Türkiye'nin bütün dünyanın bildiği ve takdir ettiği tek bir kişisi vardır: Atatürk. Onun yönetimindeki on beş sene ülkemiz tarihinin altın çağıdır. Ondan öncesi ve sonrası birer felakettir.
"Bir evlat eğitimiyle annesini ya da babasını geçmemeli," dediklerinde Atatürk buna karşı çıkarak "Hayır geçmesi gerekir, yoksa toplum da ilerleyemez," demiş.
İnsanlığın icat ettiği en zararlı şey dindir; tarih boyunca en çok kan dökmüş ve kültür zenginliklerini ortadan kaldırmış en yaygın kurumlar dini kurumlardır.
Türkiye belki mahvolacak,ki gidişatımız onu gösteriyor;ama belki de birden bire Türk halkının kafasına bir taş düşecek, insanlar kendine gelecek ve her şey düzelecek.
Dünyanın hiçbir yerinde ben Atatürk’ün yaptığı etkiyi yapmış bir lider görmedim. 85 yıl olmuş 15 yıl sonra yüzyıl olacak ve biz bugün aynı özlemle, aynı acıyla 10 Kasım’da Atatürk’ü hatırlıyoruz.
Deprem, sel, heyelan, kuraklık, tuzlanma ve daha nice doğa felaketiyle ancak doğa bilimlerini anlamış kişiler mücadele edip sizi ve çocuklarınızı koruyabilir: Modern biyolojinin temeli olan Darwin Kuramını ateistlerin inancı sanan zır cahiller değil!
Hasan-Âli daha sağlığında Türkiye’deki mücadelenin politik uçlar veya etnik gruplar arasında değil, gericilikle ilericilik arasında cereyan etmekte olduğunu söylemişti.
Bilim insanı gerçekten bilmek ister ve bilimin tek kaynağının kendi aklı ve gözlemleri olduğunun farkındadır. Yobaz ise inanmak ister. Onun aklı ve gözleri gerçeğe kapalıdır. Onun derdi inanmaktır. Ama inanmak istediği şey ne kadar zırva olursa olsun fark etmez.
Tarih, pek çok bilgisiz ve akılsız yöneticinin, halk kalabalıklarının onayından geçerek iktidarı ele geçirmeleri sonucunda, kendilerini bilimin üzerinde görmeleri nedeniyle yarattıkları büyük faciaların hikayeleri ile doludur.