ilkokulda türkçe kitabında refik halit karay’ın bir hikayesini okumuştum, ailesi ölen küçük hasan dilini kimsenin bilmediği yabancı bir ülkeye gönderiliyordu, orda türkçe bilen eskiciyle karşılaşınca hiç durmadan, dinlenmeden, nefes almadan konuşması gibi.. böyle hissetmiştim