Özür dilemeyip sadece biraz zaman geçtikten sonra herşey normalmiş gibi davranan insanlar iletişim olgunluğuna sahip değildir. Böyle insanlarla olan ilişki yorar, tüketir…
Bu fotoğrafa çok iyi bakın!!
Sözde öğretmen çocuklarla beraber önde yürürken, aile arkaya atılmış.
Bu, aileye kendisini yetersiz hissettirmektir.
Çocuklarla aynı kıyafeti giyerek, anne kız kombini yapılmış. Çocuklar derhal bu öğretmenden kurtarılmalı.
Ajet @AJET_TR tam bir rezalet. Ulusal bir marka nasıl bu hale gelebilir.
Gece 00.20 uçağıyla Ankara’dan Gaziantep’e bileti olan kızım, valizini veriyor, biniş kartını alıyor, uçağa biniş kapısına geliyor, uçağa binecek iken sizi yarın geceki uçağa aldık diyorlar.
Gerekçe yok. Açıklama yapan yok. O zaman valizim nerede? Valizimi verin. Valiziniz de yok. Gidin valiz kayıp bankosuna sorun. O bankoya gidiyor. Bizde yok, nerede olduğunu bilmiyoruz. Form doldurun. Biz size mail atacağız diyorlar ve bu saate kadar geri dönüş yapan yok. Valiz hala ortada yok. Gece saat 02.30 ‘a kadar havaalanında bekletiyorlar. O saatte bir genç kız nasıl şehre dönecek, nerede kalacak? Uluslararası taşımacılık kurallarını çiğneyerek yolcuyu gerekçesiz ortada bırakıyorlar.
Neden elinde biniş kartı olan biri gerekçesiz bir gün sonraya erteleniyor.
Bu kadar keyfilik ve sorumsuzluk biraz fazla artık.
Birileri çıkıp ya gerekçeyi açıklasın ya da son dakika birilerine bileti sattıklarını kabul edip hesap versinler.
Bir devlet kurumu nasıl bu kadar sorumsuz olabilir.
Kızımla dün oturup sohbet ettik. Söz döndü dolaştı geleceğe, işe, hayatına geldi. Sonra bana öyle dört soru sordu ki, bir an durup kaldım.
Yanıt verirken kendimi kem küm ederken yakaladım:
1) “Adaylardan bu kadar yetkinlik isteniyor, hepsi gerçekten şirketlerde kullanılıyor mu?”
2) “İş görüşmesi yapanlar, adaylardan istedikleri yetkinliklere kendileri sahip mi?”
3) “İyi bir diploma ve tam yetkinlik seti yüksek geliri garanti eder mi?”
4) “Seni neden işe almalıyız?’ sorusuna dürüstçe ‘ekonomik gerekçeler’ diyen birini kaç işe alımcı sınıfsal olarak etiketlemeden değerlendirebilir?”
Bu sorular bir çocuğun merakı değil; yıllardır kurumsal dünyada halının altına süpürdüğümüz gerçeklerin kapıya dayanması.
Z Kuşağı bunu görüyor. Sorguluyor. Ve haklı.
Biz bir pozisyona ilan açarken alt alta 12 yetkinlik yazıyoruz.
Hepimiz yapıyoruz.
İlan değil, adeta bir destan:
Strateji kursun.
Operasyonu sırtlasın.
Bütçeyi yönetsin.
Krizde çelik gibi dursun.
Empatisi yüksek olsun.
Biraz kreatif, biraz analitik, biraz lider, biraz teknisyen…
Ama dürüst olalım: O işin gerçekte sadece 3 tanesi kritik.
Geri kalan 9? Tatlı kurumsal hayaller.
Sonra ne oluyor?
Her şeyi bilen o süper kahramanı ararken süreçlerin içinde kayboluyoruz.
Liste uzadıkça işin özü kaçıyor.
Günün sonunda elimizde ne kalıyor?
Upuzun maddelerin altında ezilen adaylar...
Kızım haklı...
Aday seçerken de, o kadroları yerleştirirken de tüm ezberlerin birer birer bozulduğu bir dönemden geçiyoruz.
İnsanlardan "İsviçre çakısı" olmalarını beklemeyi bırakmamız lazım. Bırakamazsak da, bunun izahının artık ne kadar zorlaştığının farkına varmalıyız.
Belki de tam da bu yüzden; önce kendi ilanlarımızdaki, sonra da beklentilerimizdeki o aşırı yükü hafifletmekle başlamalıyız.
Dün YKS sonuçları açıklandı. Yine ekranlarda, sosyal medyada o bildik yaygara: "Geleceğin 10 mesleği", "Yok olacak işler listesi", "Bu bölümü seçen işsiz kalır..."
Geçen sene kendi kızımla o tercih masasına oturduğumda da durum farklı değildi. İnsan bakıyor ve soruyor: Bu listeleri kim hazırlıyor, sahanın gerçeklerinden ne kadar haberleri var?
Şu günlerde etraftan bolca ses çıkacak: "Bizim komşunun kızı da o bölümü bitirdi, 3 yıldır işsiz" diyen de olacak, "Bu alana ilgi azaldı, sakın yazma" diye gözünüzü korkutan da... Moral veren de çıkacak, tek bir cümleyle tüm motivasyonunuzu sıfırlayan da. Türkiye koşullarında "İstediğim mesleği mi seçmeliyim, yoksa kolay iş bulabileceğim alanı mı?" karmaşasını yaşamanız kadar doğal bir şey yok.
Bu yüzden küçük bir dost tavsiyesiyle başlamak isterim: Lütfen her kafadan çıkan sese kulak asmayın. Üniversiteleri, bölümleri, iş dünyasının dinamiklerini ve yapay zekanın dönüştürdüğü geleceği bütünsel bir çerçeveden okuyamayan, sahadan kopuk yorumculardan biraz uzak durun. Bu süreç kulaktan dolma kaygılarla değil, sakinlik ve doğru stratejiyle yönetilir.
İş dünyasını, yönetici masalarını ve sahayı yıllardır izleyen biri olarak net söyleyeyim: Mesele hangi bölümü seçtiğiniz değil, o mesleği yapay zeka ve sahanın gerçekleriyle nasıl hibritleyeceğinizdir. Diplomanız olsun ama sadece onun arkasına saklanmayın. Süslü sertifikalar biriktirmek yerine sahanın dilini çözün.
Şimdi bu stresi evinde yaşamış biri olarak tercih aşamasında işinize yarayabilecek 10 net gerçeği buraya bırakıyorum:
1. Yapay zekadan korkanın mesleğini, yapay zekayı kullanan kapar
"Yapay zeka bu mesleği bitirir mi?" sorusu yanlış. Doğru soru şu: "Ben bu mesleği yaparken yapay zekayı arkama alıp 5 kişinin işini tek başıma nasıl daha kaliteli yaparım?"
2. Diploma bir ehliyet değil, sadece kapı geçiş kartıdır
Üniversite size vizyon ve çevre verir, gerisi sizde. Sahaya indiğinizde kimse ortalamanızı sormaz. Sordukları tek şey şudur: "Önümüzdeki sorunu çözebiliyor musun, çözemiyor musun?"
3. Sertifika koleksiyonculuğunu bırakın, somut proje üretin
CV'ye internetten toplanmış 20 tane katılım belgesi yazmanın sahadaki karşılığı sıfır. Onun yerine "Ben şu kulüpte, şu stajda veya kendi başıma şu projeyi ürettim" diyebilmek bin sertifikaya bedeldir.
4. Yapay zeka okuryazarlığı yeni İngilizce'dir
Artık ChatGPT veya sektörünüze özel AI araçlarını bilmek bir ayrıcalık değil, temel hijyen kuralı. İş akışına bu araçları entegre edemeyen, hangi bölümden mezun olursa olsun sahanın hızına yetişemez.
5. Türkiye gerçeği: "Tek unvanlı" dönem bitti
Sadece yazılımcı, sadece mimar, sadece iletişimci olmak yetmiyor. Biraz veriden anlayan, biraz insandan anlayan, biraz da işin finansını okuyabilen hibrit insanlar ayakta kalıyor. Esnek olan kazanır.
6. İnsan insana olan beceriler (soft skills) hiç olmadığı kadar pahalı
Yapay zeka analiz yapar, rapor yazar, kod taslağı çıkarır. Ama kriz anında bir insanı ikna edemez, masadaki gerginliği yönetemez, empati kuramaz. İletişim ve kriz yönetimi en büyük sermayeniz olacak.
7. Sahada iş takibi yapan insan kıtlığı var
Şirketler teoriyi ezberleyeni değil, sorumluluk alanı arıyor. Bir mesele önüne geldiğinde bahane üretmeden "Ben bunu çözer, sana da haber veririm" diyen insan sahanın baş tacıdır.
8 Network, kartvizit toplamak değildir
Ağ kurmayı LinkedIn'de herkese istek atmak sanmayın. Network; işini temiz yapmak, güvenilir olmak ve alanındaki insanlarla nitelikli bilgi alışverişinde bulunabilmektir.
9. Öğrenmeyi öğrenemeyen, mezun olduğu gün eskir
Bugün üniversitede aldığınız bilginin yarısı siz mezun olana kadar geçerliliğini yitirecek. Panik yok. Önemli olan yeni bir şey çıktığında "Ben bunu hızlıca nasıl kavrarım?" yeteneğini geliştirmek.
10. Popüler listelere değil, kendi merakınıza yatırım yapın
Geleceğin meslekleri listeleri her yıl değişir ama sizin neye merak duyduğunuz değişmez. Merak etmediğiniz, tutku duymadığınız bir alanda yapay zekayı da kullansanız, en iyi okulda da okusanız sıradan kalırsınız.
İnanıyorum ki diplomanın konforuna kaçmak yerine sahanın ritmini yakalayan her genç kendi yolunu çizecektir.
#yks26 #yks2026
Ankara Sincan Anadolu Lisesi Okul Müdürü Ali Osman Köse, zehir zemberek bir açıklamayla görevinden istifa ettiğini duyurdu.
Köse, okula müdür yardımcısı olarak atanan kişilerin, bir sendika temsilcisinin referansıyla görevlendirildiğini iddia etti.
“İki tane münhal müdür yardımcısı pozisyonumuz vardı, yani açıktı. Oraya gerçekten çok değerli, çok kıymetli, çok liyakatli, işini çok iyi yapan, buraya değer katacak insanları önerdik. Çünkü proje okulu olmanın mantığı zaten böyle bir imkân veriyor.
Ama beni burada gerçekten hiçbir resmî sıfatı olmayan, sanki amirimmiş gibi arayıp ‘Sizin okula şunları uygun gördük.’ diyen bir sendika temsilcisi… O dönem buna çok şaşırdım. Biz ise lisanımünasiple, en kibar ve saygılı şekilde, ‘Biz iki arkadaş üzerinde anlaştık, naçizane onları önerdik.’ dedik.
Ama günün sonunda bir baktık ki gerçekten de ‘tırnak içinde’ uygun gördükleri insanlar buraya atanmış.
Hangi yapıya, hangi gruba, kime hizmet ediyorsunuz bilmiyorum ama vatana hizmet etmediğiniz kesin. Ben vatana hizmet ediyorum. Ben devlete, ben millete, ben bu bayrağa hizmet ediyorum. Bu can bu bedende oldukça da böyle olmaya devam edecek.
O yüzden, sizin sözünüz geçer akçe ve onay olduğu sürece burada okul müdürlüğü yapamam. Bu nedenle istifa ediyorum.
Geçen gün bi kadın dedi ki; ‘eşim kahveyi çikolata ile sevdiğimi biliyor, bu yüzden her markete gittiğinde sevdiğim çikolatan alıyor.’
İnsan çoğu zaman küçük detaylarda sevildiğini hisseder. Çünkü sevgi, hatırlanmaktır…
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
Belli bi yaştan sonra en güzel cafe evinizin balkonu oluyor. Gürültüye ve toksik insanlara tahammülünüz kalmıyor. Sessizlik en dinlendirici aktivite oluyor.
“Önümüzdeki maçlara bakacağız” lafını sevmiyorum hocam. Bir kere de puan hesaplaması yapmadığımız bir etkinlik izlesek keşke. Eskisi yenisi 650 tane marş yapıldı be abi. Baktığında yedekler dahil futbolcu başına 30 marş düşüyor. Öyle gazdaydık yani. Şöyle olsaydı böyle olurdu, şu olsaydı bu olurdu muhabbetlerinden bıktık artık. Bir haykırışlık mutluluğumuz vardı bugün, onu da önümüzdeki maçlara bıraktık. Hayırlısı…
Irmak öğretmeni ölüme sürükleyen, mobbing yapan, her türlü şiddeti uygulayan, ihmal eden, görmezden gelen, kulağını kapatan kim varsa yargılanmalı!! #Irmaköğretmeniçinadalet
Bağ kurmak sorumluluk almaktır. Sorumluluk almak; ilgilenmek, zaman ayırmak, önemsemek, değer vermek demektir. İncitmemek için özen göstermektir. Bir insanla, bir çiçekle ya da bir hayvanla; fark etmez. Sorumluluk yoksa gerçek bir bağ yoktur.
İnsanın evini sevmesi, evinde huzur bulması, dış dünyanın kaosundan arınmış ve güvende hissetmesi üst düzey bir bakımdır. Bu yüzden evine kimin girip çıktığını önemsemeli ve bu huzuru bozacak insanlara kapıyı açmamayı öğrenmeli.
Başaran Aksu'dan çok çok iyi bir konuşma. Somut, tokat gibi ve yalın gerçekler:
"Bir emekli maaşıyla 22 bin lirayla yaşayan, 3 kız çocuğu yetiştiren ve bununla geçinen; zorlu koşullara rağmen işçi mücadelelerine önderlik eden beş parasız yoksul bir insanın işçilerle muhatap olmasını istemiyorlar. İşçiler arasından soysuzlaştırılarak yüksek maaşlarla korunan sarı sendikacı takımını istiyorlar ki, işçiyi manipüle etsinler."