Okullarda Şiddet Önlenebilir: Kamu Otoritelerini Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Çağırıyoruz
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulun önünde gerçekleşen silahlı saldırıda çok sayıda öğrencinin yaralanmasını büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Yaralanan öğrencilere acil şifalar diliyor; öğrencilerin, ailelerin, öğretmenlerin ve tüm eğitim emekçilerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.
Nisan ayında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından “Şiddet bir halk sağlığı sorunudur” diyerek uyardık. Eğitim kurumlarının güvenli hale getirilmesini, şiddeti besleyen politikalara son verilmesini, güçlü ve kapsayıcı politikaların hayata geçirilmesini talep ettik. Aradan henüz birkaç ay geçmişken Manisa’da yeni bir okul saldırısının yaşanması, bu uyarıların neden yaşamsal olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Şiddet münferit olaylardan ibaret değildir; toplumsal koşullarla şekillenen, önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Şiddeti yalnızca bireylerin davranışları üzerinden açıklamak, toplumda giderek yaygınlaşan şiddet iklimini ve bunu besleyen koşulları görünmez kılar. Şiddeti normalleştiren söylem ve uygulamalardan vazgeçilmeli, çocukların ve eğitim emekçilerinin güvenliği öncelikli hale getirilmelidir.
Ateşli silahlara erişimin kolaylığı ve bireysel silahlanmanın yaygınlaşması da bu tablonun önemli bir parçasıdır. TTB olarak yıllardır silahların toplum sağlığı açısından oluşturduğu tehdide dikkat çekiyor, silahlara erişimin sınırlandırılması ve etkin biçimde denetlenmesi için somut düzenlemeler öneriyoruz. Daha önce 6136 sayılı kanunda değişiklik yapılması yönündeki önerimizin gündeme alınmaması, önleyici politikaların neden yaşamsal olduğunu gösteren önemli bir örnektir.
Devletin sorumluluğu, şiddet gerçekleştikten sonra failleri yakalamak ve soruşturma yürütmekle sınırlı değildir. Asıl sorumluluk, öngörülebilir riskleri ortaya çıkmadan önce azaltmak ve yaşam hakkını korumaktır. Okulların güvenliği, ateşli silahlara erişimin etkin biçimde denetlenmesi, çocukların ve gençlerin sağlık ve sosyal hizmetlere erişiminin güçlendirilmesi ve şiddetin toplumsal belirleyicileriyle mücadele edilmesi kamu otoritelerinin temel görevleridir.
TTB olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Şiddeti kanıksamayacağız. Önlenebilir ölümleri ve yaralanmaları kader olarak kabul etmeyeceğiz. Kamu otoritelerini sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/1wa1sAwWCh
TTB AHEK’ten Tedavi Süreci Gerekçe Gösterilerek Sözleşmesi Feshedilen Dr. Deniz Nalbantoğlu’na Destek, Bakanlığa Tepki:
“Sözleşmeli Değil, Güvenceli Çalışma Haktır!
Rapor Sınırı Dayatması Son Bulmalıdır!”
🔗 https://t.co/I3wwHAPCzS
📽 https://t.co/G1GklsDexo
Zonguldak ve Düzce'de mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan Kürt yurttaşlara yönelik kamuoyuna yansıyan saldırı ve tehditler kaygı vericidir.
Emeğin sömürülmesine, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı; eşit yurttaşlığı, insanca çalışma koşullarını ve birlikte yaşamı savunuyoruz!
Şanlıurfa’da Tutuklanan Meslektaşımız Derhal Serbest Bırakılmalıdır!
Şanlıurfa’da özel bir hastanede sezaryenle doğum yaptıktan sonra durumu ağırlaşan ve sevk edildiği Harran Üniversitesi Hastanesi’nde yaşamını yitiren hastaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir meslektaşımızın tutuklandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Her şeyden önce yaşamını yitiren yurttaşımızın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Bu ölümün bütün yönleriyle araştırılması, tıbbi sürecin eksiksiz biçimde incelenmesi ve varsa sorumlulukların ortaya çıkarılması gerektiği açıktır; ancak tıbbi uygulamalar değerlendirilirken sonuçla yetinilmemeli, hastanın klinik durumu, hastalığın seyri ve yapılan tıbbi işlemler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kusur ve nedensellik bağı, ilgili uzmanlık alanlarından bağımsız bilirkişilerce tüm kayıtlar incelendikten sonra belirlenmelidir.
Kamuoyuna yansıyan sınırlı bilgiler olayın tıbbi yönü hakkında kesin bir değerlendirme yapmaya elverişli değildir. Bilimsel ve hukuki incelemelerin henüz tamamlanmamış olması ve kanunda öngörülen özel soruşturma usulünün işletilip işletilmediğinin bilinmemesi karşısında, meslektaşımız hakkında tutuklama tedbirine başvurulması ceza muhakemesinin temel ilkeleri yönünden ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18’inci maddesi uyarınca, özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimler hakkında, mesleki faaliyetleri kapsamında yürütülen soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Mesleki Sorumluluk Kurulundan soruşturma izni alınması zorunludur.
Öte yandan, meslektaşımıza isnat edilen suç kapsamında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin söz konusu olamayacağı değerlendirilmektedir. Bu nedenle, yetkili makamlar tarafından anılan özel soruşturma usulünün işletilip işletilmediğinin kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Aksi hâlde, soruşturma izni alınmaksızın gerçekleştirilen ifade alma, gözaltı ve tutuklama gibi işlemler hukuka aykırı hale gelmektedir.
Bununla birlikte, özel soruşturma usulü işletilmiş olsa dahi bu durum tutuklamanın koşullarının oluştuğu anlamına gelmemektedir. Çünkü tutuklama bir ceza değil, yalnızca istisnai hâllerde başvurulabilecek bir koruma tedbiridir. Bu nedenle meslektaşımız hakkında verilen tutuklama kararının somut deliller, tutuklama nedenleri ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Soruşturmanın; masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve tıp biliminin gerekleri gözetilerek, hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesini bekliyor; meslektaşımızın tutukluluk hâline derhâl son verilmesini talep ediyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/4aOoJhDM5K
Aile hekimliği sevk sistemi ile hastane hekimlerine yeni yükler getiriliyor. Aile hekimlerinden sevkli,randevusuz gelen hastaların muayene edilmesi isteniyor.@saglikbakanligi randevu sisteminin altından kalkamadığı gibi hasta ile hekimi, hekim ile hekimi karşı karşıya getiriyor.
Sağlıklı bir toplum ancak; özgür, demokratik ve adaletli bir düzende nefes alabilir.
Butlanın da kayyumun da karşısındayız.
Demokrasi hemen şimdi...#butlanahayır#demokrasinöbeti
TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu üyesi ve aktivistimiz Dr. Elif Turan’ın görevine iade edilmesi haberini sevinçle karşıladık.
Haksız ve hukuksuz ihraçlara karşı dayanışma ve mücadelemizi, tüm arkadaşlarımız görevlerine dönene kadar kararlılıkla sürdüreceğiz.
Gülistan Doku Soruşturmasını Dikkatle Takip Ediyor, Mesleki Etik İhlalleri Karşısında Gerekli Adımları Atacağımızı Bildiriyoruz
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi olarak, Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında kamuoyuna yansıyan gelişmeleri dikkatle izlemekteyiz.
Hekimlik mesleği; insan yaşamına saygıyı, doğruluğu, şeffaflığı ve güveni esas alan etik ve deontolojik değerlere dayanır. Sağlık hizmeti sunumu sırasında oluşturulan her türlü kayıt, yalnızca tıbbi bir veri değil; aynı zamanda hukuki ve toplumsal sorumluluğun da bir parçasıdır. Bu kayıtların kasıtlı olarak değiştirilmesi, silinmesi ya da gizlenmesi; mesleğin onuruna, toplumun sağlık sistemine duyduğu güvene ve adaletin tecellisine zarar verir.
Tunceli Devlet Hastanesi'nde hasta kayıtlarının silindiğine yönelik iddialar doğrultusunda, dönemin başhekimi hakkında yürütülen adli süreç ve başka hekimlerin de süreçteki olası sorumlulukları, hekimlik mesleğinin temel ilkeleri açısından son derece ciddi ve kaygı vericidir.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi olarak; söz konusu iddiaların açıklığa kavuşturulmasının yalnızca adli makamların değil, meslek örgütlerinin de sorumluluğunda olduğunu vurguluyoruz. Bu kapsamda, mesleki etik ve deontoloji ilkeleri çerçevesinde gerekli inceleme ve disiplin süreçlerinin başlatılacağını kamuoyuna bildiririz.
Sürecin şeffaf, bağımsız ve titizlikle yürütülmesi gerektiğine inanıyor; Gülistan Doku’nun akıbetinin aydınlatılmasını ve sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesini talep ediyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/kokMkqWoGr
Yeni bir seçim sürecine girerken, Demokratik Katılımcı Hekimler olarak; mücadelemizden, ortak hafızamızdan, biriktirdiğimiz deneyimden ve gençliğimizden aldığımız güçle yeniden sözümüzü kuruyoruz.
#iyihekimlik@izmirtabip
Uzm. Dr. Ayşe Uğurlu yalnız değildir!
İnsan hakları ve kadın mücadelesi yargılanamaz!
İhraçlara, baskıya, hukuksuzluğa karşı üyemiz ve yoldaşımız Ayşe UĞURLU'NUN Ankara'da görülen davasına MYK Üyelerimiz Salih ERBAŞ ve Nursel YÜCESOY ile Ankara Şube yöneticilerimiz katıldı.
Sevgili Halis Ulaş'ın Yılmaz Güney 'in YOL filmiyle ilgili gerçekleştireceği söyleşiye tüm dostlarımızı davet ediyoruz.
Söyleşi sonrasında Halis Ulaş 'ın Çentik isimli kitabının imza etkinliği yapılacaktır.
Görüşmek üzere.
Bir Kez Daha Dr. Ayşe Uğurlu’nun Yanındayız
Dr. Ayşe Uğurlu, 35 yıldır kamuda bir hekim ve adli tıp uzmanı olarak görev yapmakta iken, 14 Mayıs 2025 tarihinde devlet memuriyeti görevinden çıkarılmıştır. Dr. Ayşe Uğurlu; Ankara Tabip Odası’nda (ATO) 2010 yılından beri Yönetim Kurulu üyeliği de dahil olmak üzere birçok seçili kurulda görev üstlenmiş, ATO İnsan Hakları ile Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı komisyonları üyeliği, Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2022-2024 dönemi Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu üyeliği, 2021-2023 ve 2023-2025 dönemi Adli Tıp Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesidir. Halen de TTB İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu’nda ve Tıp Dünyası Yayın Kurulu’nda görev yapmaktadır.
Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından 7 Nisan 2025 tarihinde başlatılan disiplin soruşturması ile Dr. Ayşe Uğurlu’dan, Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunma” gerekçesiyle “devlet memurluğundan çıkarma cezası” talepli olarak savunma istenmiştir. Soruşturmada konu edilen olay Ankara Kadın Platformu’nun 24 Mayıs 2023 tarihinde Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında Dr. Ayşe Uğurlu tarafından okunan metnin “Cumhurbaşkanlığı makamının şeref ve saygınlığını zedeleyici, rencide edici, hakaret teşkil eder” nitelikte olduğu iddiasıdır. Ankara Kadın Platformu; kadın haklarını savunmak, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ile mücadele etmek amacıyla emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin aralarında olduğu 40’tan fazla kurumun bir araya gelmesiyle oluşan, yaklaşık yirmi yıldır faaliyette olan, demokratik bir hak örgütüdür. Ankara Tabip Odası da platformun bir bileşenidir ve Dr. Ayşe Uğurlu davaya konu edilen basın toplantısına ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’nu temsilen katılmıştır.
Bakanlık idari soruşturmayla da yetinmeyerek “cumhurbaşkanına hakaret” iddiası ile suç duyurusunda da bulunmuştur.
Demokratik toplumlarda kamu makamlarının eleştirilmesi ifade özgürlüğünün doğal ve meşru bir parçasıdır. Türkiye’de ise “cumhurbaşkanına hakaret” suçu giderek daha fazla biçimde düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan bir araç olarak kullanılmaktadır.
Bir hekim ve adli tıp uzmanı olarak; ülkesine, meslek örgütüne yıllardır hizmet eden Dr. Ayşe Uğurlu’ya yönelik iddialar karşısında aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak bu durumun hukuksuz olduğunu söylüyoruz.
Bu dava ile Dr. Ayşe Uğurlu’nun düşünce ve ifade özgürlüğü doğrudan hedef alınmıştır.
Hatırlatırız ki; düşünce ve ifade özgürlüğü, temel bir insan hakkı olarak hem Anayasa’da hem de Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınmıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün -cezalandırılması bir yana- korunması demokratik toplumun gereğidir. Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Dr. Ayşe Uğurlu’nun yanındayız.
Dr. Ayşe Uğurlu hakkında açılan davadaki suçlamaların bir an önce düşürülmesini istiyoruz.
18 Mart 2026 tarihinde Ankara Adliyesi 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10.20’de yapılacak duruşmada olacağız.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
Türk Tabipleri Birliği
Adli Tıp Uzmanları Derneği
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
İnsan Hakları Derneği Ankara Kadın Platformu
👇
https://t.co/FPUuScUJPg
Bir Kez Daha Dr. Ayşe Uğurlu’nun Yanındayız
Dr. Ayşe Uğurlu, 35 yıldır kamuda bir hekim ve adli tıp uzmanı olarak görev yapmakta iken, 14 Mayıs 2025 tarihinde devlet memuriyeti görevinden çıkarılmıştır. Dr. Ayşe Uğurlu; Ankara Tabip Odası’nda (ATO) 2010 yılından beri Yönetim Kurulu üyeliği de dahil olmak üzere birçok seçili kurulda görev üstlenmiş, ATO İnsan Hakları ile Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı komisyonları üyeliği, Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2022-2024 dönemi Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu üyeliği, 2021-2023 ve 2023-2025 dönemi Adli Tıp Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesidir. Halen de TTB İnsan Hakları Kolu Yürütme Kurulu’nda ve Tıp Dünyası Yayın Kurulu’nda görev yapmaktadır.
Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından 7 Nisan 2025 tarihinde başlatılan disiplin soruşturması ile Dr. Ayşe Uğurlu’dan, Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunma” gerekçesiyle “devlet memurluğundan çıkarma cezası” talepli olarak savunma istenmiştir. Soruşturmada konu edilen olay Ankara Kadın Platformu’nun 24 Mayıs 2023 tarihinde Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında Dr. Ayşe Uğurlu tarafından okunan metnin “Cumhurbaşkanlığı makamının şeref ve saygınlığını zedeleyici, rencide edici, hakaret teşkil eder” nitelikte olduğu iddiasıdır. Ankara Kadın Platformu; kadın haklarını savunmak, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ile mücadele etmek amacıyla emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin aralarında olduğu 40’tan fazla kurumun bir araya gelmesiyle oluşan, yaklaşık yirmi yıldır faaliyette olan, demokratik bir hak örgütüdür. Ankara Tabip Odası da platformun bir bileşenidir ve Dr. Ayşe Uğurlu davaya konu edilen basın toplantısına ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’nu temsilen katılmıştır.
Bakanlık idari soruşturmayla da yetinmeyerek “cumhurbaşkanına hakaret” iddiası ile suç duyurusunda da bulunmuştur.
Demokratik toplumlarda kamu makamlarının eleştirilmesi ifade özgürlüğünün doğal ve meşru bir parçasıdır. Türkiye’de ise “cumhurbaşkanına hakaret” suçu giderek daha fazla biçimde düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan bir araç olarak kullanılmaktadır.
Bir hekim ve adli tıp uzmanı olarak; ülkesine, meslek örgütüne yıllardır hizmet eden Dr. Ayşe Uğurlu’ya yönelik iddialar karşısında aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak bu durumun hukuksuz olduğunu söylüyoruz.
Bu dava ile Dr. Ayşe Uğurlu’nun düşünce ve ifade özgürlüğü doğrudan hedef alınmıştır.
Hatırlatırız ki; düşünce ve ifade özgürlüğü, temel bir insan hakkı olarak hem Anayasa’da hem de Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınmıştır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün -cezalandırılması bir yana- korunması demokratik toplumun gereğidir.
Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Dr. Ayşe Uğurlu’nun yanındayız.
Dr. Ayşe Uğurlu hakkında açılan davadaki suçlamaların bir an önce düşürülmesini istiyoruz.
18 Mart 2026 tarihinde Ankara Adliyesi 80. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 10.20’de yapılacak duruşmada olacağız.
Türk Tabipleri Birliği
Adli Tıp Uzmanları Derneği
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
İnsan Hakları Derneği
Ankara Kadın Platformu
👇
https://t.co/40EwjMwHGT
Türkiye’de, Suriye’de, Rojava’da, Ortadoğu’da Ve Dünyada BARIŞ!
Daha öncede defalarca ifade ettiğimiz gibi savaş bir halk sağlığı sorunudur. Savaşın ölüm, sakatlık, açlık, yoksulluk, göç ve trajedi olduğunu defalarca deneyimledik. Savaş; aynı zamanda ucuz işçilik ve sömürünün derinleşmesi anlamına gelmektedir.
Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri eliyle Ortadoğu’da yürütülen paylaşım savaşları ile emekçilere yönelik sömürüyü derinleştiren baskı politikaları eş zamanlıdır. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sürekli savaş ve çatışma politikalarını “milli beka sorunu” olarak lanse eden iktidarlar toplumu susturarak vahşi sömürü koşullarını, esnek ve kuralsız çalışmayı, mobbingi, liyakatsizliği ve işçi cinayetlerini emekçilere ve işçilere reva görmektedir.
Savaşın yıkıcılığı sadece bununla da sınırlı kalmamaktadır. Evrensel hukuk ve Cenevre sözleşmesi gibi büyük mücadeleler ile yaratılan değerleri de ayaklar altına almaktadır. Sağlık ve sosyal hizmet alanında örgütlü bir sendika olarak savaşa karşı barışın ve yaşamın yanında yer alarak hiçbir gerekçe ile sağlık kurumlarına yönelik saldırıları kabul etmiyoruz.
Bölgeden gelişmeleri aktaran gazetecilerin aktardığı haberlere göre dün Suriye/Rojava’daki Kamışlo kentinde Kalp ve Göz Hastanesi’nin önce drone saldırısına uğradığını, ardından da bomba yüklü bir motorla hastaneye saldırı düzenlendiğini haberleri gelmektedir.
Daha önce Gazze’de ve Halep’te olduğu gibi Kamışlo kentinde de hastanelere yapılan saldırıları en sert şekilde kınadığımızı belirtmek isteriz.
Suriye’de yaşayan Alevilere olduğu gibi ülkemizde yaşayan 25-30 milyon Kürd’ün akrabası olan Suriye genelinde ve Rojava bölgesinde yaşayan Kürtlere yönelik HTŞ ve bağlı çete güçleri tarafından kazanımlarına yönelik saldırılar soykırım tehdidini barındırmaktadır. Türkiye ve Suriye’yi ikiye bölen 877 km’lik sınır boyunca iki yakada yaşayan Kürtler, Aleviler, Türkmenler vb. halkların akrabalıkları ve duygusal bağları çok güçlüdür.
İktidara sesleniyoruz!
Türkiye’de Kürt sorununda çözüm tartışmalarının sürdüğü bir dönemde Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ve diğer halkların akrabası olan Rojava halklarının aleyhine atılan her adım ve söylem ülkemizdeki çözümü de sabote anlamına gelmekte ve ciddi anlamda sürece dair güvensizlik ve kırılmaya yol açmaktadır. Ülkemiz halklarına yapacağınız en büyük iyilik devletin tüm olanakları ile Rojava’da yaşayan halkların yanında durmaktır.
Yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü savunmak; bugün Rojava’da direnen halkların yanında durmayı gerektirir. Emek sömürüsüne, yağmaya karşı durmak savaşa karşı barışı savunmaktan geçer.
Toplumsal sağlıklılık halimiz için savaşa karşı barışı, baskıya karşı demokrasiyi, kapitalist emperyal saldırganlığa karşı hakların eşitliliğini ve kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz. 21.01.2026
MERKEZ YÖNETİM KURULU
https://t.co/fpIHH8gfsD
Ortadoğu Halklarının Kaderi Emperyalizme ve Gerici Karanlığa Teslim Edilemez! Barış İçinde Birlikte Yaşama İrademize Yönelik Provokasyonları Kınıyoruz!
Suriye’de Halep merkezli olarak süren ve IŞİD artığı gerici güçler eliyle gerçekleştirilen saldırılar, emperyalizmin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme politikalarının en açık örneğidir. ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi tarafından desteklenen bu yapılar; halkların eşitliğini, laikliği ve bir arada yaşama iradesini doğrudan hedef almaktadır.
Halep’ten sonra Rojava’ya Kürt halkının yaşam alanlarına yönelen saldırılar ile Alevilerin, Dürzilerin ve Hristiyanların sistematik biçimde yok sayılması ve onlara karşı uygulanan katliamlar tesadüf değildir. Bu saldırıların temel amacı, halklar arasında düşmanlığı derinleştirmek, çatışmayı kalıcı hale getirmek ve bölgeyi emperyalist çıkarlar doğrultusunda yeniden şekillendirmektir. Bu yönelim, farklı halkların ve inançların eşit koşullarda bir arada yaşamasının önündeki en büyük engellerden biridir.
İşçi sınıfının, emekçilerin barışı ve kardeşliği savunmak dışında bir seçeneği yoktur. Biliyoruz ki; savaşların, çatışmaların ve şiddetin bedelini en fazla emekçiler öder. Bu yüzden ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada demokrasi, barış, adalet ve insanca bir yaşam mücadelesi emekçiler başta olmak üzere tüm toplumun geleceği ve ekmeği için hayati önemdedir.
Emperyalist güçlerin, İran’a yönelik olası bir saldırıyı da kapsayacak şekilde Ortadoğu’da yeni bir paylaşım ve dizayn amaçları, Suriye’de HTŞ eliyle bölgeyi sürekli çatışma ve kaos içinde tutmaya hizmet etmektedir. Nitekim Suriye’nin güneyini Paris Antlaşması ile İsrail işgaline açan HTŞ’li Suriye Geçici Hükümeti, eş zamanlı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik büyük bir saldırı başlatmıştır. Bu saldırılar sonucunda çok sayıda sivil yaşamını yitirmiş, yerleşim alanları tahrip edilmiş ve cezaevlerinden kaçan yüzlerce tutuklu IŞİD’li yeni saldırılar için hazırlık yapma olanağı bulmuştur. Ankara 10 Ekim Katliamı, Suruç, Atatürk Havaalanı başta olmak üzere ülkemizde gerçekleştirilen pek çok saldırının faili olan IŞİD, El Kaide ve El Nusra artığı gruplar ile diğer cihatçı güçlerin yalnızca Suriye için değil tüm bölge açısından büyük ve kalıcı bir tehdit oluşturduğu açıktır.
Tarihsel olarak seküler yaşam karşıtı, cihatçı siyasal anlayışlar Ortadoğu’da günümüze kadar devam eden -yalnızca kan ve gözyaşıyla sonuçlanmış- insanlık trajedileriyle dolu bir tarih yaratmıştır. Bu nedenle başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin emperyalist planlar karşısında uyanık olması, etnik, dinsel, mezhepsel her tür çatışmanın üzerinde eşitlik, özgürlük ve barış içinde bir arada yaşamaya yönelik politikalar geliştirmesi geleceğimiz açısından hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde ülkemizde ve bölge ülkelerinde bir savaş ve yıkım düzeni ortaya çıkacak, yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik toplumları yok edebilecektir. Çatışmaların yoğun olduğu ülkelerdeki insanlık dramları komşu ülkelere göç dalgaları ve yeni toplumsal sorunlar olarak yansıyacak, Ortadoğu’da hiçbir toplum huzur bulamayacaktır.
Bu tehditlerden korunmanın yolu ülke içinde savaşa ve emperyalist müdahalelere karşı barışı savunan yurttaşlara ve demokratik toplumsal muhalefete kulak verilmesi, laikliği, barışı ve halkların bir arada yaşam iradesini savunan toplum kesimlerine güvenilmesidir. Bu kesimlerin temsilcileri, emek meslek örgütleri olarak bizler barış içinde bir arada yaşama iradesine yönelik provokasyonları da esefle kınıyor, birlikteliğimizin simgesi olan bayrağımıza yapılan saygısızlığı kesinlikle kabul etmiyoruz. Toplumun hemen tamamının bu tür provokasyonlara ortak bir duygu ile karşı çıkmış olmasını ülkemizin geleceği açısından umut verici buluyoruz. Benzer şekilde barış, eşitlik ve birlikte yaşam talebiyle yapılan demokratik açıklamaların hedef haline getirilmemesini bu türden provokasyonlara zemin hazırlanmaması açısından önemli görüyoruz.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak bir kez daha vurguluyoruz:
Ortadoğu halklarının kaderi gerici karanlığa teslim edilemez. Halkların özgür, eşit ve insanca bir yaşam sürebileceği bir gelecek ancak emperyalist müdahalelerin son bulmasıyla mümkündür. Laiklik, halkların eşitlik ve barış temelinde bir arada yaşamasının vazgeçilmez güvencesidir. Emperyalizme, gericiliğe ve mezhepçi politikalara karşı; barışı, laikliği ve halkların kardeşliğini ve birlikte insan onuruna yaraşır bir yaşamı savunmayı sürdüreceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)
Türk Tabipleri Birliği (TTB)
👇
https://t.co/aomKVtbn3s