Diyelim ki bir domatesçinin elinde 1000 kilo domates var. Kilosu 10 TL. Yani elindeki malın toplam değeri 10000 TL.
Bir de bizim mahallede bir tüccar var. Millete diyor ki, "Siz parayı bana verin, ben sizin için işleteyim." Mahalleli de güvenip parasını veriyor.
Bizim tüccar topladığı parayla gidip domatesçiden 600 kilo domates alıyor. Kilosu 10 TL'den, toplam 6000 TL. Buraya kadar normal ticaret.
Ama sonra bizim tüccar ne yapıyor? Domatesçiden 10 kilo daha alıyor. Bu kez kilosuna 20 TL veriyor. Ertesi gün 20 kilo daha alıyor, kilosuna 50 TL veriyor. Sonra gidip 70 kilo daha alıyor, kilosuna 100 TL veriyor.
Domatesin kilosu artık 100 TL!
Bizim tüccarın elinde de 700 kilo domates var. Bunun 600 kilosunu daha önce 10 TL'den almıştı. Şimdi hesap yapınca diyor ki "Benim depoda 70000 TL'lik domates var!"
Birinin elindeki malı pahalıya alarak hem kendi deposunun hem de satıcının deposunun hesaplanan değerini yükseltmiş oldu. Üstelik bunu bir de mahalleliden topladığı parayla yaptı.
Tabii mahalleli de bakıyor ki bizim tüccarın elindeki mal sürekli değerleniyor. Daha fazla para getiriyorlar. Bizim tüccar gelen parayla ne yapıyor? Yine domates alıyor :)
Domatese talep arttıkça fiyat yükseliyor. Fiyat yükseldikçe tüccarın deposu daha değerli görünüyor. Deposu değerli göründükçe mahalleli daha fazla para getiriyor...
Bir de bizim tüccar, depodaki domatesleri teminat gösterip borç almış, o borçla da gidip daha fazla domates almış olsun.
Ne güzel iş değil mi? :) Her şey tıkırında...
Sonra bir gün mahalleden birileri parasını geri istiyor. Ama tabi bizim tüccarın kasasında para yok. Hepsi domateste. Mecburen satacak.
İyi de kime satacak? 100 TL'den alıcı yok. 90 TL'den yok. 70 TL'den yok. Çünkü o fiyatlara kadar domatesi satın alan zaten büyük ölçüde kendisiydi...
Şimdi bir de depodaki domateslerin fiyatı düşünce, borç aldığı adam kapıya dayanmış diyor ki, "Kardeşim, sen bu domatesleri teminat gösterip benden para aldın. Malın değeri düştü. Ya yeni teminat getir ya da borcunu öde."
Mahalleli bir taraftan, alacaklı diğer taraftan parasını istiyor. Bizim tüccar daha fazla domates satmaya çalışıyor. Ama alıcı yok!
Ha bir de başka tüccarlar da aynı domateslerden almış. Fiyat düşünce onların depolarındaki malların değeri de düşüyor tabii ki. Onların müşterileri de parasını istemeye başlıyor.
Bir bakmışsın herkes aynı anda domates satmaya çalışıyor. Ama bir zamanlar kilosu 100 TL'ye çıkmış domatesi şimdi kimse almak istemiyor.
Öyle işte :)
Dört bir yanımız hırsız olmuş
İlahi, sen doktora laf çakıyorsun
Her tarafımız çıkarcı dolmuş
Utanmadan bize laf söyleyip kaçıyorsun
Bir bak çevrene,
Sokakta arabanı kilitsiz bırakabiliyormusun?
Telefonunu hadi masada unut da görelim,
Dönünce yerinde bulabiliyor musun?
Ustaya gidersin, fiyatı biçer,
“Eline sağlık usta” deyip çıkıyorsun.
Doktor yıllarca ezilip gençliğini çürütünce
“Paragöz bunlar!” diye çıldırıyorsun.
Musluk aksa usta beklersin,
Araba bozulsa boyun bükersin,
Savcının karşısında dudağın titrer,
Ama mevzu biz olunca
İçeride hasta varken “Doktor hemen baksın!” diye ısrar edersin.
Gecenin üçünde göğsün sıkışsa
Twitter'ı bırakıp bize koşuyorsun.
Sabaha sağlam çıkınca kapıdan,
Akşama yine doktora kızıyorsun.
Hırsıza kızmaz, arsıza susarsın
Kazıklanana “piyasa” diyorsun
Memleketin bütün derdi bitmiş gibi
Dönüp hala doktora laf çakıyorsun.
Otuz yıl oku, binlerce nöbet,
Hepsini geçtim aşkını, hayatını,
Gençliğini hastanede bırakıyorsun.
Bir yanlış kelime etse kıyamet,
Bin can kurtarsa “işi” diyorsun.
Klavye başında cerrah çoktur,
Teşhisi iki tweet'te koyuyorsun.
Google'dan üç satır okuyup
Profesöre tıp öğretiyorsun.
Eleştir elbet, yanlış varsa söyle,
Haklıysan zaten sonuna kadar konuşuyorsun.
Ama hırsıza, çakala susup
Bütün hıncını doktordan çıkarıyorsun.
İlahi kardeşim,
Sen kendini kandırıyorsun.
İstanbul Beylikdüzü’nde bir evden yaklaşık 1,5 milyon liralık ziynet eşyası çalan 3 şüpheli, altınları elden çıkaramadan yakalanmış. Şüphelilerin toplam 199 suç kaydı varmış.
Yani bu şahıslar bine yakın ev ve işyeri soymuşlar. Bunlardan 199’unda polis tarafından yakalanmışlar. Mahkemeye çıkarılmışlar. Ama serbest bırakılmışlar ve hiç ara vermeden soyguna devam edebiliyorlar.
Sadece yakalandıkları 199 işlerinde polisin yaptığı çalışmalara, harcanan emeğe, harcanan benzine, yapılan dosyalara harcanan göz nurun, kâğıda, kaleme, mahkemelerin mesaisine yazık değil mi?
Bu uygulamalarla suç ve suçlu bitirilebilir mi?
Namuslu vatandaş korunabilir mi?
HAYIR…
Yeğenim bir günlük ishal nedeniyle bir hastaneye gitmiş. Dehidratasyonu yok, ishali kanlı değil. 22 adet kan testi, gaita kültürü istenmiş. Hiçbirinin tanıya kattığı bir değer yok. CRP yüksekliği viral ve bakteriyel ishali birbirinden ayırdetmez, yani tedaviye yol göstermez. Dışkı kültürü salmonella ve shigellayı gösterir, onların da kliniği fa etkilidir. Öğrencilerime sınavlarda sık sorduğum bir sorudur; gastroenteritte rutin (her hastadan) hangi testleri istersin? Bir test biile söyleyen stajyere kurtarma sorusu sorardım. Bilemezse kalırdı.çocuklar yılda ortalama 2 kez gastroenterit geçirir. Yani Türkiye’de yılda onmilyonlarca vaka görülür. Bu hesapla, sadece ishal için yüzmilyonlarca test gerekir.
Bu gereksiz testlerin nedeni ne? Sorumlu olan kesinlikle hekimler değil. Neden şüphesiz PERFORMANS SİSTEMİ ve doktorlara uygulanan baskı. Ne kadar çok test istenirse, hastane o kadar çok kazanıyor. Bu, sonuçta inanılmaz büyük sağlık giderlerine, halktan alınan yüksek katkı paylarına ve bütçe açığı yoluyla memura, işçiye, emekliye daga az maaş ödenmesine yol açıyor.
ENFLASYON İNMEYECEK; ÇÜNKÜ…
1-Besleyeni var
2-Besleneni var
3-KAMUFLASYON var
4-Kamufle eden TÜİK var
5-Benimseyeni var
6-Niyetimiz yok
7-Değirmenine su taşıyoruz
8-Kriz yok, çürüme var
9-Fakir değiliz, ahlaksızız
10-Düşürmemenin müeyyidesi yok
#Enflasyon#kamuflasyon#OVP #çürüme @serefoguz
En 1847, un médico bajó la mortalidad de un hospital del 18% al 1% con una sola orden.
Sus colegas lo llamaron loco.
Terminó encerrado en un asilo, golpeado hasta morir.
Nadie quiso escucharlo 🧵
👉Alın size çerçeve yasa, alın size dostluk barış, kardeşlik...
Dün gece PKK'lılar, Mardin, Mersin ve Adana'da havayi fişekler patlatarak #Eruh ve #Şemdinli baskınlarının kutlamasını yaptı.
Akıttıkları Türk kanı ve yaptıkları terör eylemlerinden gurur duyan bu mahluklarla barış olur mu?
#15Agustos1984Eruh #pazar #HainsizTürkiye
Meşrutiyet dönemi üzerine çalışırken, hayli ilginç bilgilere rastladım... Biraz uzun ama yine de okumakta fayda var...
3 Temmuz 1908'de Resneli Niyazi Bey, dağa çıkarak isyanı başlattı. 23 Temmuz'da İttihat ve Terakki Cemiyeti Manastır ve Selanik'te ikinci meşrutiyeti ilan etti. Abdülhamit isyana boyun eğerek meşrutiyete razı oldu.
24 Temmuz'da otuz yılı aşkın aradan sonra seçimlerin yapılacağı hükümet tarafından ilan edildi. 25 Temmuz'da halk meşrutiyeti sokaklarda yürüyüş yaparak kutladı. Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan elli bin kişi hükümet binasına yürüdü. Ertesi gün Türk, Rum, Ermeni, Bulgar ve Musevilerden oluşan yaklaşık yüz bin kişilik grup Beyazıt meydadında kutlama yaptı.
27 Temmuz'da birçok Müslüman, Rum ve Ermeni patrikhanelerine giderek birliktelik mesajı verdi. Konuşmalar yapıldı. 2 Ağustos'ta bir Ermeni kadın öğretmen mitingde "artık ayrıca milletler yok. Ortada büyük bir Osmanlı kavmi var, Ermeni milleti de onun bir uzvudur" konuşması yaptı. Kalabalık hep birlikte "Yaşasın Ermeniler, Yaşasın Osmanlı kavmi" diye bağırdı.
Meşrutiyet istibdatı devirmiş, Osmanlı halklarının kardeşliği galip gelmişti. Tam bir dayanışma ve birlik havası vardı. Ermeni, Türk ve Rum ahali "ittidah-ı anasır" isimli politika etrafında toplanmış gibiydi.
5 Ağustos'ta İzmir'deki Ermeniler ve Jöntürkler karşılıklı ziyafet verdiler. Kardeş olduklarına, anayasanın daima yürürlükte kalacağına söz verdiler. Kardeşlik ortamı öyle sıkı görünüyordu ki 8 Ağustos'ta basında "Türklerle Ermenilerin derin dostluğu ve aralarında uzun yıllar hiç bir mesele olmadığı" yazıldı. Erzurum'da bir Ermeni piskoposluğu önünde Osmanlı subayları tarafından gösteri yapıldı. Çanlar çalındı, toplar atıldı.
13 Ağustos'ta istibdata karşı hayatını yitiren Müslümanların hatırası için Beyoğlu Balıkpazarı'ndaki Ermeni kilisesinde ayin yapıldı. Ermeni Patrik Vekili Katogikos Yagişa'nın konuşması alkışlandı. Toplantı akabinde Türkler ve Ermeniler birlikte Taksim'e yürüdü. Orada da Türk-Ermeni kardeşliği için kutlama yapıldı.
16 Ağustos'ta bütün siyasi suçlular için genel af ilan edildi. Yurt dışına kaçmış olan Ermeni komite üyeleri yurda dönmeye başladı. Vakti zamanında Rusya'ya kaçan Erzurum'daki Ermeni komitacılarının dönüşü için kolaylıklar sağlandı. Abdülhamit tarafından Kudüs'e sürülen eski Ermeni patriği İzmirliyan, 24 Ağustos'ta İstanbul'da coşkuyla karşılandı. Barış ve kardeşliği artırmak için Ermeni ve Rum patrikleri Anadolu'daki tüm kiliselere soğukluğu giderecek tavsiyelerde bulundu. Ermeniler arasında Osmanlı dilinin yayılması için gece kursları açıldı. Sivas'ta Türk ve Ermeni hastaneleri ve okulları birleştirildi. Gazetelerde "anasır-ı gayri müslimemiz Ermeniler" başlıklı yazılar yazıldı.
Hürriyet Kahramanı Enver Bey 30 Eylül'de İzmir'de Ermeni Taşnak örgütünün de bulunduğu kalabalık bir grup tarafından karşılandı. Şerefine verilen ziyafette Taşnak örgütü de bulundu. Enver Bey, kendisine gösterilen ilgi ve saygıya teşekkür etti.
Eylül bitti, Ekim ayı geldi, Ermeni örgütleri, Anadolu'da Ermenilere karşı yapılan zulümlere karşı Berlin Anlaşmasının, yani Sevr'den sonra Türk tarihindeki en feci anlaşmanın 61. maddesinin artık uygulanmasından söz etmeye başladı. Yani Osmanlı hükümeti, Ermenilerin oturduğu şehirlerde ıslahatlar yapacak ve Ermenileri "Çerkez ve Kürtlere karşı" korumak için elinden geleni yapacaktı.
İçişleri Bakanlığı, Ermenilerin zulme ve adaletsizliklere uğradıkları yolundaki iddiaları üzerine açıklama yapıp böyle bir şikayet olmadığını dile getirdi. Fakat Ermeniler şikayetlerini hükümete değil doğrudan patrikhanelere yapıyordu. Adalet Bakanlığı bu duruma tepki gösterip şikayetlerin devlet görevlilerine iletilmesini istedi. İçişleri bakanlığı yurda dönen Ermenilere zorluk çıkarmaması için emniyet teşkilatına uyarıda bulundu.
Ekim ayıyla birlikte Taşnak ve Hınçak örgütleri siyasi faaliyetlere başladı. Şehirlerde konferanslar verildi. Eskinin suç örgütü mensupları siyasetçi oldu. Yapılacak seçimler için ittifak dahil pek çok ihtimal konuşuldu.
17 Kasım günü Ermeni Jamanak gazetesi, Ermeni talebelerin okularda Osmanlıca eğitim g��rmesine karşı çıkıp anadilde eğitim istedi. Ay sonuna doğru Anadolu'dan Ermenilere eziyet edildiğine dair şikayetler gelmeye başladı. Hükümet, gevşek davranmakla suçlandı. Ermenilerin hayatının tehlikede olduğunun ileri sürüldü.
1909 yılına girildiğinde Adana'da Türk ve Ermeniler arasında gerilim yükseldi. Türklerin katliama hazırlandığı yolunda haberler Ermeni gazetelerini kapladı. Adana Valisi, iddiaları reddetti. Şehirde kardeşlik olduğunu açıkladı. Fakat Ocak ayı sonunda şiddet haberleri gelmeye başladı.
Öte yandan Fransız medyasında Hınçakların, İstanbul'da karışıklı çıkarmak istediğini yazdı. Tanin gazetesi, Hınçakları korumak için haberleri iftira olarak niteledi. Neticede kardeşlik vardı. Bunu bozmak isteyenlere tepki gösteriliyordu.
Şubat ayının ortalarında artık Adana'dan katliam haberleri gelmeye başladı. İçişleri Bakanlığı konuyu soruşturdu. Adi nitelikte bir olay olduğundan söz edildi.
9 Nisan günü, Adana'da iki Müslüman genci bir Ermeni tarafından vurulunca olaylar büyüdü. Kısa süre sonra bir Ermeni cesedi bulundu. Taşnakçılar derhal büyük bir miting kararı aldı. 18 Nisan'da Adana'da sıkıyönetim ilan edildi. 5. Ordu'dan bölgeye asker nakledildi. Şeyhülislam, Adana Müftüsü'ne telgraf çekerek Hristiyanlara şiddet olaylarının dinde yeri olmadığı, Hrıstiyanların hukukunu muhafazanın da dinin emirlerinden olduğu bildirildi.
20 Nisan'da şehirden gelen haberlerde bin civarında ölü olduğu bilgisi yer aldı. Kozan'dan bir Ermeni, çektiği telgrafta dan güvenliği olmadığı bilgisini verince Ermeni Patrikhanesi şehre heyet göndermeye karar verdi. Askerin şehre varmasıyla hadiselerin önü alınamadı. Ermeni çetelerin saldırılarında 15 er öldürüldü.
5 Mayıs'ta Beyoğlu Kilisesi ve Hınçak örgütü 4000 kişinin katılımıyla miting düzenledi. Basında yer alan bilgiye göre Padişah yaveri, Niyazi ve Enver Beyler de mitinge katıldı. Birlik ve kardeşlik mesajları verildi. Gazeteci Hüseyin Cahit, olaydan Abdülhamit'i sorumlu tuttu ve hürriyet fikirlerini kan tufanı içinde boğmaz istediğini yazdı.
Adana olaylarında 130 Müslüman, 95 gayrimüslim tutuklandı. 9 Müslüman, 6 gayrimüslim idam edildi.
Lafı fazla uzatmayalım. Meşrutiyetle birlikte başlayan Osmanlıcı yani Osmanlı halkları kardeşliği politikası bir müddet daha devam etti. Taşnak ve Hınçak örgütlerinin militanları siyasete ve sivil hayata entegre oldu. Af çıkarıldı. Suçlular geri döndü. Barış ve kardeşlik politikaları sürürüldü.
1914 yılında dünya savaşı patlak verdi. Osmanlı, yıl sonuna doğru savaşa dahil oldu. İngilizler boğazı, Ruslar da Kafkası zorlamaya başladı.
1915 yılının Şubat ayında, Maraş'tan yola çıkan Türk askeri kafilesi, Zeytun'da saldırıya uğradı. Saldıran Ermeni çetelerdi. 6 asker şehit oldu.
Birkaç gün sonra, 12 Şubay'ta Kayseri'nin Develi ilçesinde bir el bombası patladı. Hadise araştırıldığında görüldü ki bir Ermeni, bombayı elinde patlamıştı. Meğer, evini gizli bir imalathaneye çevirmiş, onlarca bomba üretmişti.
Yapılan araştırma neticesinde mezarlık bölgesinde çok miktarda barut ve silah bulundu.
Osmanlı Karargahı o vakit meseleye uyandı. 25 Şubat'ta verilen emirle Ermeni erlerin, seyyar orduda veya seyyar ve sabit jandarmalarda katiyyen silâhlı hizmetlerde kullanılmayacaklarına ve kumandanlar ve karargahın maiyet ve dairelerinde dahi istihdam olunmayacaklarına karar verildi.
Fakat çok geçti.
Ermeni çeteler Bitlis, Halep ve Dörtyol'da yeni saldırılar düzenledi. Dörtyol'da düşman gemilerine kaçan üç Ermeninin Türkleri öldürmek için vazifelendirildikleri ve düşmanla işbirliği yaptıkları anlaşıldı.
Şubat ayının sonlarında Muş ve Bitlis'te de katliamlar başladı. 6 Mart gününe gelindiğinde Kars ve Ardahan civarında öldürülen erkeklerin otuz bine vardığı öğrenildi.
Sonrası malum.
Prof. Dr. Erhan Erkut:
— TYT'de 40 matematik sorusu var. Hepsini sallasan 8 doğru yaparsın.
— Bizimkiler 3-4 yıl ortaokulda, sonra lisede matematik okuyor. Sınava giriyor ve rastgele işaretlemeyle yarışamıyorlar. Ortalama 6,6.
— Biz bu çocuklara ne öğretiyoruz? Çocuklara matematik öğretmediğini kendi sınavın her yıl kanıtlıyor. Bunun hesabını kim veriyor?
Prof. Dr. Erhan Erkut: "TYT'de 40 matematik soru, 5 seçenek var. Hepsini rastgele işaretlesen 8 doğru yaparsın.
Bizim çocuklar 8 yıl matematik okuyor. Sınava giriyor ve rastgele işaretlemeyle yarışamıyorlar. Ortalama 6,6.
Biz bu çocuklara ne öğretiyoruz? Çocuklara matematik öğretmediğini kendi sınavın her yıl kanıtlıyor."
Bazı yanlışlar vardır; fark edildiğinde, etkileri mümkün olduğunca giderilebilir. Söz konusu ihanet belgesi “kanunlaştığı” takdirde, telafisi imkânsız olumsuzlukları yaşamamız kaçınılmaz olur!
TBMM Adalet Komisyonunda aynen kabul edilen 2/3793 sayılı Kanun Teklifini göre, PKK’nin Kandil’de bulunan bütün YÖNETİCİLERİ de haklarında hiçbir adli kontrol tedbiri uygulanmadan (m. 4, f. 1) tamamen serbest bırakılacaklardır (m. 3, f. 1).
PKK YÖNETİCİLERİ HAKKINDA DAHA ÖNCE VERİLMİŞ OLAN YAKALAMA, GÖZALTI VEYA TUTUKLAMA KARARLARI HEMEN KALDIRILACAKTIR (m. 4, f. 1).
Bu kişiler hiçbir hak yoksunluğuna maruz bırakılmadan, BELEDİYE MECLİSİ ÜYESİ, BELEDİYE BAŞKANI , MİLLETVEKİLİ ve hatta CUMHURBAŞKANI adayı olabilecek ve seçilebilecektir. Teklifin 7. maddesinin dördüncü fıkrasının a bendi hukuken hiçbir anlam ifade etmez.
Ayrıca belirtilmelidir ki, Teklif bu kişilerin serbest bırakılabilmek için BİZZAT başvurularını da bir koşul olarak aramamaktadır (m. 9).
Prof. Dr. Erhan Erkut:
"TYT'de 40 matematik sorusu var, 5 seçenek var. Hepsini rastgele işaretlesen 8 doğru yaparsın.
Bizim çocuklar 3-4 yıl ortaokulda, sonra lisede matematik okuyor. Sınava giriyor ve rastgele işaretlemeyle yarışamıyorlar. Ortalama 6,6.
Biz bu çocuklara ne öğretiyoruz? Çocuklara matematik öğretmediğini kendi sınavın her yıl kanıtlıyor. Bununla kim ilgileniyor? Bunun hesabını kim veriyor?"
Sağlık sistemiyle ilgili her tartışmada tüm sorunların sorumlusu olarak hekimleri görenlere birkaç hatırlatma:
• Hekimlerin büyük çoğunluğu ayrıcalıklı ve zengin ailelerden değil, orta ve alt gelir gruplarından gelmektedir.
• Bugün alt sosyoekonomik düzeyden bir öğrencinin tıp fakültesine ulaşması, eğitimdeki fırsat eşitsizlikleri nedeniyle geçmişe göre çok daha zordur.
• Tıp eğitimi yalnızca yüksek zekâ değil yıllarca süren disiplin, emek, sabır ve fedakârlık gerektirir.
• Bir hekim, 6 yıllık tıp eğitimi, uzmanlık ve yan dal süreçlerinden sonra ancak mesleğinin karşılığını almaya başlayabilmektedir. Bu duruma gelene kadar hayatının en verimli yıllarını eğitim ve çalışma ile geçirir.
• Hekimlik, çoğu zaman aileden, sosyal yaşamdan ve kişisel zamandan feragat etmeyi gerektiren bir meslektir.
• Çok çalışmak her zaman çok kazanmak anlamına gelmez. Sağlık sistemindeki ücretlendirme sorunları bunun en açık göstergelerinden biridir.
• Hekimler uzun yıllar boyunca büyük ölçüde mesleki sorumluluk ve vicdani motivasyonla çalışmıştır. Karmaşık teşvik sistemleri yerine adil ve öngörülebilir bir ücret politikası daha sağlıklı olacaktır.
• Çok yüksek gelir elde eden az sayıdaki örnek üzerinden tüm hekimleri değerlendirmek gerçekçi değildir.
• Sağlık sisteminde yaşanan sorunların önemli bir bölümü; planlama, yönetim, finansman ve organizasyon kaynaklıdır. Hekimler bu sistemin kurucusu değil, çoğu zaman uygulayıcısıdır.
• Ve unutulmamalıdır ki hayatın herhangi bir anında herkes bir hekimin bilgi ve emeğine ihtiyaç duyabilir.
Eleştiri elbette gereklidir. Ancak sağlık sistemini tartışırken hekimleri günah keçisi ilan etmek, sorunları çözmez; sadece gerçek nedenlerin görünmesini engeller.
📌Akyaka'da kıyı ve sahil işgaline karşı toplu protesto eylemi ve sonuç...
Giriş için para talep edilen sahile, toplu bir şekilde giriş yapan grup ücretsiz bir şekilde girdi.
Halk hakkını bilip organize olunca bu işgaller son bulacak, 50 kişi, 100 kişi bir olup gideceksiniz plajlara. Sizden kimse para talep edemez, kimse size plajlara giremezsiniz diyemez.
Bu vesileyle bu eylemi gerçekleştiren Gökova Ekoloji Meclisi'ne teşekkür ederim. Emeklerinize sağlık.
#Akyaka #Muğla #Marmaris #kıyılarhalkındır #plajlarhalkındır #pazar #Bodrum #hırtsorununuçözün #hırtişgali #hırttehciri #HerkeseEşitAdalet #çözümüyokmu #Ecrimisil #sahillerhalkındır
Hekimlerin teşvik ek ödemesi gerçekten neye göre hesaplanıyor?
Kamuoyunda yaygın olarak düşünülenin aksine, hekimlerin teşvik ek ödemesi yalnızca bakılan hasta sayısına veya yapılan tıbbi işlemlere göre belirlenmemektedir.
Bugün uygulanan sistemde, Bireysel Hedef Katsayısı (BHK) adı verilen hesaplama yöntemiyle teşvik ek ödemesini etkileyen çok sayıda kriter bulunmaktadır.
Bu hesaplamada; tıbbi işlem puanları, branş ortalamaları, Z skoru, standart sapma, hastanenin rol grubu, aktif çalışma süresi, cerrahi ve girişimsel işlem oranları, branşa özgü hedefler, görevlendirmeler, personel ve altyapı durumu, başhekim tarafından verilen muafiyet kararları ile Bakanlık tarafından belirlenen eşik değerler ve katsayılar gibi çok sayıda değişken birlikte değerlendirilmektedir.
Üstelik hekimin geliri yalnızca kendi yaptığı işlemlerden değil; aynı branştaki diğer hekimlerin performansından, hastane ortalamalarından ve çeşitli istatistiksel hesaplamalardan da etkilenmektedir.
Hekimlik; algoritmalarla tam anlamıyla değerlendirilebilecek bir meslek değildir. İyi hekimlik; bilgi, tecrübe, etik sorumluluk ve hastaya ayrılan nitelikli zaman üzerine kuruludur.
Hekimler, karmaşık algoritmalara göre puan üretmeye değil; hastaları için en doğru tıbbi kararı vermeye, gereksiz tetkik ve tedavilerden kaçınmaya, güvenli ve bilimsel sağlık hizmeti sunmaya odaklanmalıdır.
Bu nedenle Hekim Birliği; hekimlerin toplam gelirinin en az %80'inin emekliliğe yansıyan sabit tek kalem maaştan, en fazla %20'sinin ise performansa dayalı ek ödemeden oluştuğu; gelir güvencesini esas alan, iyi hekimliği koruyan, mesleki bağımsızlığı güçlendiren, adil ve sürdürülebilir bir ücret sistemini savunmaktadır.
@saglikbakanligi@drmemisoglu
Bir milletvekilinin maaşı; TBMM Genel Kuruluna kaç kez katıldığına veya kaç kanun teklifi verdiğine göre belirlenmiyor.
Bir hâkimin maaşı, sonuçlandırdığı dosya sayısına göre hesaplanmıyor.
Bir imamın maaşı, camiye gelen cemaat sayısına göre ödenmiyor.
Peki neden hekimler; muayene sayısı, ameliyat sayısı, Z skoru, branş ortalaması, hastane ortalaması, aktif çalışma günü ve 50'den fazla kritere bağlı bir gelir sistemiyle çalışmak zorunda bırakılıyor?
Hekimlik bir üretim bandı değildir. İyi hekimlik; sayıların, katsayıların ve algoritmaların ötesinde bilgi, tecrübe ve vicdan gerektirir.
Hekimler için adil, öngörülebilir, emekliliğe yansıyan tek kalem ücret sistemi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Total gelirimizin %80'inin sabit tek kalem maaş, %20'sinin ise teşvik ek ödemeden oluşmasını talep ediyoruz.
#TekKalemMaaş #HekimBirliği #SağlıktaAdalet
@saglikbakanligi@drmemisoglu
Neştere Kelepçe Takılırsa, Makası Kader Tutar
“Tıp matematik değildir.”
Aslında bütün mesele bu tek cümlede saklıdır.
Çünkü matematikte 2+2=4 eder.
Tıpta ise aynı ameliyatı aynı teknikle, aynı cihazla, aynı ilaçlarla yaptığınız iki hastadan biri ertesi gün yürüyerek taburcu olur, diğeri beklenmedik bir komplikasyon geliştirir.
İnsan bedeni Excel tablosu değildir.
“Enter” tuşuna basınca aynı sonucu veren bir yazılım hiç değildir.
Her insan, milyarlarca hücrenin yazdığı benzersiz bir romandır.
Bazı sayfaları doktor da okuyabilir…
Bazı sayfaları ise yalnızca hayat yazar.
Bugün bazı insanlar tıbbı, otomobil servisi zannediyor.
Yağ değişti mi?
Değişti.
Parça takıldı mı?
Takıldı.
O zaman neden motor bozuldu?
Çünkü insan Toyota değildir.
Yedek parçası katalogdan sipariş edilmez.
Garanti belgesi de fabrikadan verilmez.
Komplikasyon…
Tıbbın en yanlış anlaşılan kelimesi.
Sanki doktorların uydurduğu sihirli bir kaçış cümlesi gibi görülüyor.
Oysa komplikasyon;
Pilotun türbülansa yakalanması gibidir.
Kaptan denizi ortadan ikiye ayıramadığı için geminin dalga görmesi gibidir.
İtfaiyecinin ateşin sıcak olmasına şaşırmaması gibidir.
Risk, yapılan işin doğasında vardır.
Cerrahi; satranç değildir.
Cerrahi, bazen satranç taşlarının da canının olduğu tek oyundur.
Elbette hata olur.
İhmal olur.
Yanlış olur.
Bunun hesabını hukuk soracaktır.
Sormalıdır da.
Fakat hukuk da kendi hukukuna uymalıdır.
Aksi halde adalet terazisi, öfke kantarına dönüşür.
Ve kantarla vicdan tartılmaz.
Bir hekimin daha bilirkişi raporu olmadan, bilimsel değerlendirme yapılmadan, kusur ortaya konmadan suçlu ilan edilmesi…
Ormanda ilk ağacı kesmeye benzer.
Kimse ses çıkarmaz.
Çünkü sadece bir ağaç gitmiştir.
Sonra ikinci…
Sonra üçüncü…
Bir gün herkes gölge aramaya başlar.
Ama artık orman kalmamıştır.
Hekim korkarsa ne olur?
Riskli hastaya dokunmaz.
“Başka merkeze sevk edelim.”
“Üniversiteye gitsin.”
“Ben alamam.”
Bu cümleler çoğalmaya başlar.
Sonra vatandaş kızar.
“Doktor niye bakmıyor?”
Çünkü yıllarca kahraman olmasını istediğiniz insanı, ilk kötü sonuçta sanık sandalyesine oturttunuz.
Kim kahraman olmak ister?
Ödülü alkış…
Cezası kelepçe olan bir mesleğe kim gönüllü olur?
Bugün kadın doğum…
Yarın beyin cerrahisi…
Sonra kalp damar…
En sonunda acil servis…
Derken geriye yalnızca bina kalır.
Koridorlar pırıl pırıldır.
MR cihazı çalışıyordur.
Robotik cerrahi sistemi milyonlarca liraya alınmıştır.
Fakat robotun başında insan yoktur.
Çünkü korku, en pahalı sağlık personelidir.
Bir kez işe girerse kimse onu emekli edemez.
Bazıları zannediyor ki doktorlar dokunulmazlık istiyor.
Hayır.
Doktorlar yalnızca şunu söylüyor:
“Önce bilim konuşsun.”
Sonra bilirkişi…
Sonra hukuk…
En son gerekiyorsa ceza…
Medeniyet dediğimiz şey tam olarak budur.
Sıralamanın korunması.
Bugün öfke ile verilen her karar…
Yarın ambulans sireni olarak geri döner.
Çünkü doktor yetiştirmek on beş yıl sürer.
Doktor kaçırmak ise bir manşet kadar kısa sürer.
Mitolojide Asklepios’un elinde bir asa vardı.
Bugün o asanın etrafındaki yılan hâlâ tıbbın sembolüdür.
Ama biz böyle devam edersek…
Yakında o asanın etrafına bir de kelepçe resmi çizmek gerekecek.
Belki yeni sağlık logosu bu olur.
Altına da şu yazılır:
“Komplikasyon yasaktır.”
Ne kadar absürt değil mi?
İşte tıbbın doğasını inkâr etmek de tam bu kadar absürttür.
Hekimler ayrıcalık istemiyor.
Kimse kanundan üstün değildir.
Ama hiç kimse de kanunun altına itilmemelidir.
Çünkü hukuk, öfkenin değil; aklın mesleğidir.
Tıp ise mucizenin değil; olasılıkların sanatıdır.
Bu iki gerçeği birbirine düşman ederseniz…
Kaybeden yalnızca doktor olmaz.
Kaybeden, bir gece yarısı kapısını çalacağı hastanede, ameliyat masasına uzanacak olan hepimiz oluruz.
Ve o gün şu soruyu sormak zorunda kalırız:
“Doktorlar nereye gitti?”
Cevap acı olacaktır:
“Biz onları korkuttuk.”
Neştere vurulan her kelepçe, eninde sonunda hastanın nabzına kilit olur.
@saglikbakanligi@drmemisoglu
Atatürk'ün açtığı fabrikalar.
Kolay mı hem Osmanlı'nın borcunu ödeyip hem yurdun dört bir yanına fabrikalar kurmak?
➡️1-Ankara Fişek Fabrikası (1924)
➡️2-Gölcük Tersanesi (1924)
➡️3- Şakir Zümre Fabrikası (1925)
➡️4-Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
➡️5-Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
➡️7-Uşak Şeker Fabrikası(1926)
➡️8-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926)
➡️9-Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
➡️10-Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
➡️11-Kırıkkale Elektrik Santrali Ve Çelik Fabrikası (1928)
➡️12- Ankara Çimento Fabrikası (1928)
➡️13-Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
➡️14-İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (1929)
➡️15-Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
➡️16-Kayseri Uçak Fabrikası
➡️17-Kırıkkale Elektrik Santrali Ve Çelik Fabrikası (1931- Genişletildi)
➡️18-Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
➡️19-Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
➡️20-Konya Ereğli Bez Fabrikası(1934)
➡️21-Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
➡️22-Bursa Süt Fabrikası (1934)
➡️23-İzmit Paşabahçe Şişe Ve Cam Fabrikası (1934 Temel Atma)
➡️24-Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934 Temel Atma)
➡️25-Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
➡️26-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
➡️27-Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
➡️28-Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Siloları (1934)
➡️29-Paşabahçe Şişe Ve Cam Fabrikası (1935 - Tamamlandı)
➡️30-Kayseri Bez Fabrikası (1934 Temel Atma)
➡️31-Nazilli Basma Fabrikası (1935- Temel Atma)
➡️32-Bursa Merinos Fabrikası (1935 Temel Atma)
➡️33-Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935 Temel Atma)
➡️34-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935)
➡️35- Ankara Çubuk Barajı (1936)
➡️36-Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935)
➡️37-Barut, Tüfek Ve Top Fabrikası (1936)
➡️38-Kırıkkale Çelik Fabrikası
➡️39-Malatya Sigara Fabrikası (1936)
➡️40-Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
➡️41-Malatya Bez Fabrikası (1937 Temel Atma)
➡️42-İzmit Kağıt Ve Karton Fabrikası (1934- Temel Atma)
➡️43-Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937- Temel Atma)
➡️44-Divriği Demir Ocakları (1938)
➡️45-İzmir Klor Fabrikası (1938- Temel Atma)
➡️46-Sivas Çimento Fabrikası (1938-Temel Atma)