Bizi hayata hazırlayan, bizim için her zaman daha iyisini düşünen ve geleceğimizi en iyi şekilde inşa etmemizi sağlayan tüm babalarımızın Babalar Günü kutlu olsun.
#babalargünü
🗣️Kanka, bu kebap için 6 saat yol gidilir.
🗣️Maç için 5 saat trafikte kaldım ama feda olsun.
🗣️Bu dizinin tüm bölümlerini sabaha kadar izliyorum.
🗣️Yeni sezon indirimi için 3 saat mağazaları dolaştım.
🗣️Bayramda Bodrum trafiği fena ama bence değer.
🤬Kitap okumaya vaktim yok!
-Son 25 yılda Yeniden Değerleme Oranı kuruşu kuruşuna uygulansaydı Gelir Vergisinin ilk dilimi bugün 190.000₺ değil 521.210₺ olacaktı.
-O dönem brüt asgari ücretin 21 katı olan ilk dilim bugün 5,8 katı.
-100 bin lira brüt maaşlı bir çalışan bu durumdan dolayı bu yıl 60.000₺ daha fazla gelir vergisi ödeyecek.
-Aynı maaşlı çalışanın Ocak ayında eline net 75.953 lira geçerken, Haziran ayında eline net 65.753 lira geçmektedir.
-Milyonlarca bordrolu bu vergi tarifesi nedeniyle ve sair uygulamalarla daha fazla yoksullaşmaktadır.
13 tavuk şirketine kayyım atanması kamuoyunda olumlu karşılanabilir; ancak mesele göründüğünden çok daha derin.
Serbest piyasanın gerçek anlamda rekabet ortamı yaratabilmesi ve kamu yararına kalitenin artıp fiyatların düşebilmesi için iki temel koşul zorunludur:
(1) Yargı bağımsızlığına dayanan bir hukuk devleti,
(2) Şirket yönetim kurullarında liyakatin esas alınması ve finans, yönetim ve sürdürülebilirlik bilimlerinin uzman yönetim danışmanları ve nitelikli yöneticiler aracılığıyla etkin biçimde uygulanması.
Tarım ve hayvancılık sektörü yüksek teknoloji ve sürdürülebilirlik yerine hâlâ emek yoğun üretimle artık ayakta duramıyor. Yüksek enflasyon ortamında çiftçiye maliyet altında fiyat dayatılıyor; üretim terk ediliyor. Ardından ithalat devreye giriyor ve siyasi bağlantılı tacirler bu boşluktan haksız kazanç sağlıyor. Vatandaş ise yüksek enflasyon ortamında eriyen satın alma gücüyle yaşam savaşı veriyor.
Şimdi tavuk şirketlerine kayyım haberi gündemde öne çıkarken asıl sorulması gereken soru şu: Bu zinciri kim kurdu, kim korudu? Bu şirketler suçlu ilan edilir ve piyasadan silinirse yerine kurulacak siyasi ilişkili şirketler için herhangi bir denetim gerçekleşecek mi yoksa halk nasıl olsa bunu da yer zihniyetiyle yapanın yanına kâr mı kalacak? Ayrıca, böyle bir haberler çoğalırken akıl sahibi hangi yabancı yatırımcı bu ülkeye gelir?
@UsmtSygns@yavuz_invest Vatandaşa dünyanın en pahalı etini yediren yandaşlara, müdürü olduğu kuruma kendi şirketinden en et ithal edenlere faizi % 19 dan % 40 çıkaranlara bu milletin sırtından carry trade milyarlarlarca dolar faiz ödeyenlere de geçerlimi sezai karakoç’un sözleri yoksa saray muaf mı ?
Siyasetin gündemi olan seçimle ilgili iki kritik şey var:
1) Varsayalım ki seçimde AKP %36 ve CHP %40 oy alabilir. CHP, Mutlak Butlan sonrası yeni kurulan İstiklal Partisi ile bölündüğünde yaşlı seçmen zihinsel çelişki yaşayarak CHP logosuna mührü basacak. Bu şekilde 5 puanlık kayıp yaşanır. Sonuç olarak CHP %40 yerine %35 oy alır ve AKP de %36 aldığında Kılıçdaroğlu görevini başarıyla yerine getirmiş olur.
2) Siyasetin gündemi partilerin savaşı, siyasetçilerin kişisel menfaatleri ve parti içinde ya da dışında hesaplaşmalarıyla gelişiyor. Oysa iktidar ve muhalefetin pozitif çatışması yalnızca milletin menfaatine olmalıdır. Bunun için de gerçek anlamda proje yönetimi uygulanmalıdır.
Proje yönetimi nedir ve nasıl çalışır?
Ülkenin tüm sorunları, ihtiyaçları ve hedefleri beyin fırtınası yöntemiyle teknokratlar tarafından tartışılır ve bulgular kamuya açık olarak halkın görüşüne sunulur ve anketle belirlenir. 100 yıllık planlar yapılır. Bu planlarda hedefler, kaynaklar, strateji, plan, program, takvim, denetim veya raporlama söz konusudur. Bu planların içinde mevcut durum, ideal yapı ve 100 yıl içerisindeki değişimin dinamik yapısının da öngörüldüğü sistematik bir ilerleme söz konusudur. Buna göre tarım, teknoloji, sanayi, eğitim, milli güvenlik, uzay, ekonomi, sağlık, deprem, barınma, nüfus vb. tüm konular birbiriyle bağlantılı şekilde çalışan bir sistem geliştirilir. Sonuç olarak böyle bir yapının siyasi parti ideolojisi ya da kişisel hesaplaşmalar gibi herhangi bir şekilde kimsenin keyfine bırakılmadığı bilinir. Seçimi kazanarak göreve gelen devlet görevlileri sadece halka hizmetle geçici görevlendirilen kişiler olarak programı uygular! Çünkü kimse ortak akıldan üstün değildir.
Türkiye'nin yaşadığı en büyük sorun yukarıda izah ettiğim yönetim yaklaşımının devlet, şirketler veya toplum için uygulanmamasıdır. Bunun öğrenilmesi, talep edilmesi ya da uygulanması önünde çıkarılan engeller arasında ekonomik krizler, futbol, magazin, bayram tatilleri veya sahte gündemlerle hedef saptırma sıralanabilir. Bir ülke bu şekilde günden güne eriyor.
Diyebilirsiniz ki "hocam, ülkede iktidar ya da şirketler tarafından hiç mi iyi bir şey yapılmıyor?" ve ben de şöyle yanıtlarım:
Türkiye'de Aselsan gibi harikulade başarılı şirketler var. Hükümetin başarılı olduğu işler de var. Ancak yönetim bilimleri yaklaşımıyla değerlendirdiğimde "bilgi asimetrisi" dediğimiz şey öne çıkar. Devletin ya da şirketlerin ortaya koyduğu performans yani etkinlik ve verimlilik incelendikten sonra yabancı ülkelerin hükümetleri, uluslararası örgütler veya küresel şirketlerin faaliyetleri incelendiğinde korkunç bir fark görüyoruz. Bu da eleştiri konusu oluyor.
Bunu anlamanız için tek bir örnek vereceğim: Hollanda'nın yüzölçümü Konya kadar ama dünyanın en büyük üçüncü tarım ekonomisine sahiptir. Bu malumatı sosyal medyada çok gördünüz. Ancak yüzölçümü ile kıyaslamak sizi kasten yanılmak amaçlıdır. Çünkü Hollanda bu başarısını kendi topraklarında üretim yaparak değil, uluslararası ticaret üzerinden sağlar. Peki Türkiye cennet bir vatan, yetişmiş işgücü ve her türlü imkanı olmasına karşın bir kilo ihracatına karşın ancak iki kilo domates alabiliyorsa burada korkunç sorunlar var demektir. Bu sorunlar ise kesinlikle yüz milyar dolar kaynağa ihtiyacımız olduğuyla ilgili değil, sıfır maliyetli yönetim bilimleri ihtiyacına işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle idarede görevli olanların korkunç bir bilim, deneyim, liyakat ve etik sorunu olduğunu gösterir.
Danışman isimli kitabımda bunların 20. yüzyıl başında ABD, İngiltere, Almanya, Fransa vs. ülkelerde nasıl sıfır maliyetle uygulanarak bugün dünyanın en güçlü ülkeleri olduklarını ve onların yolunu izleyerek Çin, Hindistan, Tayvan ve hatta Bangladeş, Vietnam gibi ülkelerin nasıl yarıştıklarını anlayabilirsiniz.
Son olarak şu önemli bilgiyi de eklemek istiyorum: Dünyada servet transferi ve yoksullaşma ciddi bir dalga olarak geliyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde on binlerce kişi yeni dolar milyarderi olacak ama bu serveti çaldıkları yüzlerce milyon kişinin sorunu yalnız onların şahsını değil, tüm dünyayı etkileyen büyük bir sorun olacak. Türkiye ise gelişmiş ülkelerin parlamentolarında bilim insanlarının ciddi araştırmalarına dayanan bunun gibi sürdürülebilirlik bilimi tartışmalarından bihaber şekilde içsel hesaplaşmalar ve kısır tartışmalar yürütüyor.
@Haber Allah rahmet eylesin cehaletin sonu kötü olmuş köy yolu aşırı sürat yağmurlu hava arkadaşlar geç kaldınız demeleri, size geçmiş olsun, yakınlarınıza başın sağolsun demelerinden iyidir
@haberaktifcom Bu konuşma servet düşmanlığıdır bu kafa yüzünden başımızdakileri değiştiremiyoruz bunları söylemeden önce bak bakalım bu firma kaç yıllık kaç sektörde faaliyet gösteriyor Allahım sen bizi bu sığ kafaların zihniyetinden bizi koru amin
@kilicdarogluk Saf kötü, halk düşmanı siyasi bir münafıksın tarih seni cumhuriyeti, milleti sırtından hançerleyen hain olarak ebediyete kadar hatırlayacak.
Akit TV'de ilginç anlar.
Gazeteci Ertuğrul Özkök:
"Siz unuttunuz, Tayyip Erdoğan da bu ülkede 2002'de yolsuzluktan yargılandı. Unuttunuz mu bunları? Belediye başkanlığında yolsuzluktan yargılandı.
2002'de Tayyip Erdoğan'ın suçlama iddianamesine baktın mı sen?
Ekrem İmamoğlu için yapılan suçlamaların maddeleri dahi aynısı. Bak aynısı. Tayyip Erdoğan –ben haklı demiyorum, haksız bir şeydi, haksız bir yargıydı–
Sadece Akbil, bugün Ekrem İmamoğlu ile ilgili ortaya konulan iddialardan daha fazlaydı parasal olarak.
Şimdi, Tayyip Erdoğan'ı ne evinden aldılar ne eşini, çocuğunu, kızını, şoförünü, yakınlarını aldılar. Hatta ilk celsede hakim şeyden vareste tuttu; davaların, duruşmaların görülmesine dahi gitmedi.
Bir kısmından beraat etti o dönemde, bir kısmından da zaman aşımına uğradı. Aynı suçlamalardır. Sana daha sonrasını söyleyeyim. Bugün Gannuşi müebbet hapse mahkum edildi.
Evet. Dört tane mahkeme açıldı hakkında, biliyor musun nelerden dolayı? Bir tanesi, mahkemelerden bir tanesi, partisinde finansal yolsuzluklar hareket içerisinde, parti içerisinde finansal yolsuzluklardan. Bir tanesi, medya –kendine yakın medyaya para sızdırmak, orada para aklamak–. Bir tane daha bir şey var. Bir dördüncüsü de en sonda, devleti ele geçirmek için yapı kurmak. Onun da suçlamaları Türkiye'dekiyle aynı. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bizim Müslüman dünyasının bir sorunu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan geldiği günden beri haklı olarak ne dedi? 'Bizim' dedi, 'hesap vereceğimiz yer halkın iradesidir' dedi, değil mi?
Muharrem Coşkun: 'Milletimizdir' dedi efendim.
Ertuğrul Özkök: 'Milletimizin iradesidir' dedi. Tamam ama ne yazık ki bu ülkelerde, Müslüman ülkelerde iktidara gelen kimse milletin iradesine bakmıyor; sadece geliyor, ondan sonra o yolsuzluk bilmem ne şu bu..."
@bayrakmedya Yakıt tüketiminde tek kriter ödediğiniz para değildir. Kullanım şekliniz, trafik, aracın filtrelerinin temizliği, lastik hava basınçlarımız v.b onlarca etken vardır
@mesutanbul@HaberReport 1923 yılındaki anlaşmayı 2026 yılında eleştirmek kolay Napolyon seferden döndükten sonra krala harita üzerinde fethettiği yerleri anlatıyormuş kral senin yerinde olsam şurayı ve buralarıda alırdım demiş Napolyon’da eğer oralar parmak ile alınsa idi bende bırakmazdım demiş
Derelerinizden petrol aksa, dağlarınızdan altın fışkırsa, eğer adalet kavramı yok ise ve kurala göre değil duruma göre adaleti benimsemişseniz, ülkede ekonomik gelişmeden ve kalkınmadan bahsedemezsiniz.