Fon krizinde SON DURUM
Panik aşamasından
tasfiye ve hesaplaşma aşamasına geçildi.
131 fon tasfiyede.
20 milyar doların üzerinde bir meblağ.
455 binin üzerinde tekil yatırımcı.
Tasfiye süresi 6 aya uzatıldı.
Bazı fonlarda küçük yatırımcılara ödeme yapılmasının önü açıldı.
Soruşturmada 217 şüpheli ve 56 tutuklu oluştu.
Borsa da etkilendi ve
BIST-100 Eylül ayında %16,65 düştü.
Cevap bekleyen sorular;
Bu varlıklar satıldığında kaç milyar dolar nakit çıkacak?
Kimler zamanında çıktı?
Kimler parasını aldı?
Kimler fonda kaldı?
Para kimlere transfer edildi?
Para izini takibe devam...
FON KRİZİNDEN YENİ BİR FİNANS SİSTEMİNE
Bir fon, olağanüstü getiri sağlıyorsa bu getiri nereden geliyor?
Şirketin üretimi ve kârı artmadığı hâlde hissesi nasıl yükselebiliyor?
Kâğıt üzerinde halka açık hisselerin önemli bölümü birkaç ilişkili fonda toplanmışsa gerçekten serbest dolaşımdan söz edilebilir mi?
Aslında, esas soru şudur:
Türkiye’de tasarruf neden üretimin finansmanına değil de finansal varlıkların birbirini şişirdiği yapılara yöneliyor?
Fon krizi yalnız bazı fonların yanlış yönetilmesi değildir. Türkiye’nin finansman sistemini yeniden düşünmesi için bir fırsattır.
Önce Sistemi Temizleyelim
Tasfiye edilen her fon için para izi çıkarılmalıdır.
Fon–şirket–ortak–yönetici ilişkileri gerçek faydalanıcıya kadar açılmalıdır.
Yatırımcının parası bir grubun kendi şirketlerinin piyasa değerini yükseltme aracına dönüşmemelidir.
Sadece getiri değil, getirinin kalitesi de önemlidir. Yatırımcıya yalnız: “Bu fon geçen yıl %147 kazandırdı.” demek yetmez.
Fonlarda üç temel gösterge açıkça görülmelidir:
Gerçek likidite: Varlıkların ne kadarı fiyatı bozmadan nakde çevrilebilir?
Ekonomik fiili dolaşım: Bir hissenin gerçekte ne kadarı bağımsız biçimde piyasada dolaşıyor?
İlişkili taraf yoğunlaşması: Fonun ne kadarı aynı ekonomik çevredeki şirketlere yatırılmış?
Bunlara stres altında tasfiye değeri de eklenmelidir.
Yatırımcı yalnız “Ne kadar kazanıyorum?” değil, “Bu kazanç nereden geliyor ve hangi riski taşıyor?” sorusunun cevabını da görmelidir.
Asıl Mesele Borca Dayalı Para Sistemi
Fakat bunlar yalnız sermaye piyasasını düzeltir.
Daha temel mesele Borca Dayalı Para Sistemidir. Para büyük ölçüde borç ilişkisi içerisinde oluşturuldukça sistem sürekli yeni borca ihtiyaç duyar. Finans zamanla reel ekonominin hizmetkârı olmaktan çıkar.
Bu ilişkinin yönü tersine çevrilmelidir.
Bugünkü;
Tasarruf → Finansal varlık → Fiyat artışı → Yeni para
döngüsü yerine;
Tasarruf → Yatırım → Üretim → İstihdam → Gelir → Gerçek kâr
döngüsü kurulmalıdır.
Kısacası finansman, üretimin hizmetinde olmalıdır.
Yeni bir “Para Otoritesi”ne ihtiyaç var.
Bankaların oluşturduğu kaydi para, kredi parası, kamu tarafından üretilen para, dijital ödeme araçları ve para fonksiyonu gören diğer sistemler birlikte izlenmelidir.
Temel ilke basittir: Para üretimi ile mal ve hizmet üretimi arasında bir fonksiyonel denge kurulmalıdır.
Altın da Tedavül Edebilmeli
Yeni sistemin diğer bir ayağı Altın Tedavül Sistemi olmalıdır.
Amaç TL’yi kaldırmak veya klasik altın standardına dönmek değildir. TL’nin yanında altının da para gibi tedavül edebilmesidir. Vatandaşın hesabında TL’nin yanında gram altın bulunabilmeli ve ödemelerde kullanılabilmelidir. Tabidir ki bunun için de fonksiyonel muhasebeye geçilmelidir.
Muhasebe yalnız “Kaç TL?” sorusunu değil; “Hangi değer birimiyle ve hangi ekonomik fonksiyonla?” sorularını da cevaplayabilmelidir.
Borç Yerine Ortaklık
Finansmanın niteliği de değişmelidir.
Para → Borç → Faiz → Yeni borç
yerine;
Sermaye → Ortaklık → Üretim → Kâr/Zarar → Paylaşım
modeli büyütülmelidir.
Fonlar spekülatif fiyat artışlarının değil; fabrika, teknoloji, enerji, tarım ve ihracatın finansman araçları olmalıdır.
Devlet Neden Her Harcaması İçin Borçlansın?
Devlet kendi parasını üretebiliyorsa her finansman ihtiyacında otomatik olarak borçlanmak zorunda değildir. Rutin ve öngörülebilir kamu ödemeleri, memur maaşları dâhil, toplam para üretim mekanizmasının hesabı içerisinde değerlendirilebilir.
Bu, “Sınırsız para basalım.” demek değildir.
Sınırı; üretim kapasitesi, mal ve hizmet arzı, fiyat istikrarı ve toplam para miktarı belirlemelidir.
Para Otoritesinin temel görevlerinden biri de bu sınırı hesaplamak olmalıdır.
Esas Olan Bütçedir
Lakin bütün sistemin merkezinde bütçe bulunmalıdır....
Devamı burada 👇👇👇👇👇
https://t.co/9YmKxNz7t4
KIYAMET
alametleri aynı zamanda birer toplumsal kalibrasyon mekanizmasıdır.
Müslümanlara,
hangi tehlikelerle karşılaşabileceklerini haber verir.
Onları gafletten uzak tutar
ve
sürekli bir muhasebeye davet eder.
...
Onca gündemin altından,
su yürütme çabaları devam ediyor!!
Ziya Paşa bu bahtsızlara diyor ki
Hâlî ne zaman kaldı cihan
ehl-i tama'dan?
Sen zâtını bu âleme
elzem mi sanırsın?
En ummadığın
keşf eder esrâr-ı derûnun,
Sen herkesi kör,
âlemi sersem mi sanırsın?
Bak heleee!
Daha bu anlaşmanın tam metni ortada yok
ama SA
genel kurmay başkanlarını toplantıya çağırıyor!!!
Bu kahramanlığınızı #Gazze 'de neden göremedik?
Neden, Israil miydi ABD mi?
Yoksa
petro dolar saltanatınız mı tehlikede?!
Sn. Mehmet Şimşek
EYT'nin bütçeye yükünü defalarca gündeme getirdi.
2024 için finansman maliyeti dâhil 752 milyar TL hesabı yaptı.
Haklı olarak finansman maliyetini de hesaba kattı.
Peki şimdi aynı hesabı fon krizi için de yapacak mı?
Tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü yaklaşık 891 milyar TL; 21,4 milyar dolar.
Bunun tamamı zarar değil. Ama kriz nedeniyle finansal sisteme ilave likidite sağlanıyor, piyasa destekleniyor, tasfiye maliyetleri oluşuyor ve ekonomik kayıplar ortaya çıkıyor.
Bunların kamuya yansıyacak kısmı ve finansman maliyeti ne olacak?
EYT'nin 752 milyar lirasını kuruş kuruş hesapladıysanız,
fon krizinin faturasını da aynı hassasiyetle hesaplayın.
Çünkü mesele yalnızca:
“Ne kadar para kayboldu?”, değil.
Asıl soru şudur:
Bu krizin Türkiye'ye toplam maliyeti ne olacak
ve
bu faturayı kim ödeyecek?
CIA, MI6 ve yerel gizli servisler,
"Gladio Operasyonu" kapsamında
Batı Avrupa'da bazı (!) sivilleri
"terörizmle mücadele" diyerekten öldürdüler.
Ayrıca, "istemedikleri" bazı popüler liderleri de öldürttüler!
Mesela Aldo Moro.
İtalya'da Borca Dayalı olmayan bir para çıkarmayı planlıyordu.
Güya "Aşırı solcular" tarafından kaçırılıp öldürüldü.
Yarın geç olmadan
Borca Dayalı Para Sistemi’ni öğrenin!!!
Fon Krizinde gerçek zarar,
portföyün tasfiyesi sonunda ortaya çıkacak.
Şimdi paranın izini sürmeye çalışalım.
Hadisenin başlangıcında iki önemli finansal küme bulunuyor: Pusula Grubu ve Tera Grubu
Pusula’da; Pusula Portföy, Pusula Yatırım Menkul Değerler ve Katılımevim, Gündoğdu gıda gibi şirketler bulunuyor.
Tera’da; Tera Portföy ve çok sayıda yatırım fonu bulunuyor.
Hikâye şöyle başlıyor.
Pusula Grubu’na bağlı portföy yönetim şirketinin yönettiği fonlar, Katılımevim ve Gündoğdu Gıda hisselerini topluyor. 1 Aralık 2025 itibarıyla Katılımevim sermayesindeki payı %25,59’a; 18 Ağustos 2026 itibarıyla Gündoğdu Gıda’daki payı %38,67’ye kadar çıkıyor.
SPK, 18 Eylül 2026 tarihinde “bu işin böyle sürdürülemeyeceği konusunda” uyarıp bazı tedbirler alıyor.
SPK’nın uyarısı ile yatırımcılar uyanıyor! Pusula’dan çıkışlar başlıyor.
İşte bu çıkışlarla birlikte, problem de açığa çıkıyor.
28 Ağustos sonrasında Pusula fonlarından yaklaşık 132,7 milyar TL çıkış oluyor.
Peki çıkan para kimin?
Bu para buharlaşmadı ya! Birilerine ödendi.
Kimlere ödendi?
Yine, Pusula’nın kendi açıklamasına göre TEFAS’a açık iki fonunun büyüklüğü yaklaşık 115 milyar TL iken 8 milyar TL’nin altına düşürülmüş. Yani 107 milyar TL transfer yapılmış.
Aynı açıklamada iki fonun 2026 yılında sırasıyla %85 ve %152 getiri sağladığı ve yaklaşık 155 bin yatırımcıya toplam 26,5 milyar TL getiri sağlandığı belirtilmiş.
Dolayısıyla ilk büyük araştırma konusu bellidir:
107 milyar TL kimlere ödendi?
Büyük yatırımcılar kimlerdi?
Ne zaman girdiler?
Ne zaman çıktılar?
Ne kadar kazandılar?
Küçük yatırımcılarla büyük yatırımcıların çıkış tarihleri aynı mıydı?
Grup şirketleriyle veya fon yöneticileriyle ilişkili yatırımcılar bulunuyor muydu?
Kimler yüksek NAV’lardan parasını alarak sistemden çıktı?
Bunların cevaplarını bugün bilmiyoruz.
Ama araştırmalar sonucu ortaya çıkacağını düşünüyoruz.
Çünkü krizin gerçek hikâyesi burada saklıdır.
İşte tam bu noktada kapsama alanına Tera da giriyor.
9 Eylül’de Tera Grubu, Pusula Finans Holding ve ona bağlı ekonomik bütünlüğün bir bölümünü devralmak üzere görüşmelere başlıyor. Süreç olağanüstü hızlanıyor! Taraflar temelde mutabakata varıyor.
12 Eylül’de Tera, kamuoyuna yansıyan bazı olumsuz gelişmelerin, satın alma konusundaki fikirlerini değiştirmediğini açıklıyor.
13 Eylül’de süreç yönetim düzeyine kadar ilerliyor.
15 Eylül’de Pusula, bazı fonlarında yatırımcıların katılma payı iade ödemelerinin zamanında gerçekleştirilemediğini açıklıyor. Yani temerrüde düşüyor.
İlginçtir, Pusula’nın bu açıklamasından sadece 26 dakika sonra, Tera son derece dikkat çekici bir açıklama yapıyor; “Devir henüz tamamlanmamıştır. Pusula fonlarının portföy ve likidite yönetimi Tera’nın sorumluluğunda değildir.”
Bu açıklamanın neden yapıldığı da mutlaka araştırılmalıdır:
9 Eylül’de Tera ne biliyordu?
12 Eylül’de ne biliyordu?
15 Eylül’de ne öğrendi?
Ve neden Pusula’nın likiditesinden kendisini bu kadar açık biçimde ayırmak zorunda kaldı?
Fakat yangın yayılmaya devam ediyor. Hikâye çok daha büyük hale geliyor.
Pusula’nın temerrüdünün ertesi günü, Tera Portföy de ödemelerinde temerrüde düşüyor.
Tera Portföy tek başına yaklaşık 13,7 milyar dolar varlık yönetiyordu. Pusula ise yaklaşık 13 milyar dolar. Yani toplam varlık yaklaşık 27 milyar dolar, benzer işlevler ve yüz binlerce yatırımcı.
İşte hadisenin doğrudan ölçeği burada görülüyor. Dolaylı ölçek çok çok daha fazladır.
SPK nihayet Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonlarına müdahale ediyor. 131 fonu tasfiye sürecine sokuyor. Rakamları başta verdik.
Olayın vehameti, devletin aldığı tedbirlerden de anlaşılıyor. Yetkililer zorunlu satışların başka fonlara, hisselere, aracı kurumlara ve finansal sisteme yayılmasını önlemeye çalışıyor. İsabetli reflekslerdir.
Şimdi yapılması gereken iş, para haritasının çıkarılmasıdır.
Sorular hemen hemen bellidir;
... devamını linkten okuyabilirsiniz...
https://t.co/P2Pd6KR1yz
Korona pandemisi ile birlikte ülkeler ve şirketler adeta bir dijital dönüşüm yarışına giriştiler.
...
Kişilere biyolojik çip
takılması vb. gibi konular hızla öncelikli olarak yapılacak işler
arasına girdi.
Herkese çip takma peşindeler. Kölelik geri getirilecek!!!
#Hokkabaz
Neticede,
biz öyle algıladık
ve
hokkabaz da bize öyle algılattığı için bizi yanıltmış oldu.
Hokkabaz bizi yanıltmak için plan program yaptı.
Biz de hoşça vakit geçirmek, oyun ve eğlence için yanıltılmayı kabul ettik.
Olayın özeti budur!
#HOKKABAZ#Hokkabaz
Teopolitik okumalar her zaman önemliydi
lakin günümüzde
daha da önemli hale geldi.
Etrafımızda olup bitenleri
uzun erimli anlamak için
#Hokkabaz'ı okumanızı tavsiye ederim.
Ukrayna'da OHAL
Günümüzün en önemli özelliği
"Sanal Dünya"nın her yanı sarmasıdır. Buna dijitalleşme de diyebilirsiniz "Yalan Dünya" da!
VR, AR, MV,... aldı başını gidiyor.
Yalan, doğrudan daha güzel söyleniyor. Anlatılıyor.
Peki, bu tablonun Deccal'e ait olduğunu biliyor musunuz?!
#Hokkabaz
Bu adam Türkiye'ye geldiğinde,
bunu tutuklayıp sorgulayın, demiştim.
O zaman bana,
"hocam iyi misin!", diyen zevatı-devle.
İyi misiniz? Gönlünüz hoş mu? Anlayışınız artıyor mu? Bir kere de beni şaşırtın ya huu...