@Gezici548023@bensedacakir İstedikleri kadar linçlesinler ama sizinle aynı fikirdeyim. Çok sevdiğim bir kedim var ayrıca bahçede baktığımız kedilerimiz de var ama onlar benim çocuğum değil olamaz da. Biz millet olarak sevgiyi de nefreti de en uçta yaşıyoruz maalesef
Cehennemi başka yerde aramayın…
Soma maden faciasında 301 işçi hayatını kaybetti. Davada tutuklu yargılanan sanık kalmadı. İşçi ailelerinin avukatlığını üstlenen Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay ise cezaevinde.
Atatürk Havalimanı saldırısında 42 kişi makineli tüfeklerle katledildi, 300’e yakın kişi yaralandı. Katliamı gerçekleştiren IŞİD teröristleri serbest bırakıldı. Bu skandalı haberleştiren Alican Uludağ cezaevinde.
Fatmanur Çelik, bir tarikat mensubu tarafından tecavüze uğradı. Onunla zorla evlendirildi. Aynı adam, kendi öz kızına da tecavüz etti. Anne isyan etti. Anne ve 8 yaşındaki kızı öldürülüp denize atıldı. Failler dışarıda. Bu vahşeti haber yapan İsmail Arı cezaevinde.
#CanAtalay #SelçukKozaağaçlı #AlicanUludağ #İsmailArı
@CanAtalay1@selcukkozagacli@alicanuludag@ismailari_ #Soma #FatmanurÇelik #AtatürkHavalimanı
“Bizden önce Türkiye’de buzdolabı çamaşır makinesi yoktu, ambulansların lastiği yoktu” diyenler, iktidarlarından tam 30 sene önce yapılmış, o dönem dünyanın en uzun 4. asma köprüsü olan köprünün işletme hakkını satıyorlar.
Ne demişti kadın?
Utanmıyoruz!!!
El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele, ülkedeki çocuklara ücretsiz dizüstü bilgisayar dağıttı.
Dağıtım sırasında Bukele, “Kimse çalmadığında para herkese yetiyor” sözleriyle yolsuzluk olmadığında nelerin mümkün olduğuna dikkat çekti.
Somali’ye Uzay Üssü kuracağını açıklayan ama bir haftadır Hatay’a elektrik sağlayamayan AKP iktidarı Kanal İstanbul için paramız var derken emeklilere günlük 68 TL “zam” yaptı!
Herkes bu fotoğrafları paylaşmış dün.
Yıllardır siyasetin kirli, sert, hesapçı, duygusuz diliyle karşı karşıya kaldığımız için Özgür Özel’in bu filtresiz, korunmasız hali alışık olmadığımız kadar sahici geliyor.O kadar yorulduk ki sürekli rol yapan, duygu taklidi yapan, acıyı bile araçsallaştıran insanlardan. Oysa siyaset böyle olmalı samimi, gerçek, filtresiz, yalansız. Özgür Özel Ferdi Zeyrek'in mezarında, Gülşah Durbay'ın tabutunun başında, Silivri'de, Çağlayan'da, meydanlarda yol arkadaşlarını savunurken ahlaki çıtayı o kadar yüksek bir yere koydu ki bu ülkede siyasetin yeniden ahlaki bir zemine oturabileceğine dair umudu yeniden mümkün kıldı. Size teşekkür ediyorum ve sabır diliyorum. @eczozgurozel
EY HÜKÜMET!
Devlet memuru Halil Konakçı cami kürsüsünden devlete, Cumhuriyet'e, Atatürk'e, Türklüğün kutsal değerlerine sürekli dil uzatıyor. Siyaset yapıyor! Ona kimse dokunmuyor. Ama polis memuru Onur Şener hemen açığa alınıp memurluktan ihraç edilmek isteniyor. İkisi de memur iken bu farklı uygulama neden?
Milli hisleri depreşmiş, vatani hassasiyetleri rahatsız olmuş, bunalmış, belli ki ıstırap da çekiyor yaşananlardan. Sokakta vatandaşlara bir konuşma yapmış. İçeriğe baktığımızda terörle ve apo'yla ilgili söylediği şeyler herkesin her yerde söyleyebileceği, söylemesi gereken doğru şeyler.
Tabi, cümleler içerisinde seçim sürecindeki propagandaların tutarsızlığı gibi, bir partinin kurultayı gibi, siyasilere güvenmeyin gibi bir memurun kamuya açık alanda girmemesi gereken politik söylemler var ki bunlar normal şartlar altında memuriyetin çerçevesine sığmayacak şeyler.
Ama ülkenin şartları normal mi? Siyasetçilerin bebek katiline övgü yarışına girmesi normal mi? Suçu ve suçluyu övmek normal mi? Terör örgütünü meşrulaştıracak söylemler normal mi? Öcalan için yürüyüş yapılması, yürüyüş sırasında kanunsuz sloganlar atılması, müdahale edilen polise düşman denilmesi ama polisin gerekli müdahaleyi edememesi normal mi? Düğünler de dahil olmak üzere pek çok alanda terör örgütü marşları söylenmesi ve bunlara gereken işlemin yapılmaması normal mi? Bir sağlık personelinin sözde Kürdistan içerikli sosyal medya paylaşımları normal mi? Bir dağ faresinin özerk yönetim eski başkanı sıfatıyla ülkede uzun namlulu peşmergeler gezdirmesi normal mi? Sömürge valisi kılıklı bir çakma kovboyun memleketin iç işleriyle ilgili ağzına geleni alçakça söyleyebilmesi normal mi? Bunlara gereği, layığıyla yapılıyor mu?
Şayet bunlar yaşanmasaydı, hiç değilse gereği yapılsaydı, bu anormallikler olmasaydı, o vakit bir polisin siyasi söylemlerini de anormal karşılamak tutarlı olurdu. Ama her Allah'ın günü memleketin her yerinde her vatanseverin gönlünü yaralayan hadiseler oluyorsa ve bunlara gereği yapılamıyorsa, bu şartlar altında bir polisin yaralanan vatani hassasiyetlerini buhran içerisinde dile getirirken ağzından taşan iki üç siyasi söylem kabahat görülüyorsa, bu kabahat o polisin değil yine idarenindir. Yönetenindir.
Şimdi idare bu polise işlem yapmasa, onun gibi pek çok memurun benzer eylemlerini görmek mümkün. İşlem yapsa o vakit kamuoyunda haklı olarak vatani hassasiyetlerin cezalandırıldığı yönünde düşünce doğacak. Hatalı bir politikayı yürütmek için vatani hisleri yaralanmış bir memura işlem yapmak zorunda kalmak... İşte idarenin kendini düşürdüğü durum budur.
İdare politikasını yürütmek isteyebilir, memur disiplinini korumak isteyebilir ama Türk milleti de kendi haysiyetini düşünmeye mecburdur.
Ayşe Kulin: “Mavi gözlü bir adam geldi. Padişaha, ‘İn bakalım ben oturacağım’ dedi zannediyorlar.
Nasıl bir kuşak yetiştirmişiz biz?
Kurtuluş Savaşı’nı bilmiyor, düşman işgalini bilmiyor. Atatürk neden Atatürk olmuş onu bile bilmiyor.”
-10 Kasım’da Atatürk için mevlit okutulacak.
- Hayır olmaz kabul edilemez burası müslüman toprağı.
20 gün sonra :
- Papa Türkiye’de bir sürü ayin yapacak
- İslam hoşgörü dinidir yapsın bişey olmaz
İşte böyle iki yüzlüler , böyle hainler
Turkiye'de siyaset, bekar kızını TBMM'de işe sokup,
"Evli olmayanları işe almayacaksın" diye nüfus azalmasına çözüm (!) üretmektir.
Daha önce de tasarruf önerisi için "Kasaptan et almıyorum, kuzu kestiriyorum" diyen Destici'nin bir karar mekanizmasında yer almamasını dilerim..
İstanbul’da Papa ayin yapıyor; doğu’da Barzani konuşuyor, Amerikalı büyükelçi ruhban okullarını açacağız diyor, Yunan Ayasofya’da sirtaki oynuyor, İmralı’daki teröriste heyetler gidiyor.
Türkler 100 yıl sonra yeniden milli mücadele’nin yalnızlığını yaşıyor. “Sımsıkı kenetlenin.”
Orhan Gazi vermedi.
Murat Hüdavendigâr vermedi.
Yıldırım Beyazıd vermedi.
Fatih vermedi.
Kanuni vermedi.
Abdülhamid vermedi.
Atatürk asla vermedi.
Hiçbiri İznik’i Roma’ya, İstanbul’u Bizans’a bırakmadı!
Fatih, Bizans’ı tarihten sildi.
Atatürk, İstanbul’a da İznik’e de yabancı otoriteyi sokmadı!
Ve bugün…
1550 yıl sonra “Bizans”,
1700 yıl sonra “Roma”,
102 yıl sonra “Vatikan” yeniden sahneye sürülüyor?
Tarihin söylediği net:
Bir zamanlar kapı dışarı edilen güçler, bugün yeniden ağırlanıyor!
Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde bir marangoz atölyesi, 15 yaşındaki bir çocuğun işkence gördüğü bir karanlık odaya dönüştü…
Muhammed K., okulda olması gerekirken atölyenin acımasızlığına emanet edilmiş bir çocuk işçiydi…
Kalfalar onu bağladı, pantolonunu zorla çıkardı ve makatına yüksek basınçlı hava sıktı…
Bu yapılanın adı ne şaka, ne de yaramazlık, …
Bu yapılana insanlık suçundan daha hafif bir kelime yoktur…
Çocuk yere yığıldığında iç organları parçalanmıştı…
Hastane hastane dolaştırıldı, son olarak Harran Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı…
Doktorlar iç organlarında ciddi hasar olduğunu söyledi…
Yani 15 yaşındaki bir çocuk, bir atölyede gördüğü vahşetin bedelini yoğun bakımda ödüyor…
Peki ya failler?…
Kalfa Habip A. adliyeye sevk edildi ve sonra adli kontrolle serbest bırakıldı…
Evet, bu ülkede bir çocuğun iç organlarını parçalasan bile elini kolunu sallayarak dışarı çıkabiliyorsun…
Arada bir gidip imza vermen yeterli görülüyor…
Çocuğun babası kapı önünde “Sorumlular cezalandırılsın” diye feryat ediyor…
Bu feryat sadece bir babanın değil, bu ülkede hâlâ vicdanı olan herkesin çığlığıdır…
Çünkü çocuk işçiliği görmezden gelen düzen, çocuklara mezar olan atölyeleri hâlâ doğru düzgün denetlemiyor…
Ve işkenceyi “şaka” diye yumuşatmaya çalışan zihniyet, bu ülkede suçları büyüten en büyük mikrop hâline geldi…
Sonra çıkıp utanmadan “Gençler neden umutsuz?” diye soruyorlar…
Cevap işte burada: Çünkü bu ülkede çocuklara işkence edenler ceza almazken, o çocuklar yoğun bakımda can çekişiyor…
Cevap burada: Çünkü cezasızlık, suçluları büyüten bir kompresör gibi toplumun vicdanını patlatıyor…
Bu dosya kapanırsa, bu utanç yalnızca iki caninin değil, onları serbest bırakan sistemin de alnına kazınır…
Çocuk işçiliğini unutanların, denetimsizliği kader gibi sunanların, adaleti mağdura değil sanığa göre ayarlayanların ortak günahıdır bu…
Unutma: Bir ülkede çocuklar işyerlerinde işkence görüyorsa, o ülkenin geleceği değil, bugünü çoktan çökmüş demektir…
Ve bu olayın adını doğru koymadan, gerçek failler hak ettiği cezayı almadan hiçbir “düzeliyoruz” cümlesi bu kanı temizleyemez…
Bu olay hepimizin yüzüne çarpılmış bir gerçektir:
Çocuğunu sahip çıkamayan bir toplum, geleceğini de kaybetmeye mahkûmdur…