Mizahın tamamen yasaklanacağı ve kabul görmeyeceği günlere doğru koşar adım gidiyoruz.
Plastip şovlardan, Soyut Padişah gibi oyunlardan geldiğimiz noktaya bakın.
Deniz Göktaş gibi korkmayan ve olması gerektiği gibi mizah yapanın başına gelenleri görün.
Yarın arkadaşlarınızla kendi aranızda bir siyasetçiyle ilgili konuştuğunuz zaman bile sesiniz içinize kaçtığında, fısır fısır ve korkarak konuştuğunuzda hatırlarsınız.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması, ifade özgürlüğü sorunudur. Ifade edilen içerikten rahatsız olanları hukuktan dışlayarak ifade özgürlüğünü var edebilmiş medeni toplumlar var. Biz, tüm hassasiyetlerimizden arta kalana ifade özgürlüğü muamelesi yapıyoruz. Öyle özgürlük olmaz.
Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması, ifade özgürlüksüzlüğümüzün yine suratlarımıza haykırılmasıdır. Kimse bunu "öyle yaparsan böyle olur" numaraları ile hafifletmeye kalkmasın. Deniz Göktaş'ın bu durumu asaletle taşıması ve hatta ön görmüş olması da bu durumu daha yutulur kılmaz.
Deniz Göktaş hakkında başlatılan hukuki süreçlerle ilgili olarak "bu lafların sonucu belli" kabullenişinde olanlardan tutun "reklam bedelini göze almış" diyenine kadar her türlü tepki var, ama "ifade özgürlüğü ne oldu" diyen yok. Espriye yer bırakmayan toplumlar tel tel dökülür.
Montella, harbi ve mert olma konusunda kendine Arda Güler'i örnek alabilir. O hasletler bu federasyon başkanına yaranmasını sağlayamaz, ama insan olmasını sağlar. Samimi üzüntü ve özür, erdemdir. Arda ve bu tavırdaki tüm milli futbolcularımız baş tacıdır. Montella, kepazeliktir.
Insanların gerçek suretini sonradan görünce, insan kendi saflığına şaşıyor. Kılıçdaroğlu için de Montella için de hissim bu oldu. 1000 zafere bedelmiş. Insan utanır. Sana değil sana bizi aptal diye anlatana bakmak lazım. Nitekim, onun gerçek sureti ilk bakışta da görülebiliyor.
"Çok şut çektik olmayınca olmuyor" diyen Montella'yı ve TFF Başkanı'nın anlaşılmaz özlü söz bulamaçlarını destekleyelim. Bu pişkinliği zamanla dünya futboluna yayabilirsek, yalnız bizim oynadığımız topun muteber ve galip sayıldığı yeni başarı parametrelerini kabul ettirebiliriz.
Türkiye ve Haiti ile beraber Tunus da daha şimdiden Dünya Kupası'ndan elenen takımlar arasına katıldı. Gerçi onların bir golü var. Ama bize bu mukayeseli durumu reva görenlerin utanması yok. Köklü değişiklik yapılabilir bir idare yok. Hesap verme kültürü yok. Puan yok. Gol yok.
Asgari ücretle nöbet tuttan adam sabaha karşı evine geldi, uyumadan sizi izledi.
Üniversite sınavına girecek çocuk 2 saat erken uyandı, sizi izledi.
Milyonlar erkenden kalktı, sizi izledi, size dua etti.
“Tweet atıyorlar, korkuyoruz” diye naz yaptığınız, trip attığınız milyonlar, sizin 1 golünüz için saç baş yoldu.
Gönlünüz eğlensin diye ananız, babanız, halanız, teyzeniz, yakın arkadaşınız kampa getirildi, yemekler yenildi.
Keyfiniz iyi olsun diye TFF başkanı dahil herkes millete racon kesti, sizi savundu.
Altın jenerasyon, en iyi kadro diye şişirilen balonlar. Sizin topunuz, 2002 Dünya Kupası’na tarih yazanların kramponlarının ayakkabı bağcığı olamaz!
Milyon dolarlık reziller.
Evine ekmek götürmek için 15 saat çalışan emekçinin, 3 kuruş zam için hak arayan emeklinin, ucuz peynir için market market gezen vatandaşın hakkı, parası, pulu, vergisi sizlere zehir zıkkım olsun!
TRT spikerinin İran ile Yeni Zelanda'yı karıştırarak maç anlatması bireysel hata değil. Vergilerle yürüyen milli kanalın kurumsal durumudur. Hazırlık, bilgi, heves, heyecan, gayret, özen, liyakat, kontrol, ciddiyet, denetim, çaba, yok. Rehavet ve umursamazlık var. Hazin.