca arkanızda 100 yıllık bir büyük yapı varken yapamadığınız ne var da şimdi yanınızda üç muhteristen başka kimse yokken yapacaksınız?
Benim ve çocuklarımın geleceğini siz nasıl hırslarınız için, bir başka kötülük örgütlenmesine peşkeş çekmeye cüret edebiliyorsunuz?
Toplum ve partinizin tabanı sizi istemedi. Hepsi bu. Bunda anlaşılmayacak ne var?
İçinde büyüdüğünüz o olağanüstü kültürün dünyaya öğrettiği en yüce erdem utanma duygusu iken siz nasıl böyle düşkün birisi oldunuz?
Bir başka basit soru, ölümü hiç düşünüyor musunuz?
Siz, yaşınız gereği '68 kuşağı'ndan sayılırsınız. Zerre kadar fikretseydiniz, bugün yaptığınızın Deniz-Yusuf-Hüseyin'i bir daha asmak olduğunu görürdünüz. Bu nasıl bir kör bilinç!
Bir başka tuhaflık da siyasi hayatınız boyunca sizi aşağılayan herkes şimdi alkışlıyor. Nasıl olur da bunu size verilmiş bir değer sanırsınız?
İnebileceğiniz çukurları düşündükçe bu kayıtsızlık ürküntü veriyor.
Sizinle hiçbir sorunum, ilişkim yok, olamaz.
Sorun, ülkenin temel demokrasi-özgürlük-adalet ve insan hakları sütunlarına baltayla saldıranlarla sizin de saldırmaya başlamanızdır.
Siz 'koçbaşı' olmaya talip oldunuz ama bu çok acıklı bir seçim.
Hem gücünüz yok, hem yıkacağınız sur çok sağlam, hem de o surun içinde oturarak bu yapılamaz.
Koçbaşıyla dışarıdan içeriye saldırılır değil mi?
Sizin durumunuz için siyasi ölü kavramı kullanılır bilirsiniz.
Ölümünüz hayırlı olsun!"
(BirGün)
İŞTE GEZİ'NİN GERÇEK YÜZÜ! 😉
Sizlere, Türkiye'nin bütün renklerinin el ele vererek onurlarını ve umutlarını birleştirdiği Gezi Hareketi'nin ruhunu, özünü aktarıyorum. Bu videoda, olaylardan ziyade, görüş ve düşünceleri öne çıkardım. Kimlerdi onlar? Niçin oradaydılar? İşte yanıtı: 👇
#Gezi13Yaşında #GeziDirenişi
Almanya'da 30 yıldır aranan ve 13 yıl hapis cezası verilen Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) eski üyesi 67 yaşındaki Daniela Klette:
Hâlâ devrimci mücadelenin içindeyim. Hedef alınan ben değilim, devrimci hareket. Direniş oldukça umut da var. Gerçekten özgür olabilmemiz, herkesin özgür olmasıyla mümkün.» Dünyanın her köşesinde kardeşlerimiz var.
Haber: Özgür Tv
Polisin, kafasına bastırdığı, yere vuracak şekilde silkelediği kişi “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” diye bağırmaya devam ediyor.
İnsanlık onuru, tarihin hiçbir döneminde yerinden edilemedi.
Bu adamı bulun! Bu insan dışı muameleyi yapan memuru bulun!
Halkın vergileriyle maaş alan kraldan çok kralcı olan bu şahsı bulun, ceza almasını sağlayın.
Aleni suç işliyor, hiçbir vatandaş bu muameleye maruz kalmayı kabul etmemeli sindirmemeli.
• Orta sınıfın en ağır psikolojik tahribatı budur:. Kendini hâlâ orta sınıf sanır ama orta sınıf davranışı üretemez. Ev alamaz, birikim yapamaz, emeklilik planlayamaz, çocuğu için uzun vadeli güvenlik hesabı kuramaz
• Türkiye’de alt sınıfların biriktirecek parası kalmadıysa, orta sınıfların da biriktirecek nedeni kalmıyor. Mesele sadece para koymak değil, koyulan paranın insan hayatında bir sıçrama üretmemesi. Tasarrufun psikolojik motoru hedeftir. Hedef görünmezse disiplin de söner.
Akademisyen ve Oksijen yazarı Özge Öner (@Ozge_Oner), Türkiye'deki tasarruf verileri üzerinden çoğunluğun, özellikle beyaz yakalıların içine düştüğü mali ve duygusal çaresizliği anlattığı yazısını Oksijen TV'de İlke Gürsoy'la (@ilkegursoy) yaptığı söyleşide detaylandırdı.
https://t.co/rWSxe1Viy2
Şu videoyu izleyin.
Zaten dağılan insanların yüzüne kör edebilecek bir şekilde biber gazı sıkıyor. Hiçbir nedeni yok, sadece hedef alarak sıkıyor. Emir kulları bunlar işte.
Polis emir kulu değildir.
Hiç kimse ‘git, bir insanın boğazını sık’ diye emir veremez; verilse bile bu kanunsuz emir uygulanamaz. Bu, apaçık işkencedir ve suçtur. Hiç kimse ‘Polis emir kuludur’ diyerek işkenceyi meşrulaştıramaz #1Mayıs
📷 Bülent Kılıç
Demokratik Katılım Grubu "Haramilerin saltanatını yıkacağız" şarkısını söyledi.
Değişim grubu tekbir attı.
İstanbul Tabip Odası seçimlerini DEMOKRATİK KATILIM GRUBU önde götürüyor. Sayım devam ediyor.
İktidara yakın iki grup "DEĞİŞİM" listesi altında birleşip seçime girdi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da İstanbul'da oy kullandı.
Eski Kızılay başkanı Kerem Kınık tweet atarak değişim yönünden katılım çağrısı yapmıştı.
Prof. Çalı'dan Hukuki Manifesto!
Büyük Daire duruşmasında Prof. Dr. Başak Çalı tarafından gerçekleştirilen savunma, sadece Osman Kavala’nın durumunu değil, Türkiye’deki siyasi yargılamaların anatomisini ve hukuk sistemindeki yapısal tıkanıklığı tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermiştir. Çalı’nın hukuki bir manifeston niteliğindeki savunmasında öne çıkan tespitler şöyledir:
📍"Türk hükümeti, yerel mahkemelerin AİHM tarafından tespit edilen ağır hak ihlallerini nasıl telafi ettiğine dair tek bir kanıt bile sunamamıştır.
📍Osman Kavala davası münferit bir olay değildir; bu süreç, en temel adil yargılanma haklarının sistematik olarak çiğnendiği açıkça adaletsiz bir yargılama biçimidir.
📍Türkiye’de beraat kararı veren hakimlerin görevden el çektirilip disiplin soruşturmasına tabi tutulması, tüm yargı mensupları üzerinde ağır bir baskı ve 'caydırıcı etki' (chilling effect) yaratmıştır.
📍HSK üzerindeki mutlak siyasi kontrol, yargıyı tarafsız bir mekanizma olmaktan çıkarıp iktidarın bir uzantısı haline getirmiştir.
📍Eski bir iktidar partisi milletvekili adayının bu davanın hakimi olarak atanması, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının fiilen ortadan kalktığının nesnel bir kanıtıdır.
📍Siyasi davalarda, sanıkların delillere erişim hakkı ve silahların eşitliği ilkesi sistematik olarak ihlal edilmektedir; dijital verilere ve tanıklara erişim kasten engellenmektedir.
📍Masumiyet karinesi bizzat en üst düzey yürütme organları tarafından ihlal edilmekte, devlet televizyonunda yayınlanan dizilerle sanıklar toplum nezdinde suçlu ilan edilmektedir.
📍Türk yargısı, tahliye kararlarının ardından uydurma yeni suçlamalarla tutuklama kararları çıkararak 'hukuku arkadan dolanma' yöntemini kalıcı bir araç haline getirmiştir.
📍Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi çiğnenmiştir; suç teşkil etmeyen barışçıl eylemler "hükümeti devirmeye teşebbüs" gibi öngörülemez bir suçlamayla cezalandırılmıştır.
📍Ceza Kanunu’nun 312. maddesi (Hükümete karşı suçlar), ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla hukuk dışı bir şekilde genişletilmiştir.
📍Yargıtay’ın sunulan içtihatları bu davalarla uyumsuzdur; zira mevcut davalar, terör örgütüyle bağı olmayan sivil aktivistlerin kriminalize edilmesinden ibarettir.
📍Masum bir insanın sekiz yılı aşkın süredir, iki AİHM kararına rağmen hukuka aykırı tutuklu tutulması ve bunun son üç yılının tecritte geçmesi 3. maddeyi ihlal etmektedir.
📍AİHM’in iki açık kararına rağmen bir insanın hala tutuklu tutulması, uluslararası hukuk hiyerarşisinin ve kurumsal otoritenin açık bir reddidir. 👇👇👇
Onurlu ve cesaretli bir kadın. Vietnam'a gidip Vietnam radyosundan Amerikalılara "Çocuklar, okullar, hastaneler bombalanıyor. Savaş suçlusu bunlar. Bundan sorumlu olanlar mahkemeye çıkarılıp idam edilmeli" dedi.
Buradaki sosyalizm ve emperyalizm hakkındaki konuşması da harika.
"Kiliseye ayakkabıyla girdiler!" dese olmaz, "Katedralde şarap içtiler!" dese olmaz, "Çanları İngilizce çaldılar!" dese olmaz.
Adam sınırlı repertuvarla elinden geleni yapıyor.