11 yaşından üniversite bitirene kadar tütün tarlalarında, tekstil fabrikalarında işçi olarak çalıştı.
Okudu öğretmen oldu.
KHK'lardan sonra hayatı değişti.
Eşi ile birlikte işsiz kaldı.
Cezaevi, hastalıklar ve yoksulluk.
AİHM, KHK'ler konusunda arka arkaya çarpıcı kararlar veriyor. “Göreve iade” diyor. Yani sayıları yüz binleri bulan kişi eski görevine geri dönecek. Bir de bugüne kadarki maaşlarının enflasyon farkı ile ödenmesi yükümlülüğü kararı var. Dahası da var, bir de manevi tazminat şartı.
KHK sorununu nasıl çözeriz? Üç muhtemel yol
KHK sorununun çözümü adına birkaç potansiyel yol öne çıkıyor. Her birinin kendine özgü güçlü yanları, gerekçeleri ve uygulanabilirlik dereceleri var.
1) En ideal çözüm olarak sayabileceğimiz yol Kuzey İrlanda barış sürecindeki güç paylaşımı ve hakikat arama modellerinden, Güney Afrika’nın Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’ndan ve Kolombiya’daki FARC barış görüşmelerinde kurulan özel hesap verebilirlik yargı mekanizmasından esinlenen bir geçiş adaleti mekanizması kurulması.
Bu mekanizma, 2016 sonrası AİHM ve BM kararlarıyla ışığında çalışacak ve samimi bir siyasi diyalogla desteklenecek bir Meclis Komisyonu şeklinde hayata geçirilebilir.
Bu yaklaşım tercih edilirse teknik çözümlerin ötesine geçerek kamusal zarar kabulü, mağdur katılımı, tazminat ve kurumsal reform önerileri gibi alt konular Komisyon’da görüşülecektir. Siyasi açıdan zorlayıcı ve zaman alıcı olsa da en ahlaki ve toplumsal açıdan sürdürülebilir yol bu türden bir geçiş adaleti mekanizması kurulması.
Bu bağlamda 2024’te başlatılan “Terörsüz Türkiye” girişimi önemli bir fırsat sunuyor.
PKK’nın silahsızlandırılması ve üyelerinin topluma yeniden kazandırılmasını amaçlayan bu süreç, ülkede 40 yıldır süren Kürt sorununun normalleşme çabalarını ilerletmeyi hedefliyor. İktidarın bu konuyu siyaset üstü toplumsal bir mesele gördüğü sıklıkla vurgulandı.
Tıpkı 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL tedbirlerinin farklı tehditleri tek bir “terör” başlığı altında toplaması gibi, KHK sorununun da PKK’ya yönelik başlatılan bütüncül geçiş adaleti ve toplumsal iyileşme sürecine dâhil edilmesi ülke adına önemli bir kazanım olacaktır.
2) Resmi bir geçiş adaleti sürecine girmeden, kapsamlı tazmin, rehabilitasyon ve yeniden yargılama modellerine dayanan bir dizi kanuni düzenleme yapılması ise etkili bir orta yol oluşturabilir.
İktidarın öncülüğünde Meclis tarafından, örneğin, şiddet suçu delili bulunmayan ağır KHK tedbirlerini geriye dönük olarak iptal eden ve beraat eden veya hiç yargılanmayanlar için otomatik iade öngören özel bir yasa çıkarabilir.
Bu tür adli rehabilitasyon modelleri, Almanya, Çekya ve Polonya gibi ülkelerde siyasi gerekçeli zulüm mağdurlarına haksız kararların iptali, iade ve çeşitli tazminatlar yoluyla başarıyla uygulandı.
3) Etkili ancak ideal olmayan bir seçenek ise infaz indirimleri içeren düzenlemeler ve/ya af düzenlemeleri hayata geçirmek.
Özellikle af düzenlemeleri, hem Türkiye’de hem dünyada geçiş ve çatışma sonrası dönemlerde en sık kullanılan araçlardan biri. Bu yöntem KHK ihraçlarının hukuki ve idari sonuçlarını büyük kitleler için hızla ortadan kaldırarak acıyı dindirme ve toplumsal gerilimi azaltma konusunda son derece etkili bir yöntem olabilir.
Ancak olası bir affın 15 Temmuz darbe girişiminin tam manasıyla aydınlatılması, mağdur kabulü ve kurumsal hesap verebilirlik açısından ortaya çıkaracağı sorunlar düşünülünce bu yolun ideal olmayan etkili bir yol olacağı söylenebilir.
#ToplumsalEnkazKHK
PKK’lıları topluma kazandıracaksanız, amenna.
Fakat PKK’lıları af ederken
KHK’lıları ve eline silah almamış nice masumu cezalandırmaya devam ederseniz, toplumsal barışı sağlamış değil,
dinamitlemiş olursunuz.
15 Temmuz sonrası ‘FETÖ’ yargılamalarına yönelik adli tatilin de başlamasıyla geçen adli yılın ve ceza yargısının kısa analizini yapalım..
Öncelikle son 2 yıldır süregelen Yalçınkaya kararının etkisini güçlü bir şekilde müşahade ettik. Yeni adli yılla beraber Yasak kararının da bu etkiyi güçlendirerek devam ettireceğini düşünüyorum. Yalçınkaya kararının öncü etkileri gördüğümüz gibi Yasak kararının da öncü etkilerini Yargıtay’da göreceğiz. Manevi unsur(kast) ve TCK md 30 Hata kavramlarını ihtiva eden bozma kararları bekleniyor. Bozmalar sonrasında da yerel mahkemelerin Yasak kararının etkisiyle daha lehe tutumlar sergileyerek olumlu karar oranını arttıracağını düşünüyorum.
Banka dosyalarında da Yargıtay’da bekleyen dosyalar bir müddet daha beklemeye devam edecek, çünkü (muhtemelen) yılbaşından sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu yardım dosyalarıyla ilgili net bir içtihat oluşturacak..
Bylock yargılamalarının iki yıldır devam eden araştırma usulü yerel mahkemelerde aynen devam eder.
Ankesör yargılamalarında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin muallak tutumu devam ediyor. Bu dosyalara yönelik savunmaların güçlü yapılmış olması ve güçlendirilmesi şart. Yoksa ‘nedeni anlaşılamayan’ onamalar görülebiliyor.
Garson verileri kapsamında güncellenen emniyet mahrem yapılanma dosyalarıyla ilgili yeni adli yılda değişiklikler olabilir. Ekimden sonra lehe ve aleyhe kısımları netleşir..
Tüm bu veriler kapsamında tanık beyanının, yukarıda sayılan bütün hususlara destekleyici delil olduğunu ifade edelim. Yeni adli yıldan sonraki savunmaların, Yasak kararının uygulama pratiği de gözetilerek, sanıklar ve avukatları tarafından yeniden dizayn ve takviye edilmesini tavsiye ederim..
AİHM sonrası yeniden yargılamalarda önümüzdeki aylarda bazı beraat kararları gözlemleyeceğiz. Onları da münferit olarak inceleyip analiz ederiz. Esenlikler..
Biz yıllardır can derdindeyiz. Ömrümüzün en verimli yılları hukuksuz uygulamalar nedeniyle elimizden alındı.
Buna rağmen Abdurrahman Dilipak
"AİHM, KHK'ler konusunda arka arkaya çarpıcı kararlar veriyor. 'Göreve iade' diyor... Bugüne kadarki maaşlarının enflasyon farkıyla ödenmesi yükümlülüğü kararı var. Bir de manevi tazminat şart. Hadi çıkın işin içinden çıkabiliyorsanız."
diyerek, sanki asıl sorun tazminatmış gibi bir değerlendirme yapıyor.
Oysa bizim önceliğimiz hiçbir zaman tazminat olmadı.
Önceliğimiz; hukuksuzluğun sona ermesi, görevimize ve itibarımıza kavuşmak, çocuklarımızın geleceğinin daha fazla karartılmamasıdır. Tazminat olsa da, kaybedilen yılları, dağılan aileleri ve geri gelmeyecek zamanları telafi etmeye yetmez. Asıl ihtiyaç adaletin gecikmeden tesis edilmesidir.
Sayın Bülent Arınç söylenmesi gerekeni söylemiştir.
#ToplumsalEnkazKHK
Siz de @Akparti
Lafı eveleyip gevelemeyin.
Sadece PKK’yı kapsayan bir düzenleme, toplum vicdanında büyük bir infial oluşturur.
Bir zamanlar sizin
Çocuklarınızın öğretmenlerini kapsam dışında bırakırsanız, yaptığınız bu işi ne yer kabul eder ne gök.
Bunun vicdani, hukuki ve ahlaki hiçbir izahı olamaz.
Hayırlı günler. Bugünkü yazım.:
Baharı beklerken
Abdurrahman Dilipak
21.07.2026 / Derin Gerçekler / https://t.co/tGRSDVngH5
Evet, baharı beklerken kışa yakalandık. Ankara’da siyaset dibe vurdu. İktidarı, muhalefeti ile bütün partilerde bir gerilim var. Hemen hemen hiç kimsenin gelecekten bir hayır beklediği yok. Bu şartlar altında anayasa değişikliği de olmaz, seçim de. Türkiye barışı, Türkiye Yüzyılı hayallerinizi erteleyin.
İşin kötü yanı, bu iktidarla ve bu şekilde yola devam çok zor. Devam etmeye kalkarlarsa geliyorum diyen kriz, toplumsal öfkeyi paratoner gibi kendine çeker ve çatı kendi üstlerine çöker. Peki, bu iktidara bir alternatif var mı? İşin en acı yanı o da yok. Zaten bu şartlarda yeni bir alternatif göreve gelse bu yapı bu defa onların üzerine çöker.
Türkiye’nin çok ciddi bir borç stoku ve faiz/riba gideri var. Bu yollar, tüneller, köprüler, limanlar, havaalanları, hastaneler hep kredi ile yapıldı ve gerçek maliyetlerinin çok üstünde rakamlarla birilerine ihale edildi.
Peki, nereden para bulacağız? Borçla borç ödemek, bir bankanın kredi kartından kredi çekip başka bir bankanın kredi kartı borcunu ödemeye benziyor bu iş. Ya da o limanları, havaalanı gelirlerini, hisse senetlerini satacaksınız. THY’nin hisse senetlerini satacaksınız.
Birileri nadir elementlere dikmiş gözünü, ya da borç alacaksanız emir almaya da hazır olmanız gerek. Bu durum Düyun-u Umumiye günlerini hatırlatıyor.
Emekliler, asgari ücretle çalışanlar için bıçak kemiğe dayandı. Sadece yoksul kesim değil, 50-100 holding dışında küçük esnaf da sıkıntı çekiyor; orta ölçekli işletmeler de büyük işletmeler de.
Musul petrollerinin alımında hile yapıp, düşük fiyatla birilerine (!?) satarak birileri kasasını doldurdu ama vurgun ortaya çıktı ve 1,5 milyar dolar tahsilat yaparken bir o kadar da faize hükmetti Tahkim Kurulu. Ve bu daha ilk parti vurgun, arkası da gelecek daha.
AİHM, KHK'ler konusunda arka arkaya çarpıcı kararlar veriyor. “Göreve iade” diyor. Yani sayıları yüz binleri bulan kişi eski görevine geri dönecek. Bir de bugüne kadarki maaşlarının enflasyon farkı ile ödenmesi yükümlülüğü kararı var. Dahası da var, bir de manevi tazminat şartı. Hadi çıkın işin içinden çıkabiliyorsanız.
Bu yüzden az aile dağılmadı. Çocukların ailelerinden kopmalarında ailelerin dağılmasının rolü büyük. İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarote bu anlamda toplumun başına bela oldu ama uygulama hâlâ inatla sürdürülüyor. Dağılan ailelerde tazminat ve ömür boyu nafaka erkekler için aslında intihara varan sosyal anomalilere dönüşürken birçok kişi psikolojik olarak adeta tükendi. Böyle bir aileden kimse sağlıklı bir nesil beklememeli.
Daha önce nadir elementler konusu gündeme gelmişti yeni bir mali kaynak için ama bu konuda toplumsal hassasiyet hat safhada. Tabii Varlık Fonu'ndaki şirketlerin hisse senetlerinin de yabancı ülkelere satışına tepki var.
Eğer bu yoksulluğa çözüm bulamazlarsa olacak olayları tahmin etmek zor değil. AVM’ler, zincir marketler yağmalanabilir. Bunları polisiye tedbirlerle önleyemezsiniz.
Kaostan sonuçta bir düzen çıkacaktır sonuçta da bu süreç çok uzun sürebilir ve ekonomik, sosyal, siyasal maliyeti çok ama çok yüksek olabilir. Tövbe etmemiz, sabırlı olmamız, kışkırtmalara kapılmamamız, her kesimden akıllı, dürüst, cesur insanların el ele verip bu krizden en düşük hasarla çıkmamız gerek. Önce şu kurtarıcılardan kurtulmamız gerek.
İktidar çevresi de muhalefet çevresi de bu durumu nihayet gördüler. O vurguncu tayfası paçasını kurtarmak için parasını da kaçırma derdinde, kendi de kaçış hazırlığında. Merkezde kalanlar bu krizden çıkış yolu ararken bir yandan birbirlerini suçluyorlar, bir yandan da çözüm önerileri konusunda kendi aralarında tartışıyorlar. Birine göre doğru olan bir çözüm, bir diğerine göre felakete sebep olacak bir bakış açısı. Birileri erken pes etmese de toplumsal kargaşa başladığında yakalarını kurtarmak için fazla zamanları olmadığını görüyorlar. Gerçekten de öfkeden çıldırmış bir kalabalık kitle var. Önlerine çıkan herkese saldırabilir bu kesim. Hedefteki kişilerin canları, malları, şerefleri hepsi bu işten ciddi yaralar alabilir. Bunun farkına varmaya başlayanlar, şimdiden kendilerini aklamak için eski dostlarını eleştirmeye başladılar bile. Eğer biz bize girersek bu işten bizden hiç kimse kazançlı çıkmaz. Tek kazançlı çıkacak olanlar İsrail ve onların dostları olacaktır.
Böyle giderse ittifak da olmaz, seçim de. İttifaklar iktidarın paylaşılması için değil, öfkeli halkın husumetinin hedefindeki bloka dönüşür. Zaten ittifak olmadan kimsenin seçim kazanması mümkün değil. AK Parti muhalefete düşerse dağılır gider. Erdoğan’ın karizması da partisini kurtarmaya yetmez bugünkü şartlarda.
Zaten birileri de kaosa oynuyor bana kalırsa; yeni bir millî mutabakat hükûmeti gibi bir hükûmet modeli gündeme gelebilir bu arada. Tabii öyle bir hükûmetten de bir hayır gelmez. Ama böyle bir hükûmet en çok da Batılı ülkeler için ciddi fırsatlar sunabilir.
Her zaman aynı şeyi söylüyorum: Her topluluk layık olduğu gibi idare olunur. Biz kendimizi değiştirmeden bu belalardan kurtulamayız. Lider ya da örgüt, parti ya da tarikat bir toplumun kurtuluşu için yeterli değil. Cahillikten, ahlaksızlıktan yakamızı kurtarıp zalimlere karşı ayağa kalkmadan Allah’ın yardımı bize ulaşmayacak.
Kurtarıcı bir lider ya da ideoloji yoktur. Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Zulüm ile abad olunmaz. Öte yandan Allah (cc) kullarını, mallarını, canlarını, sevdiklerini kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Bu hep böyle oldu, bugün olan da bu, yarın da bu böyle olacak.
Birileri gerçeği görmezden geldi. “Yaptık, yine yaparız” havasındaydılar. Birileri örgüt ve liderlerinde, peygamberlerde bile olmayan bir yetkiyi vehmediyorlardı. Onlar da kendilerini medyaları, trolleri üzerinden öyle pazarlıyorlardı.
Dünkü yükselişler bir imtihan sonucu idi, bugün çöken ekonomiler de öyle bir imtihanın sonucu. Her şey Allah’ın iradesi içindedir, hayır da şer de. Allah bunları kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan ediyor. Kim hangi görevi, misyonu, rolü üstleniyorsa ona göre sevap ve günah kazanacak. Onların da karşılığında cennet ya da cehennem kazanılacak. O rol, misyon, tercihler insanların kendi iradeleri karşılığı olarak onlara veriliyor. Hiç kimse kendi iradesi dışındaki bir işten sorumlu değildir. Sorumluluğu, “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker”le ilgilidir. Yani iyi, doğru, güzel olarak yardım etmek; haksızlık, zulüm ve sömürüye karşı çıkmak. Bunu yapmayanlar da suça, günaha, yanlışa dolaylı katılım sağladıkları, onlara dolaylı da olsa alan açtıkları, destek sağladıkları, yardım ve yataklık ettikleri için ayrıca cezalandırılacaklar. İşin en can alıcı yanı da din gününde İlahi adalet divanında hesaba çekildiğimizde hâlimiz nice olacak?
İnsanlar zengini fakiri, amiri memuru, okumuşu okumamışı Allah’ı unuttu; insanların faydalandıkları iyiliklerin kendi sayelerinde gerçekleştiğini zannediyorlar. Kötülükleri ise rakiplerinin eseri olarak görüyorlar. Rızık, ecel ve kader Allah’ın iradesi içinde, vesile olanlar kendileri ile ilgili kazanım ve zararları nispetinde sorumludurlar. Yoksa, şu şöyle oldu, öyle olmasa böyle olmadı. Biz geldik şöyle oldu, biz gidersek işler sarpa saracaktır gibi endişelerle kendilerini ve başkalarını kandırıyorlar. Vay onların hâline. Elbette insanlar iyilik yaparlarsa, onların başına zalim biri gelirse ona karşı direnirler, Allah (cc) da onlara yardım eder. Allah (cc) onların eli ile zalimleri cezalandırır ve mazlumlara yardım eder. İyilik yaparlarsa da Allah (cc) onları bu dünyada ve ahirette mükâfatlandırır. Allah'ın (cc) bu tasarrufunda kimseye muhtaç olmadığını unutmayalım. Halid bin Velid'in azil gerekçesini hatırlayın ya da Talut'un (ra) o günkü İslam ordularına komutan tayin edilmesini hatırlayın.
Dışarıda da işler giderek daha karışık bir hâl alıyor. Irak'la mahkemelik olduk ve davayı kaybettik. Suriye yönetimi bir yandan kendi içinde sorunlar yaşarken öte yandan ABD, İngiltere ve İsrail Şeytan üçgeni içinde korunan İsrail, Suriye topraklarına doğru vurkaç taktikleri ile ilerlemesini sürdürüyor. Ve Suriye yönetimi üzerinde ABD ciddi bir vesayet rejimi oluşturmuş gibi sanki. İsrail; Golan’dan, Cebel-i Dürzi'den, Batı Şeria’dan, Philadelphia koridorundan vazgeçmediği gibi ilerlemesini sürdürüyor. Gazze’yi ve Lübnan’ı bombalamaya devam ediyor. Bu arada dışişleri bakanının Ukrayna’yı ziyareti Batı'yı hoşlandırsa bile Rusya’yı öfkelendirdi. İran’la da işler iyi gitmiyor. İncirlik'e kurulan kolordu, Almanya’dan Malatya’ya getirilen erken uyarı radar ve savunma üssü bugün için İsrail’i korumaktan, İran’a karşı ABD’nin bölgedeki askerî faaliyetleri için kolaylık sağlamaktan başka bir işe yaramıyor.
Bütün bu hercümerç içinde kabinede değişiklik konuşuluyor. Bu saatten sonra bozulan işleri düzeltmek pek de kolay değil. Gelenlerin ne kadar ehliyet ve liyakat, irade ve cesaret sahibi olduğunu göreceğiz. Ama siyaset artık milletvekili, parti, iş adamı, STK, aile herkesin müdahalesine açık bir alan. Parti içinde de artık farklı düşünen kişiler ve gruplar var. Bir de örtülü bir koalisyon söz konusu. Belli siyasi pazarlıklar yanında siyasi dengeler açısından risk oluşturacak, dokunulmaz alanlar, çevreler, kişiler var. Zaten eski döneme ait icraatlar devam edecekse yeni gelenler mayınlı tarlada top oynayacak, patlayan mayınların sorumluluğu onlara fatura edilecek demektir. Dün mama yemeye alışmışların mamalarını keserseniz artık hemen ağlamayacak, dişlerini göstereceklerdir. Süt dişleri yok onların artık.
Bu ahval ve şerait altında erken seçim falan olmaz. Seçim ekonomisi geliyorum diyen felaketin hızını, derinliğini, genişliğini ve şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Toplumsal gerilimi artırır ve kimse böyle bir seçimden umduğunu bulamaz. Sorun ekonomiden siyasete, toplum hayatına kadar her yere metastaz yapabilir. Bir şeyi yıkarken yerine koyacak yeni bir çözümünüz yoksa eski kadrolar gelse de gitse de sonuç değişmez ve gelecek günler geçen günleri aratabilir. Sorun içimizde, sorun derin, çözüm köklü değişiklikle mümkün. Yoksa bu gidişle aile de kalmaz, gençlik de. Ve tabii ilk kurtarılması gereken kurum adalet kurumu olsa gerek. Adalet herkes için mülkün/sahip olunan her şeyin temelidir zira!
Gelin tövbe edelim, sonra da dua. Sabırlı olalım. Fasıklar (Büyük günah işleyenler) bir haber getirdiklerinde hemen inanmayalım. İstişareden ve Şûra'dan ayrılmayalım. Aklımızı kiraya vermeyelim. Cahillik etmeyelim, zalimler karşısında sessiz kalmayalım. Futbol takımı tutar gibi parti tutmayalım. Rızkımızı ve kurtuluşumuzu Allah’tan bekleyelim. Allah’a ve ahiret gününe inanıp güzel işler yapanlar, hakkı ve sabrı tavsiye edip o yoldan ayrılmayan ve sabredenler müstesna herkes hüsrandadır. Selam ve dua ile.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 23 Temmuz 2026 tarihinde FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat gerekçesiyle meslekten çıkarılmalara ilişkin 3 önemli bireysel başvuruyu karara bağlayacak.
2 yargı mensubu ve 1 kamu görevlisi hakkındaki başvurularda, haklarında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmayan başvurucuların göreve iade davalarının reddedilmesi, özel hayata saygı hakkının ve masumiyet karinesinin ihlali yönünden incelenecek.
📣 İNFAZ DÜZENLEMESİ - GENEL AF 🚨
TBMM tatile girmeden GENEL KURULA geliyor.
Yasa planlandığı şekilde meclis gündemine gelecek, sonrasında İnfaz Kanunu’nda kapsamlı bir düzenleme yapılacak, meclis tatile girmeden yasallaşacak.
Bu infaz düzenlemesiyle GENEL AF BEKLENTİSİ KARŞILANACAK MI?
KISA SÜRE İÇERİSİNDE BELLİ OLACAK.
https://t.co/5dsppowW3N
Türk Tabipleri Birliği ve 58 Tabip Odasından Ortak Açıklama:
Hekimlik, Tutuklama Tehdidi Altında Yapılamaz!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve aşağıda imzası bulunan tabip odaları olarak; Şanlıurfa'da bir hastanın yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturmada kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir meslektaşımızın hukuksuz bir şekilde tutuklanmasını, hekimlik mesleğinin bilimsel ve hukuki güvenceleri bakımından kabul edilemez buluyoruz!
Her şeyden önce yaşamını yitiren yurttaşımızın ailesine başsağlığı diliyoruz. Bir hastanın ölümü her yönüyle araştırılmalı, tıbbi süreç eksiksiz biçimde incelenmeli, varsa sorumluluklar ortaya çıkarılmalıdır.
Bir hekim hakkında kusur değerlendirmesi yapılırken hastanın durumu, hastalığın seyri ve uygulanan işlemler birlikte ele alınmalıdır. İstenmeyen bir sonuç, tek başına hekimin kusurlu olduğu anlamına gelmez. Ön inceleme tamamlanmadan ve kanunda öngörülen özel soruşturma usulü işletilmeden; meslektaşımız hakkında soruşturma yürütülmesi ve tutuklama dâhil herhangi bir koruma tedbirine başvurulması kabul edilemez. Tutuklama bir ceza değil, yalnızca istisnai koşullarda başvurulabilecek bir tedbirdir ve hiçbir biçimde cezalandırma, kamuoyunu yatıştırma ya da baskı aracına dönüştürülemez.
Meslektaşımızın tahliyesini olumlu karşılamakla birlikte, bir hekimin, bilimsel bir değerlendirme yapılmadan yalnızca mesleğini icra ettiği için özgürlüğünden yoksun bırakılması, tüm hekimler üzerinde ağır bir baskı oluşturur.
Bu nedenle;
📌 Hekimleri suçlu ilan eden söylem ve uygulamaların, sağlıkta şiddeti besleyen bir zemin yarattığının görülmesini, hekimlerin can güvenliğinin ve mesleki huzurunun korunmasını,
📌 Tıbbi uygulamalara ilişkin soruşturmalarda özel soruşturma usulünün ve soruşturma izni şartının eksiksiz uygulanmasını,
📌 Hekimlerin masumiyet karinesine, kişi özgürlüğüne ve adil yargılanma hakkına sürecin her aşamasında saygı gösterilmesini,
📌 Zorunlu soruşturma izni alınmadan adli süreç başlatılmış ve koruma tedbirine başvurulmuş olmasının açık bir hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edilmesini; bu sürecin nasıl işlediğinin ve sorumluluğun yetkili merciler tarafından değerlendirilmesini ve kamuoyuna açıklanmasını talep ediyoruz.
Hekimliğin yargılanma ve cezalandırılma korkusuyla yürütülmesi, hekimleri ağır ve riskli hastalardan uzaklaştırıp, savunmacı tıbbı daha da yaygınlaştıracak, bu durumdan en çok da sağlık hizmetine gereksinim duyan hastalar zarar görecektir. Hekimlerin mesleki uygulamaları nedeniyle peşinen suçlu sayılmasına, tutuklamanın fiilî bir cezaya dönüştürülmesine karşı ortak tutumumuzu koruyacağız. Süreci sonuna kadar takip edeceğiz.
Hiçbir meslektaşımız yalnız değildir.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Adana Tabip Odası
Adıyaman Tabip Odası
Afyonkarahisar Tabip Odası
Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası
Ankara Tabip Odası
Antalya Tabip Odası
Aydın Tabip Odası
Balıkesir Tabip Odası
Bartın Tabip Odası
Batman Tabip Odası
Bitlis Tabip Odası
Bolu-Düzce Tabip Odası
Bursa Tabip Odası
Çanakkale Tabip Odası
Çorum Tabip Odası
Denizli Tabip Odası
Diyarbakır Tabip Odası
Edirne Tabip Odası
Elazığ-Tunceli-Bingöl Tabip Odası
Eskişehir-Bilecik Tabip Odası
Gaziantep-Kilis Tabip Odası
Giresun Tabip Odası
Hatay Tabip Odası
Isparta-Burdur Tabip Odası
İstanbul Tabip Odası
İzmir Tabip Odası
Kahramanmaraş Tabip Odası
Karabük Tabip Odası
Karaman Tabip Odası
Kastamonu-Çankırı Tabip Odası
Kayseri Tabip Odası
Kırıkkale Tabip Odası
Kırklareli Tabip Odası
Kırşehir Tabip Odası
Kocaeli Tabip Odası
Kütahya Tabip Odası
Malatya Tabip Odası
Manisa Tabip Odası
Mardin Tabip Odası
Mersin Tabip Odası
Muğla Tabip Odası
Muş Tabip Odası
Nevşehir Tabip Odası
Ordu Tabip Odası
Osmaniye Tabip Odası
Rize-Artvin Tabip Odası
Sakarya Tabip Odası
Samsun Tabip Odası
Siirt Tabip Odası
Sinop Tabip Odası
Sivas-Erzincan Tabip Odası
Şanlıurfa Tabip Odası
Şırnak Tabip Odası
Tekirdağ Tabip Odası
Trabzon Tabip Odası
Uşak Tabip Odası
Van-Hakkari Tabip Odası
Zonguldak Tabip Odası
👇
https://t.co/mOG1SdyQGA
Geçtiğimiz günlerde AK Parti'li bir isim aradı.
Kendisinden izin almadığım için ismini açıklayamıyorum.
4 dönem M.vekilliği ve bakanlık yapmış ağır abilerden hala partide.
Arama nedeni KHK TV
KHK TV'yi izlediğini maddi sorunlar nedeniyle yayınlarını durdurmamasını sorun maddi ise çözüleceğini belirtti.
İBAN istedi, KHK TV'ye destek olmak istedi.
Nazikçe geri çevirdim.
GELELİM ASIL KONUYA
Kendisine yakın zamanda CB. Erdoğan ile görüşüp görüşmediğini sordum.
Bir saatten fazla süre Erdoğan ve bir süre de Adalet Bakanı Akın Gürlek ile başbaşa görüştüğünü söyledi.
PKK ile müzakerelerde sona gelindiğini artık yasal düzenlemeler evresine geçileceğini hatırlatarak şunu sordum:
- KHK ve Cemaat mağduriyetleri konuşmanızda geçti mi?
- "Evet geçti geçmez olur mu" dedi.
"Üzülerek söylüyorum ki DÜŞÜNMÜYORLAR" ifadesini kullandı.
Peki ne düşünüyorlar diye sordum.
- "Zamana yayacaklar, öyle anlaşılıyor, şuan için gündemlerinde yok" dedi.
KHK TV'nin devam etmesi konusunu tekrar hatırlattı ve telefonu kapattık.
"ZAMANA YAYMAK" ne demek?
Aklıma ilk gelen "AİHM'den gelen hak ihlalleri kararlarına yavaş yavaş uyacakları" oldu.
Zira, AKP/MHP ittifakının KHK'lılara ve Cemaate yönelik bir kısmi af yada infaz düzenlemesi yapma ihtimali görünmüyor.
15 Temmuz'un 8. yılında çıkan Yüksel Yalçınkaya kararının etkileri yavaş yavaş yargılamalara olumlu yönden yansımalarını görüyoruz ama gerek AİHM'nin gerekse devletin acelesi yok ZAMANA YAYMAK bu olsa gerek.
Bu arada şöyle bir bilgi daha var:
Bir AK Parti MV. geçtiğimiz aylarda Yargıtay 3. daireden bir kıdemli hakim ile görüşmüş.
O'na "ŞABAN YASAK" kararını sormuş.
Yargıtay hakimi yeni yasama yılıyla Şaban Yasak kararına uymaya başlayacaklarını ifade etmiş.
Kesin olan birşey varki 12 yargı paketinde olduğu gibi PKK konusundaki yasal düzenlemede KHK ve Cemaat olmayacak.
Şaban Yasak kararının etkilerini yeni dönemde görecek miyiz? Yalçınkaya kararında olduğu gibi ağır ağır uygulayacaklar?
👤 @alparslankuytul : "Yeni Herkul" Adlı Oluşum ve 15 Temmuz Açıklaması:
▪️ Kim olduğu belli olmayan bir grup, "Biz yaptık Pişmanız." mı diyorlar
▪️ 10 Yıldır şimdi mi pişman olmuşlar?
▪️ Devletin içinden bir kanat Devletin yeni bir siyaseti mi bu?
▪️ 10 Yıldır her gün bitmeyen operasyonlar yapıp milleti yıldırdılar. Aynı adamlar defalarca gözaltına alınıp bırakılıyor tekrar alınıyorlar.
▪️ İslamî Hizmetlere gelen insanları 10 Yıldır korkuttuk.
▪️ Bu operasyonlar arttıkça İnsanlarda şüpheler artıyor.
▪️ Herkes yeni yeni şüphelerini söylemeye başlıyor. Çünkü bir çok karanlık noktalar var 15 Temmuzda.
▪️ İnsanların bu karanlık noktaların aydınlatılmasından mı korkuyorlar?
▪️ Yeni bir stratejiye geçilmiş gibi:
▪️ Devlet Cemaati ikiye bölmeye çalışıyor olabilir.
▪️ Bunlar (Yeni Herkul) ortaya çıksınlar. Kimliklerini ilan etsinler. Kim oldukları ortaya çıkması lazım.
▪️ Bu proje çok tutmaz.
▪️ Cemaat kendiliğinden bölünmüyor da, Dağılmıyorlar da.
▪️ Tamamen Devletin ağzıyla yazılmış gibi. (Yeni Herkul bildirisi) okudum ben.
▪️ Bu şekilde bir tesiri olacağını zannetmiyorum.
▪️ Pişman olduysalar neden savcılıklara, emniyete neden gidip teslim olmuyorlar? Özür dileyenler için, böyleleri için yol açık.Samimiyleselerse.
▪️ Bu iş Derin Devletin bir projesi gibi duruyor. Zamanla ortaya çıkacaktır.
KHK ile ihraç edilip daha sonra adli olarak aklanan BERAAT/TAKİPSİZLİK alan kamu personelinin mesleki itibarlarının iadesi, hakkaniyet gereğidir. #KHKlarİptalEdilsin#KHKlarİçinBüyükÇağrı
Siyasi amaçlı Cemaat kaynaklı davalarda sadece fiili darbe iddiasına muhatap 4 bin 891 kişi yargılanabilir. Suçlu değil yargılanabilir.
Cemaat davaları uyduruk yargılamalardır.
Bu nedenle 12 yılda 498 bin 506 kiși hakkında beraat ve takipsizlik kararı vermek zorunda kaldılar.