511 bin yatırımcının yaklaşık 24,5 milyar dolar parası tasfiye fonlarında yakalanmış durumda.
Bu rakamın yaklaşık 20 milyar doları doğrudan ya da dolaylı olarak (para piyasası ters repo teminatı üzerinden) manipülasyon ile değeri şişirilmiş 15-20 hissede.
Bu hisselerin piyasada 3 ay içinde (eğer alıcı bulunursa) satılması durumunda defter değeri üzerinden kaba bir hesaplama ile %5 ila %10’unun nakte çevrilme ihtimali bulunmakta.
Yani manipülasyonla şişirilmiş hisselere yatırılan “kağıt üzerindeki” 20 milyar doların yaklaşık 1-2 milyar doları borsadan satış yapılarak (özel bir alıcı olmadığı takdirde) kurtarılabilir.
Bu 20 milyar dolarlık fon büyüklüğüne “kağıt üzerinde” dememin sebebi bu rakamın bir kısmının “fiktif değerlenme” sebebiyle oluşmuş olması.
Fon tasfiyesi sırasında yatırımcı bazında orjinal yatırılan para miktarları net olarak hesaplanmalı ve dağıtım sırasında hakkaniyet açısından dikkate alınmalıdır.
Yatırımcıların orjinal yatırdıkları paraların kaybının sadece borsadaki hisselerin (ve bu sırada parasal değerlenmeden gelen karın) satışından gelen para ile karşılanması yaşanan mağduriyetin boyutu düşünüldüğünde oldukça yetersiz kalacaktır.
O yüzden Madoff hadisesinde olduğu gibi fon tasfiyelerinden ayrı olarak özel bir “yeddiemin hesabı”oluşturulup bu manipülasyon ve ponzi sisteminde rolü bulunan şahısların, fon yönetim şirketlerinin ve bilerek ve isteyerek manipülasyonun parçası olup bundan menfaat elde eden borsa şirketlerinin başta sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri ve üst düzey yöneticileri olmak üzere sorumluluğu bulunan herkesin malvarlığıyla bedel ödemesi sağlanmalıdır.
Hukuki cezaların haricinde ibreti alem olması açısından bu işlere bulaştığı ispat edilen lisanslı personelin ve sözde yatırımcıların mümkünse ömürboyu sermaye piyasalarından men edilmesi, bu işlere bulaşmış ve ceza almış portföy şirketi ve aracı kurumların faaliyet izninin iptal edilmesi, borsa şirketlerinin ise gerekirse kottan atılması değerlendirilmelidir.
Hukukumuzda aniden kendiliğinden ciddi ilerleme yaşandı. Melih Gökçek hakkında yürüyen soruşturmada kolayca gözaltı uygulanmaması, kelepçeli götürülürken fotoğraflarının servis edilmemesi, şahsi bilgilerinin ortalara dökülmemesi, çok sevindirici. Herkese denk uygulanır şüphesiz.
Deniz Göktaş içeri alınacağını bilerek 2 Temmuz'da yurtdışından döndü ve alındı.
Kendi geldi neden kaçsın? Delil YouTube videosu nasıl kararsın?
İddianame bile hazır değil. Bari tutuksuz yargılayın.
Deniz Göktaş işini yaptı. Salın.
#DenizGöktaşıSerbestBırakın
#URGENT The protests in the United States have intensified. Today, hundreds of thousands of Americans took to the streets to demand an end to funding for Israel, a development that has clearly left Trump sleepless, as evidenced in this recording. Help us spread it, so they don't remove it from X.
#TrumpsteinPedoCoverUp
Maaş zammını %16 enflasyon hedefiyle yaptın.
Sonra dönüp hedefi %28’e çıkardın.
Çalışanın maaşı hedefe göre kaldı,
Aradaki 12 puanı kim ödeyecek?
Bunun adı tahmin hatası veya başarısızlık değil...
Bunun adı çalışanın parasına çökmektir!
@ugurdundarTV Uğur bey, halkın çoğunluğu bu yasaya tepkili. Şimdi nasıl oluyorda, halkın tepkili olduğu bir yasaya halktan yana tavır almayarak AKP’ye rahatsızlık yaratılıyor? Özgür bey aklımızla dalga geçmesin. Bu konuyu savunmak yerine özeleştiri yapmazsa bedeli sandıkta ağır olur!
@minnoschthejedi@bir_saglikci@HavaForum Haklısınız, Mora Katliamı sırasında Yunan isyancı liderlerinden Theodoros Kolokotronis'in anılarında geçen "atımın ayağı yere basmıyordu, cesetlerden toprağa değmiyordu" sözü, katliamın büyüklüğünü anlamak için yeterli sanırım.
@bir_saglikci@HavaForum O valiyle yönettiğin ülke, isyanlar başlatıp Mora, Atina, Selanik, Batı Trakya ve adaları ele geçirip Ankara’ya gelene kadar saray ne yapıyordu? Bi düşünsen yada düşünebilsen çok şey değişecek!
@AKDOGANumut Umut bey, sizleri destekleyenlerin ne beklediğini, ne istediğini anlamaktan maalesef çok uzaksınız! Bu saatten sonra, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Vahdettin'in adamları Türk askerini boyuna ip geçirip sokak sokak gezdirerek katletti:
32 nci Kafkas Piyade Alayından Bolu’da kalan Abdülkadir adında çok genç bir subayı da soyarak ve işkence yaparak Bolu sokaklarında dolaştırdılar. Bu yetişmiyormuş gibi bıçakIa vücudunu delik deşik ettiler ve belediye önüne
o haliyle attılar. Zavallı genç subayın vücudunda pek çok yaralar vardı ama ölmemişti. Ertesi günü ölü gibi yatan subayın kıpırdadığını penceresinden gören bir doktorun eşi kocasına haber verdi. Doktor, korka korka, sabahın tenhalığından faydalanarak subayı memleket hastahanesine kaldırttı. Fakat, kudurmuş asiler durumu öğrendiler ve birkaç melun derhal
hastahaneye gelerek subayın boynuna bir ip geçirdiler ve sokaklarda sürükleyerek öldürdüler. Sonunda da: İşte Şeyhülislâm fetvasının hükmü yerine geldi, diye bağırdılar.
Türk İstiklal Harbi, VI. Cilt, S.103
"Mahallede istemiyoruz" denilerek komşuları tarafından darbedilen otizmli Elmas Yağmur, yoğun bakıma kaldırıldı.
Acılı anne adalet istiyor: Cezasız kalmalarını istemiyorum
Yeni Parti'yi eleştirenler:
Cüneyt Özdemir
Abdülkadir Selvi
Cem Küçük
Yılmaz Özdil
Nedim Şener
Jahrein
Tablo net. Özgür Özel demek ki çok doğru bir istikamette.