Kopmayacak bir kıyametin korkusuyla kendimizi küçük küçük cehennemlere mahkûm ediyoruz. Sonra ne oluyor üstüne titrediğimiz her şey bizi zaten çoktan bırakmış oluyor.
Bu ülkede öğretmen olmak çok zor 6-7 aydır bir kontenjanın açıklanmasını bekliyoruz ve bunu yapamadığınız gibi umut verip durdunuz üstüne sistemi tekrar değiştiniz ve eski kitaplarımın hepsini sizin yüzünüzden attım sınava kalmış 5 ay sistem değiştiyorsunuz bıktım ya sorumsuzsunz
Bir şeyin kalbi kırması için mutlaka yanlış ya da kötü niyetli olması gerekmez. Bazen doğru bir şey bile zamanlaması, tarzı ya da o anki ruh halimiz yüzünden can yakabilir. Hisler, mantıkla her zaman örtüşmez. Bu yüzden empati ve incelik çok önemli.
Senin varlığın, değerli olmak için bir şey yapmak zorunda değil.
İnsan oluşun, hislerin, düşüncelerin, sevdiğin şeyler, kırıldığın anlar… bunların hepsi seni anlamlı kılıyor.
"İşe yaramazlık" hissi genellikle, değerli olmanın sadece işe yaramaya bağlı olduğunu öğreten bir ortamda büyüyen insanlarda oluşur. Sevgi, kabul ya da onay ancak bir şey başardığında, işe yaradığında verilmiş olabilir.
Ama gerçek şu ki:
Neden kendimize, başka birine davranacağımızdan daha kötü davranıyoruz? Çünkü kendimize karşı acımasız olmayı *sorumluluk* sanıyoruz.
Hatalarımızı, eksiklerimizi en iyi biz bildiğimiz için, “bunu da hak ettim” diyerek kendimizi cezalandırıyoruz.++
İnsanların akademik zekadan ziyade sosyal ve duygusal zekadan yoksun olduklarını düşünüyorum çünkü akademik zekaya sahip kişi yalnızca bilgiyi aktarıp bilgiyi alıyor ama sos-duygu zeka
anlamlandırıyor yorumluyor bir mantığa uyduruyor bu yuzden lütfen duygusal zekanızı geliştirin
Senin gibi empati yoksunu, estetikten nasibini almamış birinin resim, müzik, beden eğitimi gibi dersleri ‘boş’ sanması normal. Belki de bu derslerde yeterince kalmadığın için ruhun bu kadar çorak, zekân bu kadar tek yönlü, hayatın bu kadar zevksiz olmuş.