bergman: a year in a life belgeselini izledim. sinema dehasına hayran olduğum yönetmenin nazi sempatizanlığıyla ve perde arkasındaki karanlık yönleriyle yüzleşmek tam bir hayal kırıklığı oldu. ne demişler; "never meet your heroes."
@ersntunc hamson'in yarı otobiyografik açlık kitabini okuduktan sonra hitler sempatizani oldugunu ögrendigimde de ayni hayal kirikligini yasamistim, ne yapalim yazar yazınına sanatci sanatina dahil degildir deyip gecelim 🥲 hatta savas bittikten sonra norvec halki hamson'in kitaplarini
@ersntunc hitler'e ve ideolojisine sempati duymus olmak insan hatasi olarak gecistirilemeyecek kadar agir bir yük sanki 🥲 tabii bu durum bergman sinemasinin büyüleyiciligini degistirmiyor, iyi ki gecmis bu dünyadan üstat
bir toplumun gelişmişlik düzeyi tahammül edebildiği mizah, eleştiriyle ölçülür. deniz göktaş'ın gözaltına alınması ifade özgürlüğüne vurulan bir darbedir. adaletin görevi kutsal değerleri bahane edip sanatı cezalandırmak değil özgürlükleri korumaktır
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
arkada bırakılsa bile insanın içinden kolay kolay sökülüp atılamayan bir şehir. film ise bu büyüleyici şehre yazılmış dokunaklı bir aşk mektubu...
istanbul'da kaybolanların ve buraya veda etmek zorunda kalanların ortak şarkısı:
https://t.co/XERBliaOX8
film, gürcistan'dan yola çıkıp istanbul'un karmaşasında kaybolmuş yeğenini arayan emekli öğretmen lia'nın hikayesini anlatırken bize bir şehirden fazlasını sunuyor. çünkü istanbul; kimliklerin, geçmişin, hayaletlerin ve geleceğin birbirine karıştığı, insanı yutarken aynı zamanda
marjinalleştirilmiş hayatları ve istanbul'un kenara itilmiş insanları kucaklayan yapısıyla da muazzam bir paralellik gösteriyor.
istanbul'a veda ederken bu filmi izlemem; kadim sokaklara, vapur seslerine ve arka mahallelerin hüzünlü güzelliğine bir saygı duruşu gibi oldu.