Ankarada Hukuk fakültesinde okurken, ilk yıl devletin öğrenci yurdunda kalmıştım. Yurdun ders çalışma salonunda hangi bölüm öğrencilerinin ne kadar kaldığını hiç unutamıyorum.
Bazı düşük puanlı bölümler, ders çalışma salonuna hiç uğramazdı. Onların bazıları politikacı oldu:(Beyni kendine zor yeten insanlar, ülke yönetmeye çalışıyor şimdi.)
Biz hukukçular gece 11.00-12.00 gibi kitapları toplayıp uyumaya giderdik. En son tıpçılar kalırdı.
Çıkarken gözlerim onlara takılırdı. Acaba kaçta yatıyorlardı? Tıp kazanacak kadar zeki, çok çalışacak kadar iradeliydiler. Başarının dört bileşenine sahiptiler: Zeka, emek, yetenek ve disiplin. Her şeyin en iyisini bunlar hak ediyordu.
Sınav zamanları biz de “sabahlamaya” başladık. Bu sefer tıpçıların bitirme zamanını görebildik. Bütün yıl gece 1 ila 2’ye kadar çalışıyorlardı. En yüksek puanlı tıplarda okuyorlardı.
Tıp kazanmak için olağanüstü çalıştılar.
Tıp bitirmek için olağanüstü çalıştılar.
Asistan nöbetlerinde günlerce uykusuz kaldılar.
Uzmanlık sınavlarına hazırlanırken, yeniden öğrenci olup, 1500 sayfalık kitapları ezberlediler. (O kitapların parası bile inanılmaz yüksek.)
Uzmanlık sınavını kazanıp, taşraya “şark görevine” gönderildiler.
Meslekleri bütün hayatlarını işgal etti. Kendilerine ait düzenli zamanları çok azdı. Hastalar sürekli bir şey sordu. Mesai dışında da telefonlar ve acil durumlarda işlerine koştular.
Doktorların çilesi çok. İnanın lise öğrencilerine konuşma yaparken, artık tıp kazanmayı “başarı örneği” olarak anlatamıyorum. Sesim kısılıyor, boğazım düğümleniyor. Çocuklara kötülük yapacakmışım gibi geliyor. Bu kadar bedel, bu ödüle değmez. Doktorluğun bedeli çok ağır. Doktor düşmanı bir sağlık sistemi var resmen.
Şimdi de doktor vuracak noktaya geldi işler.
O yurttaki ders çalışma salonuna uğramayan adamların tasarladığı verimsiz, zekasız ve doktor düşmanı bir sağlık sisteminde çalıştıkça, bu sorunlar çözülmez.
Doktorlardan yana tarafım. Açık ve net bir şekilde, bu insanlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ama’sız destekliyorum. Hem maddi hem manevi hakları en üst düzeyde verilmeli. Hiçbir meslek grubunun bedel ödül dengesizliği bu doktorluktaki kadar bozuk değil.
MS-Hukukçu Yazar
Seyahatte, kafanı boşaltmışken iyi düşünürsün; bir yerden bir yere giderken iyi düşünürsün; yürürken, yemek yerken iyi düşünürsün. Tuvalette bile düşünürsün yahu! Ama iyi düşünmek için esasen yalnız kalmak gerekir. Bu temel şarttır, yalnız kalmayı bilmek gerekir. Yalnız kalmayı bilmeyen milletlerden fazla bir şey çıkmaz. Mesela iyi bir düşünür çıkmaz.
Maalesef biz Türklerin böyle bir kabiliyeti yok, bu yüzden de bizden iyi düşünür pek çıkmıyor. Aptal olduğumuz için mi? Estağfurullah. Ama şu var; Türk yalnız kalamaz, milletimizde böyle bir huy yoktur. Beraber ders çalışır, beraber yazı yazar, beraber gezmeye gider, beraber aylaklık eder. Türkler sinemaya bile tek gitmez; yalnız kalmayı bilmez, sevmez. Yalnız olmamanın getirdiği garantiye, yani tehlikeden uzak yaşamanın konforuna güvenir. Ama işte bu garanti de yaratıcılığı sakatlar, iş çıkarma kabiliyetini azaltır.
Yalnız kalamayan insanın düşünce ve gözleme kabiliyeti yarım oluyor. Bu yüzden ben insanlara yalnız kalmayı öğrenmelerini öneriyorum. Yalnız kalmayı bilmek iyidir, önemlidir; Türkiye gibi bir yerde avantajdır. Zira evlilik müessesesi bile bizde yalnız kalmamak üzerine kurulmuştur. Halkımız evliliğin gerçek mahiyetini anlamaz. Evlenince, kumrular gibi dip dibe oturmaları gerektiğini zanneder. Öyle şey olur mu? Biraz da birbirinden ayrı duracaksın. Nefes alacak, aldıracaksın.
Evlilik sürekli dip dibe duracak, yan yana yürüyecek bir şey değildir. Çok açık ki bunun da artık anlaşılması lazım. Tabii herkesin kendisini, yaşamının onda sekizinde aynı yerde bulması da evlilikle bağdaşmaz.
#ilberortaylı
#birömürnasılyaşanır
#insangelecegininasilkurar
93 yaşındaki Clint Eastwood yeni filminin setinde. Tarkovski’nin güzel bir saptaması var, çok şey anlatır: “İnsanın başka insanlara acı vermeden yaşayabilmesi için bir ideali olmalı; manevi ve ahlaki bir ideali.” Clint Eastwood; bir ömürü sanata adamak. 💐 #art#sanat
@alpertuydes Leylek+adam=dostluk.İkisini de meşhur etti.Köyünü turizme kazandırdı.Basit hesaplar peşinde koşmak ne kadar anlamsız.Bereketin nereden geleceğini kimse bilemez.
Dünyanın her yerinde, hatta dünyanın dışında düşünülmesi mümkün olan bir yerde dahi, hiç bir kısıtlama olmaksızın iyi olarak kabul edilecek olan tek şey iyi niyettir.
İmmanuel Kant
@vbozkurt55 Çünkü karşılıksız yardım etmek beyindeki serotonin hormonunu yükseltiyor.Antidepresanların da yaptığı şey zaten serotonini yükseltmek.Aynı şekilde yardım edilen kişide de serotonin yükselir.Bir taşla iki kuş.Mutlu olmak aslında kolay.Elindeki her neyse onu paylaş işte.