ÖĞRETMENİ YALNIZ BIRAKTILAR: ŞİMDİ SİLAH OKULUN KAPISINDA
Yirmi yıldır adım adım hazırlandı bu sahne.
Önce müfredat bozuldu.
Sonra öğretmenin sınıftaki saygınlığı ve otoritesi sıfırlandı.
Ardından akıllı telefon girdi sınıfa;
TikTok’u, Discord’u, Telegram’ı peşine takarak.
Şiddet ekranda bir eğlenceye, tehdit bir oyuna, suç ise ergenler için dijital bir statüye dönüştü.
Ve sonunda yıllarca Amerika’dan izlediğimiz o kâbus Türkiye’nin kapısını çaldı:
Okul baskınları (School shooting).
2004: Çöküşün Temeli Atıldı
AK Parti iktidarının ikinci yılında, 2004’te pilot olarak başlatılıp 2005’te tüm ülkeye dayatılan "öğrenci merkezli, yapılandırmacı" eğitim modeli bir reform değil, otoritenin tasfiyesiydi.
Eski sistem kusursuz değildi; ezbercilik vardı, baskı vardı. Değişmeliydi. Ama bir uçtan kaçarken diğer uçta uçuruma yuvarlandık.
"Baskıyı bitiriyoruz" palavrasıyla sınıfta asgari disiplin darmadağın edildi. Öğretmen değersizleştirildi, eli kolu bağlandı. Öğretmeniyle alay eden, dersi sabote eden, öğretmenini kameraya çekip sosyal medyada madara eden ve nihayet öğretmeni öldüren bir ergen profili türedi.
Hükümet ne yaptı? 2024’te Öğretmenlik Mesleği Kanunu’yla öğretmene şiddetin cezasını güya artırdı. Ama sistemi 20 yıldır yöneten de aynı hükümet, felaketi izleyen de.
Sınıfın otoritesi çökerken, çocuklar sahipsiz kaldı. Karşımıza "C31K" (Cehennemin 31. Katı) gibi Telegram ve Discord bataklıkları çıktı.
Bu bataklıkta 14–16 yaşındaki çocuklar birbirine şantaj yapıyor, şiddet videolarıyla puan topluyor, suçu oyuna çeviriyor. Birbirini tanımayan çocuklar, dijital odalarda birbirine cinayet cesareti veriyor.
Peki hükümetin adalet sistemi ne yapıyor?
Bu çocukları yakalıyor; 14-15 yaşında diye "çocuk mahkemesi", "yaş indirimi", "adli kontrol" veya "ev hapsi" diyerek salıveriyor.
Mevcut ceza sistemi bu caniler için bir caydırıcı değil, adeta bir ödüldür.
Karakola gitmek, ceza almadan çıkmak o dijital çetelerin gözünde bir "itibar", bir "zafer madalyası"na dönüşüyor.
"Nasıl olsa yaşım küçük, bir şey yapamazlar" pervasızlığı tetiği çektiriyor.
Planlayarak, hedef gözeterek okul basan, can alan birine "çocuktur, affedelim" mantığıyla yaklaşamazsınız.
Canice, kasten okul basıp katliam yapanlara ve bunu teşvik edenlere, adam tehdit edenlere karşı yaş indirimleri derhal çöpe atılmalıdır.
Hatta toplumun vicdanını rahatlatacak, bu vahşeti kökünden kesecek en radikal adımlar—gerekirse bu tür planlı katliamlar için idam cezası dahil en ağır yaptırımlar—tartışmasız şekilde masaya getirilmelidir.
Suçun yaşı yoktur!
Tablo ortada:
* 2007 (Adıyaman): 14 yaşındaki öğrenci müdürüne kızıp pompalı tüfekle okula geldi; ateş etmeden durduruldu.
* 2023 (Şanlıurfa): 16 yaşındaki çocuk okula tüfekle gelip hedef gözetmeksizin ateş açtı; 3 yaralı.
* 14 Nisan 2026 (Siverek): Eski öğrenci silahla okul bastı; 16 yaralı.
* 15 Nisan 2026 (Kahramanmaraş): 14 yaşındaki öğrenci silahlarla sınıfları taradı; öğretmen ve öğrenciler hayatını kaybetti.
* 22 Eylül 2026 (Manisa / Turgutlu): İnci Üzmez MTAL önünde 15 yaşındaki öğrenci av tüfeğiyle ateş açtı; 11 yaralı, 2’sinin durumu ağır.
Sorumlu Kim?
Bugün Manisa Turgutlu'daki saldırının ardında ne çıkarsa çıksın, büyük resmi değiştiremez.
Öğretmenin itibarını yok eden, okullarda disiplini bitiren, internet çetelerine karşı köklü ve kalıcı irade koyamayan, ceza yasalarını caydırıcılıktan uzaklaştırıp suçlular için tatil köyüne çeviren bu sistemin birinci dereceden sorumlusu hükümettir.
Olay olduktan sonra okula müfettiş yollamak, taziye mesajı yayımlamak devlet adamlığı değildir.
Asıl görev, o silah eline alınmadan önce otoriteyi, caydırıcı hukuku ve okul güvenliğini tesis etmektir.
Bir savcının keyfi bir hukuksuz uygulaması ülkede cerrahlar ve cerrah adayları için dönüm noktası oldu. Bu olaydan sonra bir sürü insan cerrah olmaktan vazgeçti. Ama bu savcıdan hiç kimse hesap soramıyor, konu gündeme bile gelmiyor.
HEKİM BİRLİĞİ SENDİKASI
Sezaryen Oranları ve Hekim Odaklı Yaptırımlar Hakkında Durum Tespiti ve Çözüm Önerileri
1. Sezaryen Oranlarının Değerlendirilmesinde Çok Boyutlu Yaklaşım Zorunludur
Türkiye'de sezaryen oranlarının yüksekliği, yalnızca hekimlerin klinik tercihleriyle açıklanabilecek bir olgu değildir. Bu oranlar; gebelerin risk profili, ileri yaş gebeliklerindeki artış, önceki sezaryen öyküsü, çoğul gebelikler, prematüre doğumlar, üçüncü basamak sağlık kuruluşlarının özellikleri, ebelik hizmetlerinin etkinliği, sağlık hizmeti organizasyonu, performans sistemi ve hukuki süreçler gibi birçok değişkenin ortak etkisiyle şekillenmektedir. Bu nedenle konu, yalnızca istatistiksel veriler üzerinden değil, sağlık sisteminin bütününü kapsayan bilimsel bir bakış açısıyla ele alınmalıdır.
2. Sayısal Hedeflere Dayalı Yaklaşım Bilimsel Gerçeklikle Uyuşmamaktadır
Mevcut uygulamalarda sezaryen oranları çoğu zaman belirlenen hedef değerler üzerinden değerlendirilmekte, bu hedeflerden sapmalar ise idari süreçlerin konusu hâline getirilmektedir. Oysa sezaryen oranlarının tek başına sağlık hizmetinin kalitesini gösteren bir ölçüt olarak kabul edilmesi bilimsel açıdan doğru değildir. Özellikle yüksek riskli gebelerin yoğun olarak takip edildiği üçüncü basamak merkezlerde, hasta profili gereği sezaryen oranlarının daha yüksek olması beklenen ve doğal bir sonuçtur.
3. Doğum Şekli Tıbbi Bir Karardır
Normal doğum veya sezaryen kararı; güncel bilimsel rehberler, obstetrik endikasyonlar, annenin ve bebeğin klinik durumu ile hastanın aydınlatılmış onamı dikkate alınarak verilmesi gereken tamamen tıbbi bir karardır. Hayati risk taşıyan bir gebelikte, yalnızca belirli oranlara ulaşmak amacıyla sezaryen kararının geciktirilmesi ya da engellenmesi, hem anne hem de bebeğin yaşamını tehlikeye atabilecek sonuçlar doğurabilir. Sağlık hizmetinin temel amacı istatistik üretmek değil, güvenli doğumu sağlamaktır.
4. Hekimlere Yönelik Baskılar Sağlık Hizmetini Olumsuz Etkilemektedir
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının hem bilimsel gerekliliklere uygun hareket etmeleri hem de idari olarak belirlenen oran hedeflerini tutturmalarının beklenmesi ciddi bir çelişki oluşturmaktadır. Bu durum, hekimler üzerinde hukuki ve idari baskıyı artırmakta; defansif tıp uygulamalarına, yüksek riskli gebelerin gereksiz yere sevk edilmesine, mesleki tükenmişliğe ve kadın hastalıkları ve doğum branşının tercih edilmemesine neden olmaktadır. Uzun vadede bu yaklaşım, nitelikli sağlık hizmetinin sürdürülebilirliğini de olumsuz etkilemektedir.
5. Anne ve Bebek Sağlığı Öncelikli Olmalıdır
Doğum hizmetlerinde temel hedef, anne ve bebeğin güvenliğini en üst düzeyde korumaktır. Sezaryen oranlarının düşürülmesine yönelik politikalar, klinik gerekliliklerin önüne geçirilmemeli; sağlık profesyonelleri yalnızca sayısal göstergeler üzerinden değerlendirilmemelidir. Bilimsel temelden uzak idari uygulamalar, istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasına ve sağlık hizmetinde kalite kaybına neden olabilecektir.
6. Bilimsel ve Sürdürülebilir Çözüm Önerileri
Sezaryen oranlarının sağlıklı şekilde değerlendirilebilmesi için uluslararası kabul gören Robson Sınıflandırma Sistemi esas alınmalı; her sağlık kuruluşu kendi hasta profili ve hizmet basamağı dikkate alınarak analiz edilmelidir. Üçüncü basamak merkezlerin yüksek riskli hasta yükü göz önünde bulundurulmalı, ebelik hizmetleri güçlendirilmeli, doğumhanelerin fiziki ve personel altyapısı iyileştirilmeli, normal doğumu destekleyen uygulamalar yaygınlaştırılmalı ve sağlık profesyonellerinin mesleki bağımsızlığını koruyan adil bir izlem sistemi oluşturulmalıdır.
@saglikbakanligi@drmemisoglu
🚨 SON DAKİKA |
İspanya; Gazze'deki soykırım, insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına doğrudan karışan tüm şahısların ülke topraklarına girişini resmen yasakladı.