Modern dünya bize kusursuz bir mutluluk vaat edip acıyı ve başarısızlığı bir "arıza" gibi pazarlıyor. Oysa olgunlaşmak, arzularımızın ertelenmesine ve hayal kırıklıklarına tahammül edebilmektir.
Ağzı kulaklarında yaşamak mecburiyetinde değiliz.
Hayatın kayıplarını göğüsleyebilen, ‘daha hüzünlü ama daha bilge’ bir benlik, toksik bir iyimserlikten daha gerçektir. 🎯
SOLGUNLUK ÇAĞINDA CANLILIK
Bu solgunluk, bitkinlik çağında yeniden canlanabilmenin yolu beş kadim sığınaktan geçiyor: Sevmek, öğrenmek, çalışmak, inanmak ve oynamak. Bunlar tesadüfen seçilmiş kelimeler değil; insanı insan kılan, onu bir anlam ufkuna bağlayan o eski şifa kaynaklarıdır.
Sevmek, kendinden çıkıp bir başkasına uzanmaktır. Bitikliğin ilk ilacı başka bir kalbe değmektir. Bir ihtiyarın elini tutmak, bir çocuğun gözünün içine bakmak, kapı komşusunun halini hatırını sormak gibi küçük ama hakiki temaslar. Sevgi, verdikçe çoğalan tek hazinedir; insan başkasına su taşırken kendi içindeki kuyunun yeniden dolduğunu fark eder.
Öğrenmek, dünyayı bir çocuğun merakıyla yeniden keşfetmeye niyet etmektir. Solmak, çoğu zaman hayatın bizi şaşırtmayı bırakmasıdır; her şeyi bildiğimizi sandığımız anda renkler kaçar. Yeni bir dilin ilk kelimeleri, bir çiçeğin adı, gökyüzündeki bir yıldızın hikâyesi yani zihne açılan her küçük pencere, ruha taze bir hava üfler. Merak, içimizdeki çocuğu uyandıran o nazik dürtmedir, uyanan çocuk, yeniden oynamayı hatırlar.
Çalışmak, ellerimizin ürettiği şeyde kendimizi bulmaktır. Ama buradaki çalışma, bizi tüketen o aç gözlü tempo değil; emeğin kendisinden zevk alınan, sonunda bir eser bırakan, insanı dünyaya bağlayan anlamlı bir uğraştır. Bir bahçeyi sulamak, bir yemek pişirmek, bir şeyi tamir etmek : Niceliğe değil, niteliğe ve mânaya bağlanan iş, yorgunluğun değil, doygunluğun kaynağı olur. İnsan, faydalı olduğunu hissettiğinde dirilir.
İnanmak, kendimizden daha büyük, daha ulvi bir hakikate başımızı dayamaktır. Bitiklik, bir bakıma anlamın çekilip gittiği bir gelgittir; ruh, kendinden büyük bir gayeye bağlanmadığında soluverir. İnanç bize kendi küçük tasalarımızdan daha geniş bir ufuk açar. Secde eden, eğilen, şükreden insan, omuzlarındaki yükün bir kısmını kendinden büyük ellere bırakmanın hafifliğini tadar.
Ve oynamak, hayatı bir muvaffakiyet sınavı olmaktan çıkarıp yeniden bir armağan gibi karşılamaktır. Yetişkinlik, çoğu zaman oyunu küçümsemeyi öğrenmektir; oysa amaçsızca gülmek, anlamsızca koşmak, sırf zevk için bir şey yapmak ruhun en saf gıdasıdır. Oyun, sonucu önemsemeyen tek faaliyettir; tam da bu yüzden, her şeyi sonuca bağlayan bir çağda kıymetli bir isyandır.
İçimden geldi. Bu yazıyı okuyan herkese*
"Bu his": Ukde kesiği.
Upuzun bahçelerde saatlerce gezinmiş, çiçekler toplamışsın. Uçlarını incitmeden zarifçe kesip, yapraklarını çiçekle en iyi uyumlu haline getirerek ve en güzel kurdeleyi özenle bağlayarak eşsiz bir buket yapmışsın. Üzerine tıpkı hattat bir gözün zarif dikkariyle, titiz ama titrek bir yazıyla hususî bir not yazıp; muhatabına vermişsin.
Ve o buket; hızlı bir bakışla ve acele bir koklayışla "Aa, ne güzel..." denilip geçiştirilen bir nezaket buketi gibi kalakalmış öyle masanın kenarında.
Hayat bazen böyledir. Her ihtimamı, inceliği, iyi niyeti hemen ve aynen iade etmez insana.
Bazı güzel şeyler öyle havada, boşlukta asılı kalır. Hayat çok özen verdiğimiz şeye bir yabancının buz gibi nezaketiyle karşılık verir. Bazen bunu bile yapmaz. Bembeyaz bir eli kesip kanatan kağıt kesiği gibi hissettirir. Böyledir "ukdenin kesiği."
O buketin boşa gitmediği bilmenin sırı vardır oysa. O şey her neyse. Bazen bir emek, bazen iyi niyet, bazen bir hediye, bazen bir itiraf, bazen bir teklif... Çünkü içten bir buket asla boşa gitmez.
Çünkü hiç beklemediği bir anda hayat; bambaşka bir vesile ve elden o buketi iade gibi değil, karşılık gibi değil sürpriz bir buket gibi cömertlikle sunar insana.
Sürpriz buketleriniz çok olsun... İyi pazarlar 💐
TÜRKİYE’de BİR İLK !
VİDEOLARLA DÜNYAYI GEZİN..
TARİHİ ROTALAR ARTIK SİZE BİR TUŞ KADAR YAKIN !
İster Evinizde Oturduğunuz yerden..
İster Bizzat Yerinde Gezerken..
Tüm Tarihi Mekan, olay ve izleri elinizle koymuş gibi bulacak, kendi başınıza gezip, izleyip öğrenebileceksiniz..
Ücretsiz İndirin, Tüm Uygulama İçin Abone Olun👉 https://t.co/4PhwQ1dzkU
BORSANIN MATEMATİĞİ YOKTUR. Endeks bir salınım yapa yapa trend içinde hareket eder, bazı salınımlar kısa bazıları uzun sürer. Bunu o günlerin ekonomik ve siyasi gelişmeleri belirler. Gerisi spekülatörün planına kalmıştır.
Fiboymuş, ay sonu satışlarıymış, bunun gibi otomatiğe bağlanmaya çalışılan her şey psikolojiyle yönlendirilmiş toplumsal sürü davranışlarıdır. Hiç bir spekülatör şurada Fibonacci direnci var ben orayı geçemem dememiştir, diyenleri avlamak için kullandığı bir tuzaktır. Hiç bir büyük yatırımcı Olumlu gelişmeler var ama ayın sonu, alamam dememiştir, alır geçer. Kendinizi ayın belli günlerine takıntılı hale getirmeyin. Aşağıda gap var orası dolmadan gitmez! Neden gitmesin ? Harika gelişmeler oldu almayalım çünkü aşağıda gap kaldı diyen bir fon yöneticisi olabilir mi? Saçmalık seviyesi arttıkça bu video geliyor aklıma.. kendi sisteminizi kurun, arada masadan kalkın. Hepsi bu.
RT Yaparsanız sevinirim.
🗣️ChatGPT’nin CEO’su Sam Altman:
❝İnsanlar yaşadıkları özel olayları ChatGPT’ye anlatıyor; ancak bu konuşmaların dava durumunda mahkemeye sunulabileceğinin farkında değiller.❞
▪️Altman, ChatGPT sohbetlerinin yasal gizlilik koruması altında olmadığını ve gerektiğinde hukuki süreçlerde delil olarak kullanılabileceğini açıkladı.
İnsanlar da küfleniyor. Çürüyor. Yosun tutuyor. Ait olmadığı yerde, varlığını tomurcuklandıramayan insanlarla olan her insan sönüyor. Çürüyen çiçekler gibi. Küflenen besinler gibi. Ölüyor.
Azar azar çürüdüğü, öldüğü hiçbir yerde, hiçbir insanda ve hiçbir kalpte kalmamalı insan.