80 yaşında bir amca.
Bir ay önce hastaneye geliyor.
"Önce kardiyoloji ekonu yapsın, sonra gel seni yatıralım." diyorlar.
Evine dönüyor.
Kardiolojiden randevu alıyor.
Ekosunu yaptırıyor, konsültasyon notunu yazdırıyor.
Kendisine verilen tarihte tekrar hastaneye gidiyor.
Yatışı yapılacak.
Ama kendisine net bir saat verilmemiş.
"Her hastadan sonra içeri girip 'Beni yatıracaktınız.' diye söyleyecek, sekreter içeri almıyor.
Sıranız gelince çağıracağız." diyor.
Amca derdini anlatamadan bekliyor.
Konuşabildiğinde saat 15.30.
Bu kez de:
"Niye bu kadar bekledin? Artık geçti. Yarın gelirsin. Günübirlik yatışın yapılır, ilacını takar, göndeririz." diyorlar.
Amca yine evine dönüyor.
Ertesi gün tekrar geliyor.
Bu kez yatışı yapılıyor.
Yedinci katta.
Yanında kızı var.
Kızının eline bir kâğıt veriyorlar orada.
"Bunu dahiliyeye imzalatın. Ona göre ilacı çekeceğiz." diyorlar.
Dahiliye nerede, sekizinci katta.
Çıkıyor sekizinci kata kızı.
Bu kez dahiliye servisindeki sekreter
"Hoca sıfırıncı katta." diyor.
Asansör bekliyor.
İniyor.
İmzayı alıyor.
Tekrar yedinci kata çıkıyor.
Koskoca şehir hastanesi.
Tıklım tıkış asansörler.
Uzun uzun yürümek uzun uzun beklemek gerekiyor her defasında.
Bu kez de:
"Saat geçti. İlacı çekmek için öğleden sonrayı bekleyeceğiz." diyorlar.
Sabah 8.30 da girdikleri hastanede ilaç güç bela öğleden sonra saat 15.00'te takılıyor.
Tedavisi gece 00.00'da bitiyor amcanın.
Amca gece yarısı kızıyla birlikte taksiyle evine dönüyor.
Taksi ücreti: 1.650 lira.
Bu örgüde bir hata yok mu?
Hatta bir değil, birçok hata...
Peki bunun sorumlusu kim?
Hekim mi?
Yoksa hastayı katlar arasında dolaştıran, günlerce bekleten, devasa şehir hastanesinde işlemleri birbirine bağlayamayan sistem mi?
Sağlık sistemiyle ilgili her tartışmada tüm sorunların sorumlusu olarak hekimleri görenlere birkaç hatırlatma:
• Hekimlerin büyük çoğunluğu ayrıcalıklı ve zengin ailelerden değil, orta ve alt gelir gruplarından gelmektedir.
• Bugün alt sosyoekonomik düzeyden bir öğrencinin tıp fakültesine ulaşması, eğitimdeki fırsat eşitsizlikleri nedeniyle geçmişe göre çok daha zordur.
• Tıp eğitimi yalnızca yüksek zekâ değil yıllarca süren disiplin, emek, sabır ve fedakârlık gerektirir.
• Bir hekim, 6 yıllık tıp eğitimi, uzmanlık ve yan dal süreçlerinden sonra ancak mesleğinin karşılığını almaya başlayabilmektedir. Bu duruma gelene kadar hayatının en verimli yıllarını eğitim ve çalışma ile geçirir.
• Hekimlik, çoğu zaman aileden, sosyal yaşamdan ve kişisel zamandan feragat etmeyi gerektiren bir meslektir.
• Çok çalışmak her zaman çok kazanmak anlamına gelmez. Sağlık sistemindeki ücretlendirme sorunları bunun en açık göstergelerinden biridir.
• Hekimler uzun yıllar boyunca büyük ölçüde mesleki sorumluluk ve vicdani motivasyonla çalışmıştır. Karmaşık teşvik sistemleri yerine adil ve öngörülebilir bir ücret politikası daha sağlıklı olacaktır.
• Çok yüksek gelir elde eden az sayıdaki örnek üzerinden tüm hekimleri değerlendirmek gerçekçi değildir.
• Sağlık sisteminde yaşanan sorunların önemli bir bölümü; planlama, yönetim, finansman ve organizasyon kaynaklıdır. Hekimler bu sistemin kurucusu değil, çoğu zaman uygulayıcısıdır.
• Ve unutulmamalıdır ki hayatın herhangi bir anında herkes bir hekimin bilgi ve emeğine ihtiyaç duyabilir.
Eleştiri elbette gereklidir. Ancak sağlık sistemini tartışırken hekimleri günah keçisi ilan etmek, sorunları çözmez; sadece gerçek nedenlerin görünmesini engeller.
Hekimlik, Sigma Formüllerine Sığmaz!
📊 Hekimliği; normal dağılım eğrileriyle, sigma hesaplarıyla ve algoritmalarla ölçmeye çalışmak, mesleğimizin özünü göz ardı etmektir.
Bir hastaya ayrılan süre, doğru tanı, gereksiz tetkikten kaçınma, etik karar verme, komplikasyonu önleme ve vicdani sorumluluk; hiçbir istatistiksel modele tam olarak sığdırılamaz.
Hekimlik; puan üretme yarışı değil, insan hayatını koruma sorumluluğudur.
Yeni yayımlanan düzenlemelerde hekimleri yalnızca sayısal performans göstergeleriyle değerlendiren yaklaşımı kabul etmiyoruz. Hakkaniyet, hukuk ve bilimsel gerçeklik temelinde itirazlarımızı her platformda dile getirmeye devam edeceğiz.
📌 Mücadelemiz nettir:
✅ Toplam gelirin %80'i sabit ve emekliliğe yansıyan tek kalem maaş olmalıdır.
✅ Performans ve teşvik ödemeleri toplam gelirin en fazla %20'sini oluşturmalıdır. ✅ Hekimin emeği algoritmalarla değil; bilgi, deneyim ve nitelikli sağlık hizmetiyle değerlendirilmelidir.
Hekim Birliği olarak; adalet, hukuk ve hakkaniyet temelinde hekimlerin özlük ve mali hakları için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Çünkü iyi hekimlik, sigma eğrilerine değil; bilim, etik ve insan hayatına dayanır.
@saglikbakanligi
Sağlıkta yaşanan olumsuz olaylar kadar, sağlık profesyonellerinin özverisini, emeğini ve insan hayatına dokunan güzel örnekleri görünür kılan paylaşımlar da büyük önem taşımaktadır.
Sevgili sanatçımız Çelik'in, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'ne yönelik te��ekkür dolu mesajı ve çalışanlara moral vermek amacıyla konser düzenleme teklifi, sağlık camiası adına son derece kıymetli bir vefa örneğidir. Kendisine bu anlamlı yaklaşımı için gönülden teşekkür ediyoruz.
Sağlık çalışanlarına saygıyla yaklaşan, sağlık hizmetinin zorluklarını anlayışla karşılayan, emeği takdir eden ve güven duygusunu güçlendiren tüm vatandaşlarımıza da en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Aynı şekilde; her gün büyük bir sorumluluk bilinciyle görev yapan, bilgi, emek ve vicdanını insan hayatına adayan hekimlerimize ve tüm sağlık profesyonellerimize de fedakârlıkları ve özverili çalışmaları için teşekkür ediyoruz.
İyi hekimlik; karşılıklı güvenin, saygının ve sağlıklı iletişimin olduğu bir ortamda mümkündür. Hekimler ile vatandaşlarımız arasındaki güven bağını güçlendiren her davranış, sağlık hizmetinin niteliğine de değer katar.
Sağlıkta şiddetin değil; teşekkürün, vefanın, saygının ve dayanışmanın konuşulduğu günlerin çoğalmasını diliyoruz.
🛒 Alışveriş poşeti taşımak veya evi temizlemek hareket etmenizi sağlar; ancak her hareket egzersiz değildir. Egzersiz; planlı, düzenli ve belirli bir amaca yönelik uygulanır. Doğru egzersiz tedavinin bir parçasıdır. Size uygun egzersiz için FTR hekiminize danışın. 💪
#FTRHekimi
Aynı algoritmalar; mal varlığı katlanan, yakınları zenginleşen ve kamu gücünü kullanan siyasetçiler için de çalışsa keşke.
Hekimi, bir algoritmanın ürettiği şüpheyle peşinen suçlu ilan edemezsiniz. Ortada somut bir delil varsa hukuk konuşur; yoksa hekimin itibarıyla oynanmaz.
BASIN VE KAMUOYUNA
“TEŞVİK DEĞİL, BİTİŞ SİSTEMİ!”
Hekim Emeği Enflasyona, Katsayılara ve Keyfî Formüllere Kurban Edilemez!
Sağlık sisteminin bütün yükünü omuzlayan hekimlerin emeği, “teşvik” adı altında uygulanan karmaşık, öngörülemez ve adaletsiz ödeme sistemiyle her geçen gün daha fazla değersizleştirilmektedir.
Gece gündüz demeden, ağır iş yükü ve yetersiz imkânlar altında yurttaşlarımızın sağlığı için çalışan hekimler; daha fazla hizmet üretmelerine, daha yüksek performans göstermelerine ve daha fazla puan toplamalarına rağmen sürekli gelir kaybına uğramaktadır.
Gelinen noktada bu sistemin adı teşvik değildir.
Bu sistem; hekimi daha fazla çalıştıran, emeğini daha ucuza satın alan, gelirini belirsiz katsayılara bağlayan ve her ay biraz daha yoksullaştıran bir bitiş sistemidir.
PUAN ARTIYOR, EMEK ARTIYOR, GELİR ERİYOR!
Resmî rakamlar sistemdeki çöküşü bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır:
Haziran 2024’te, 27.969 hekim performans puanı karşılığında 26 BİRİM teşvik ödemesi yapılmıştır.
Haziran 2025’te, performans puanı yüzde 39 artarak 39.028’e yükselmiş; ancak ödeme yalnızca yüzde 26 artışla 33 BİRİM seviyesinde kalmı��tır.
Haziran 2026’da ise performans puanı 29.838 ile 2024 yılının üzerinde olmasına rağmen, teşvik ödemesi 30 BİRİM'e gerilemiştir.
Yani hekim daha fazla çalışmış, daha fazla puan üretmiş; ancak emeğinin karşılığını alamamıştır.
Haziran 2024 ile Haziran 2026 arasındaki iki yıllık resmî TÜİK enflasyonu yüzde 71,60’a ulaşmıştır. Gerçek hayat pahalılığının bunun çok daha üzerinde olduğu ise herkesin malumudur.
Buna rağmen teşvik ödemeleri, enflasyon karşısında güncellenmek bir yana, iki yıl öncesinin nominal değerlerine mahkûm edilmiştir.
Sağlık Uygulama Tebliği fiyatlarında yapılan artışlar hastanelerin gelirlerine yansırken, bu hizmeti bizzat üreten hekimlerin gelirlerine yansımamaktadır.
Ortaya çıkan tablo açıktır:
Hekim daha fazla çalışmakta, daha fazla puan üretmekte, daha fazla sorumluluk üstlenmekte; ancak reel olarak her ay daha da yoksullaşmaktadır.
KATSAYI OYUNLARIYLA HEKİMİN ALIN TERİ BUHARLAŞTIRILIYOR
2022 yılında teşvik sistemi ilk uygulamaya konulduğunda yüzde 36 olan dağıtım tutarı tavan oranı, sonraki düzenlemelerle sistematik biçimde düşürülmüştür.
2’nci ve 3’üncü basamak sağlık tesislerinde dağıtım tavan oranı yüzde 32’ye indirilmiştir.
Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanelerinde ise bu oran yüzde 24’e kadar geriletilmiştir.
Bu kurumlarda tavan oranındaki kayıp yüzde 33’e ulaşmıştır.
Bunun adı teknik düzenleme değildir.
Bunun adı, hekim emeğinden doğrudan kesintidir.
Şubat 2026 itibarıyla uygulamaya konulan Kurum Hedef Katsayısı ise adaletsizliği daha da derinleştirmiştir.
Hekimin bireysel emeğini, mesleki niteliğini, yaptığı işlemin güçlüğünü, hizmet sunduğu hasta sayısını ve üstlendiği riski dikkate almayan bu sistem; hekimin alın terini kurum performansına, idari tercihlere ve sürekli değişen formüllere bağlamaktadır.
Bir hekimin emeğinin karşılığının, kendi çalışmasıyla doğrudan ilgisi olmayan kriterlere göre azaltılması kabul edilemez.
Her ay değişen katsayılarla gelir hesaplayan, ay sonunda ne kadar ücret alacağını öngöremeyen bir hekime “teşvik ediliyorsun” denilemez.
Bu sistem hekimi teşvik etmemekte; aksine çalışma azmini, mesleki motivasyonunu ve geleceğe olan güvenini yok etmektedir.
YETKİLİLERE AÇIKÇA SORUYORUZ
Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan fiyat artışları, sağlık hizmetini üreten hekimlerin gelirlerine neden yansımamaktadır?
Hastanelerin döner sermaye gelirleri artarken, hekimlerin teşvik ödemeleri neden yerinde saymakta veya azalmaktadır?
İki yıllık resmî enflasyon yüzde 71,60’ı aşmışken, hekimlerin ek ödemeleri neden iki yıl önceki nominal seviyelerde tutulmaktadır?
Hekim daha fazla puan topladığı hâlde neden daha düşük ödeme almaktadır?
Kurum Hedef Katsayısı adı altında, hekimin bireysel emeği neden kurumun kontrol edemediği veya hekimin sorumlu olmadığı kriterlere bağlanmaktadır?
@saglikbakanligi
Tıp fakültesine girerken hepimize aynı cümle söylendi:
“Zor ama kutsal bir meslek…”
Bugün hekimliğin kutsallığından çok;
• malpraktis korkusunu,
• şiddet tehdidini,
• değersizleştirilen emeği,
• giderek derinleşen tükenmişliği konuşuyoruz.
Peki genç hekimler neden cerrahi, pediatri, acil tıp ve yoğun bakım gibi sağlık sisteminin omurgasını taşıyan branşlardan uzaklaşıyor?
Çünkü bu ülkede yükü en ağır olanın karşılığı en az veriliyor.
Hekim hayat kurtardığında görevi sayılıyor.
Komplikasyon geliştiğinde suçlu ilan ediliyor.
Şiddete uğradığında yalnız bırakılıyor.
Tükendiğini söylediğinde ise nankörlükle suçlanıyor.
Sonuç ortada:
TUS’ta yüksek puanlar daha korunaklı ve daha düşük riskli alanlara yönelirken; acil tıp, pediatri, genel cerrahi, yoğun bakım ve aile hekimliği kontenjanları boş kalıyor.
🔴 UZMAN HEKİMİN TABAN ÖDEMESİNİ ÖYLE DEĞİL, BÖYLE KARŞILAŞTIRIN!
Maaş hiyerarşisi değerlendirilirken yalnızca uzman hekimin taban ödemesini seçip bunu hemşire maaşıyla karşılaştırmak doğru değildir.
Ana maaş, taban ödeme ve teşvik ek ödemeler ile birlikte ele alınmalı; çalışanların toplam gelirleri üzerinden karşılaştırma yapılmalıdır.
📊 2026 Temmuz toplam gelirleri esas alındığında, lise mezunu bir hemşireye göre:
▪️ Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi Yandal Uzmanının geliri 3,45 kat fazladır.
▪️ Beyin Cerrahisi Uzmanının geliri 2,95 kat fazladır.
▪️ Pratisyen Hekimin geliri 2,17 kat fazladır.
▪️ Eczacının geliri yalnızca 1,41 kat fazladır.
Şimdi tabloya bütüncül olarak bakın!
Bu değerlendirme sağlık personellerinin emeğini küçümsemek değildir. Aksine kamuda ücretlerin; eğitim süresi, uzmanlık, risk, sorumluluk, görev yükü ve çalışma şartlarıyla uyumlu olması gerektiğini savunmaktır.
Yıllarca süren tıp eğitimi, uzmanlık ve yan dal eğitimi, devlet hizmeti yükümlülüğü, ağır nöbetler, hayati karar sorumluluğu, malpraktis riski ve sağlıkta şiddet tehdidi karşılığında oluşan bu farklar gerçekten abartılı mıdır?
Bize göre abartılı değil, aksine oldukça azdır!
Tek bir ödeme kalemini seçerek algı oluşturmayın.
Toplam gelirleri, eğitim süresini, riski ve sorumluluğu birlikte değerlendirin; maaş hiyerarşisinin gerçekten adil olup olmadığına ondan sonra karar verin.
Buraya Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof Dr Ertuğrul Okuyan hocanın kaleme aldığı güzel bir yazı bırakıyorum.
Okumanızı tavsiye ederim.
Tıp, matematik değildir. İki kere iki her zaman dört etmez. Aynı hastalık, aynı ameliyat, aynı ilaç… Fakat iki farklı insan, iki farklı beden ve bazen iki farklı sonuç.
İnsan bedeni, laboratuvar camı değildir. Her şeyi önceden hesaplanabilen kusursuz bir makine hiç değildir. Bazen bütün tıbbi kurallar uygulanır, bütün önlemler alınır, bütün ekip elinden geleni yapar. Yine de hayat, hekimin hesabına uymayan bir yerden kırılır.
Elbette hekim hatası olur. İhmal de olur. Hukuk bunun için vardır. Kimsenin dokunulmazlığı olamaz. Fakat hukuk kuralları gözetilmeden hareket edildiğinde, adalet duygusu da zedelenir.
Bugün tartışılan mesele tam da budur.
Şanlıurfa’da görev yapan bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, ameliyat sonrası yaşamını yitiren hastası nedeniyle tutuklandı. Hayatını kaybeden hanımefendiye Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır diliyorum. Hiçbir hukuki tartışma, bir ailenin yaşadığı acıyı küçültemez.
Fakat acı ile hukuk birbirine karıştırılamaz.
Çünkü hukuk, acının en yoğun olduğu anda bile soğukkanlı kalmak zorundadır. Adalet, kalabalığın öfkesine göre değil; delile, usule ve kanuna göre yürür.
Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, sağlık profesyonellerinin mesleklerini icra ederken yaptıkları tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında, Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun izni olmadan adli sürecin başlatılamayacağını ve koruma tedbirlerine karar verilemeyeceğini kamuoyuna açık biçimde duyurdu.
Şimdi cevap bekleyen sorular ortada duruyor.
Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun izni alındı mı?
Kanunda öngörülen muhakeme şartı yerine getirildi mi?
Tutuklama tedbirine hangi hukuki gerekçeyle başvuruldu?
Bu sorular yalnızca hekimlerin soruları değildir. Hukukun kendi kendisine sorması gereken sorulardır.
Çünkü tutuklama bir ceza değildir. Bir tedbirdir. Kaçma, delilleri karartma veya yargılamayı tehlikeye düşürme ihtimaliyle başvurulan ağır bir tedbir… Mesleğini sürdüren, adresi belli, kimliği belli, yıllarını hastalarına vermiş bir hekimin neden özgürlüğünden yoksun bırakıldığı kamuoyuna ikna edici biçimde anlatılmalıdır.
Aksi hâlde ameliyathanelere yalnızca neşter değil, korku da girer.
Korkuyla çalışan hekim riskli vakadan uzak durur. Zor ameliyatı başkasına bırakır. Genç doktor cerrahi branş seçmez. Kadın doğum, beyin cerrahisi, kalp damar cerrahisi gibi ağır sorumluluk taşıyan alanlar zamanla ıssızlaşır.
Sonra ne olur?
Bir hastane tabelası yerinde durur. Ameliyathane lambaları yanar. Cihazlar çalışır. Fakat o masaya elini uzatacak hekim bulunamaz.
İşte o gün toplum, bir hekimin tutuklanmasının yalnızca bir kişiyi ilgilendirmediğini acı biçimde anlar.
Hekimler potansiyel suçlu değildir. Her ölüm cinayet, her komplikasyon ihmal, her kötü sonuç kusur sayılamaz. Tıbbın doğasında risk vardır. Hukukun görevi bu riski inkâr etmek değil; kusur ile komplikasyonu, ihmal ile kaçınılmaz sonucu birbirinden ayırmaktır.
Biz hekimler için ayrıcalık istemiyoruz.
Dokunulmazlık istemiyoruz.
Hesap vermemek hiç istemiyoruz.
İstediğimiz şey, kanunun herkese tanıdığı güvencelerin hekimlerden esirgenmemesidir. Bilirkişi incelemesi yapılmadan, tıbbi süreç bütün yönleriyle değerlendirilmeden, kusur ortaya konmadan bir hekimin suçlu muamelesi görmemesidir.
Adalet Bakanlığı ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu bu süreci titizlikle incelemelidir. Sağlık Bakanlığı da kendi açıkladığı hukuki çerçevenin uygulanıp uygulanmadığını kamuoyuna anlatmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bir tutuklama kararı değildir.
Mesele, yarın gece yarısı kanaması olan bir hastaya kimin müdahale edeceğidir.
Mesele, riskli doğuma kimin gireceğidir.
Mesele, genç bir doktorun neşteri mi yoksa daha güvenli bir mesleği mi seçeceğidir.
Hekimin hukuki güvencesi bir meslek grubunun talebi değil, toplumun sağlık güvencesidir.
Neşterin üzerine vurulan her kelepçe, eninde sonunda hastanın bileğine dolanır.
Sayın @abakingurlek
Sayın Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığı,
Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kamuoyuna yaptığı açıklamada; sağlık profesyonellerinin mesleklerini icra ederken gerçekleştirdikleri tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında, Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından soruşturma izni verilmeden adli sürecin başlatılamayacağı ve koruma tedbirlerine karar verilemeyeceği açıkça belirtilmektedir.
Bu durumda kamuoyunun cevap beklediği sorular şunlardır:
📌 Şanlıurfa'da görev yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı meslektaşımız hangi hukuki gerekçeyle tutuklanmıştır?
📌 Mesleki Sorumluluk Kurulundan soruşturma izni alınmış mıdır?
📌 Kanunda öngörülen muhakeme şartı yerine getirilmeden mi adli süreç işletilmiş ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur?
Sağlık Bakanlığının kamuoyuna açıkladığı hukuki çerçeve ile yaşanan olayın nasıl bağdaştığı, kamu vicdanını ve sağlık camiasını yakından ilgilendirmektedir.
Bu nedenle, söz konusu sürecin Adalet Bakanlığımız ve Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından titizlikle incelenmesi, kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesi ve gerekli açıklamanın yapılmasının hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kanaatindeyiz.
Hekimin hukuki güvencesi, toplumun sağlık güvencesidir.
Başhekimin sekreteri aradı.
19 yaşında bir kadın hasta için sıra istedi.
Randevusu yok.
"Neden?" diye sordum.
"Yaşlı mı?"
Değil.
Uzak bir dağ köyünden zorlu yolları aşarak mı gelmiş?
Hayır.
Bir engeli mi var?
Yok.
Acil bir durumu olsa acile gider zaten. Değil mi?
Evet.
İşi var da izin vermiyorlar mı?
Çalışmıyor.
Evde bakmakla yükümlü olduğu insanlar var da fırsat bulamıyor mu?
Yok.
Üşenmedim; böyle tek tek soruyorum.
Peki, neden randevusu olmayan bir hastaya, hem de 19 yaşında, hem de eli kolu tutan bir hastaya bakmam için aranıyorum?
Filancanın yakını...
Bu konuda tuhaf bir düzen kurulmuş.
Sessiz bir düzen...
İşlerini hep yukarıdan halletmeye alışmış bir grup insan var.
Sonra sen yapmayınca...
Sana sinir oluyorlar.
Bir anda senden kötüsü yok.
Neden?
Çünkü kendisine hak sandığı şeyin, aslında hakkı olmadığını söylediğin için...
⚖️ BİZ NE DEMİŞTİK?
Ne yazık ki yine haklı çıktık.
Meslektaşımız davayı kazandı.
Ancak haczedilen mallarını geri alamadı.
Bir daha hiçbir hekimin aynı mağduriyeti yaşamaması için #HekimlikMeslekYasası artık bir zorunluluktur.
#YineHaklıÇıktık#HEKİMSEN
Meslektaşımdan 👇🏻
“Merhaba. Kendim aile hekimiyim. Dün 2,5 yaşındaki oğlum düştü ve çene altında derin bir kesik oluştu. Sütür atılması gerektiği için Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Aciline başvurduk.
Hekim olduğumu belirttim. Acildeki hekim arkadaş sağ olsun, “Plastik cerrahideki arkadaşlara yönlendirelim, yardımcı olurlar.” dedi ve gittik.
Plastik cerrahideki asistan hekimler arasında özellikle tek bir bayan asistan hekim vardı. Adını bilmiyorum. “Çok hasta var, size yardımcı olamayacağız. Çok istiyorsanız sabaha kadar bekleyin, ancak o zaman sütür atabiliriz.” dedi.
Doktor hanıma ve asistan doktor beye tekrar rica ettim. “Peki, bekleyin. Arada boşluk olunca alırız.” dediler.
Gelin görün ki bizden sonra gelen tüm hastalar alındı. Daha sonra gelenler de alındı. Biz ise tam 4 saat bekletildik. Bu sırada 2,5 yaşındaki oğlum bir yandan ağlıyordu.
Doktor hanıma tekrar “Yardımcı olabilir misiniz?” diye sordum. Bana, çömezine mobbing uygular gibi, “Hayırdır, bir problem mi var?” dedi. Gerçekten şaşkınım. Bir doktor başka bir doktora nasıl böyle davranabilir?
Sonrasında da yine bekletildik. Maalesef artık beni ağlama noktasına getirdi.
Bunun üzerine acildeki hekim arkadaşa tekrar rica ettim. Sağ olsun, benim halimi görünce kendisi dikişi attı ve oğlumla ilgilendi.
Ben meslektaşımdan gördüğüm bu muamele karşısında hem şaşkınım hem de üzgünüm.“
📌 Sağlık hizmeti sunumu sırasında ortaya çıkan zararlar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatların doğrudan hekim ve sağlık çalışanlarına rücu edilmesi kaldırılmıştır.
Artık rücu:
▪️ Ancak Mesleki Sorumluluk Kurulu değerlendirmesi ile,
▪️ Somut olayda kişisel kusurun varlığı açıkça ortaya konulursa,
▪️ Kesinleşmiş bir kasten suç mahkûmiyetinde gündeme gelecektir.
Bu çerçevede her tazminat rücu sebebi değildir.
@saglikbakanligi@drmemisoglu@ttborgtr@TDB_TDA@hekim_birligi@hekimsen@Tabip_Sen@TEKsendika@Hekimce261050
Acil serviste doktor nöbeti devir alır.
Sarı alan müşahadede yatış bekleyen en az 30 hastaya vizit yapar, tedavilerini düzenler.
30 hasta… kimi kalp krizi, kimi solunum yetmezliği, kimi zehirlenme, trafik kazası kimi.
Hemen yanıbaşında yeşil alan. Kapının önü tıklım tıklım.
Kırmızı alanda kardiyak arrestle gelen hasta bir saatlik müdahale sonrası geri dönmüş, solunum cihazına bağlı, monitörize, anlık takip edilmesi gerekiyor. Yakınları telaşlı, gözüne bakıyorlar olumlu bir cümle için.
Bu arada ambulansla hasta üstüne hasta geliyor.
Mide kanaması; hemen damar yolu açılması, kan tetkikleri, vitallerine bakılması gerekiyor. Sonrasında endoskopi için konsülte edilmesi lazım.
Nefes darlığı geliyor; akciğer ödeminde hasta, müdahale etmesen kaybetmen an meselesi. Hastanın anamnezi, kullandığı ilaçlar, muayenesi ve ilgili bölümle konsültasyon…
Bu arada yan ağrısıyla gelen bir hasta. Vitalleri stabil, tetkikleri istiyor doktor. Taş olabilir diye de tomografi istiyor.
Günlük 800 başvurunun olduğu acilde, kardiak arrestler, solunum yetmezlikleri, trafik kazaları, kurşunlanmalar arasında yan ağrısıyla gelen hastanın sonuçlarına da bakıyor. Ağrı kesicisini yapıyor ve idrar yolu enfeksiyonu düşünüp tedavisini düzenliyor. Tomografide acil müdahaleyi gerektirecek bir bulguya rastlamıyor. Hastaya poliklinik öneriyor.
Ve güya tomografideki böbrek taşını göremediği için 1.5 ay sonra doktor ‘dandik’ ilan ediliyor! 800 hasta içinde yan ağrısıyla gelen hastanın iki gün sonra raporlanan tomografisini takip edip hastaya bildirmesi gerekiyormuş!
Dalga mı geçiyor yoksa gerçekten böyle bir sorumluluğun olduğuna mı inanıyor bilemiyorum ama biri birinden vahim.
800 hasta içinde kalp krizi geçiren, trafik kazası geçiren, kuşunlanan ve mide kanamalı hastalara odaklanmak zorunda kalan doktor güya tomografideki taşı göremediği için ‘dandik’ ilan ediliyor ve şikayet ediliyor!
Dandik bir sağlık sistemi yüzünden adeta şamar oğlanına dönmüş doktorlar.
Acil servislerde yeşil alan açarak kaos yaratan sistem mi, yoksa doktor mu dandik?
İnsanların aile hekimini atlayarak kafasına göre branşlara başvurduğu bir sistem mi dandik, yoksa doktor mu?
Kendi e nabızını takip etmeyip, önerilen poliklinik kontrolünü yaptırmayan kişi mi yoksa doktor mu dandik?..
(Böbrek taşının görülemediği iddiası hastaya ait. Böbrek taşı olsa da acil müdahale gerekmeyen hastalar poliklinik önerilerek taburcu edilir zaten.)
Sekreter: Başlayalım mı hocam?
Doktor: Evet
Sekreter: Mehmet Bey buyurun.
Kapı kapanır.
Dr: Geçmiş olsun Mehmet Bey.
Kapı açılır.
…: Hocam randevu alamadım, muayene olabilir miyim?
Dr: İçerde hasta var.
…: Alabilir miyim hocam?
Dr: Gelmeyen hasta olursa alabilirim, şimdi lütfen kapıyı kapatır mısınız?
…: Kaşeli kağıt alsaydım.
Sekreter kapıyı kapatır, kilitler.
Dr: Mehmet Bey şikayetiniz neydi?
Kapı çalınır, çalınır, ısrarla çalınır.
Sekreter kapıyı açar.
…: Hocam sonuç gösterecektim.
Dr: İçerde hasta var.
…: Muayene olmayacam hocam, sadece sonuç gösterecem.
Sekreter: Hasta çıktıktan sonra gelin.
Kapı kapanır.
Mehmet Bey: Doktorum, ben çok hastayım, bende kalp…
Kapı açılır.
…: Doktor Bey randevu alamadım, uzaktan geliyorum. Muayene olabilir miyim?
Dr: İçerde hasta var.
…: Çıkınca muayene olabilir miyim?
Sekreter: Boşluğumuz olursa alabiliriz ama şimdi hasta var, lütfen kapıyı kapatır mısınız?
Dr: Devam edin Mehmet Bey.
Mehmet Bey: Kalp var bende. Geçen gün doktora…
Kapı açılır.
…: İlaç yazdıracaktım, randevu bulamadım. İlaçlarımı yazar mısın?
Dr: İçerde hastam var, bu şekilde giremezsiniz.
…: Muayene olmayacam, sadece ilacımı yaz diyorum, eline mi yapışır?
Dr: Lütfen dışarı çıkar mısınız?
…: Allah belanızı versin! Bizim vergilerimizle maaş alıyorsunuz. İlacımı yazmadan çıkmayacağım.
…..
Basın: İlacını yazdırmak isteyen yaşlı hastayı randevusu yok diye doktor dışarı attı. Vatandaş mağdur!
Sağlık Bakanlığı: Size ulaşabileceğimiz iletişim bilgilerinizi lütfen paylaşır mısınız?
…
Cimer, sarı zarf, soruşturma ve savunma yazısı…
…
Evet Mehmet Bey, devam edin lütfen…
⚖️ Down Sendromu Davasında Emsal Karar:
İstinaf Mahkemesi: Hekimin kusuru yok
Gerekçe:
– Down sendromu genetik bir durum
– Gebelik takibi güncel tıbbi rehberlere uygun
– İkili tarama düşük riskliyse ileri tetkik zorunlu değil
Kritik nokta:
📌 Amniyosentez yaptırmayan hastadan ayrıca “reddettiğine dair yazılı onam” alınması zorunlu değil.
Çünkü bu testler tedavi değil, tanısal işlem kabul ediliyor.
Aydınlatma yükümlülüğü
📌 Sadece imzalı onamla değil;
hasta kayıtları ve tanık beyanlarıyla da ispatlanabilir.
Yargıtay 13 Ocak’ta kararı onadı
(Gerekçeli karar bekleniyor)
📌 Bilimsel rehbere uygun davranan hekim, sonuçtan sorumlu tutulamaz.
Artık #doktor arkadaşlar da şunu kavradılar.
Tıp fakültesi hayatlarından itibaren gördüler ve tecrübe ettiler ki; kitapçısı, yayıncısı, fotokopicisi, üniformacısı, dershanecisi, tek ders anlatanı evini arabasını altına çekerken bakıyor kendisine, hiçbir şey yok.
Halen rahata +