Haluk Levent ve AHBAP soruşturması kapsamında İncelediğim dosyalarda soruşturmanın 3 ana ayağı var:
1- Haluk Levent’in kardeşi Berkant Acil, Şile Belediyesi konserleri, asistanı Yeliz Kaya’nın şüpheli hesap hareketleri ve ifadesi.
2-AHBAP bağlantılı 3 kişinin hesaplarındaki olağanüstü para transferleri. Bu hesapların gizli sahibinin Haluk Levent olduğu ve paraların deprem/yardım parası olup olmadığı inceleniyor.
3-Başaran Holding’e ait 60 Milyon Dolar değerindeki 22 taşınmazın, "kız çocuklarına yurt yapılacak" vaadiyle alınıp, parası ödenmeden 3. kişilere devredilmesi.
İfade metinleri tamamen çıkmadan resmi tablonun tamamını göremeyeceğiz.
Ancak dernekle bağlantılı bu kişilerin adli sicil kayıtları gerçekten inanılmaz, yok yok!
Dolandırıcılık,Belgede sahtecilik,Basit Yaralama,kasıtlı yaralama,Uyuşturucu temini ve kullanımı,Sahte senet,Yasa dışı Bahis …
Kamu vicdanının emanetini yöneten, milyarlarca liralık bir yardım kuruluşunda bu sicile sahip kişilerin nasıl görev alabiliyor?
Üreten, iş yapan insanların kendilerini hiç anlatmadıklarını görürsünüz. Mimar Sinan'ın ben iyi mimarım diye ortalıkta dolaşmak zorunda kalmadığı gibi. Biri kendini anlatıp duruyorsa hemen uzaklaşın.
“Farklı düşünenin var olma hakkını savunmadıkça ortak bir sağduyudan bahsedemeyiz. Kaldı ki inançlar, bir sanatçının mizahi bakış açısıyla sarsılmayacak kadar güçlüdür. Burada korunması gereken asıl şey, genç bir insanın düşüncelerini özgürce ifade edebilme hakkıdır.”
🚩Öğretmenlere boyun eğdiremezsiniz!
Ankara'da örgütlenme ve insanca yaşam taleplerini dile getiren öğretmenlere yönelik saldırıları protesto etmek için #Antalya kent merkezindeydik.
Cumhuriyet'e ve emeğe karşı işlenen her suça dayanışma ve mücadeleyi büyüterek yanıt vereceğiz!
Benim artık insanları Sağcı-Solcu, Müslüman-Yahudi-Hristiyan, Dindar-Ateist, Alevi, Sunni, Türk-Kürt, Atatürkçü-Şeriatçı vs. vs. diye ayırıcak takatim kalmadı. Bu ayırımların gözümde hiçbir değeri yok.
Hırsız mı değil mi? Önce bu.
Hırsızsa gerisi teferruat bile değildir.
Edgar Morin:
“Sorun, eğitilmemiş olmanız değil. Sorun, size öğretilenlere inanacak kadar eğitilmiş olmanız ama size söylenen her şeyi sorgulamanız için yeterli eğitim almamış olmanız”.
Sanıyorum benim kuşağım, çocukluk ve gençlik döneminde kendinden önceki kuşaklarla "benzer" ve "anlaşılabilir" dertlere sahip son kuşaktı.
Bugünki çocuk ve gençlerin sorunları ise önceki nesillere kıyasla birçok açıdan benzersiz.
En büyük etkenlerden birinin "sosyal ağlar" olduğunu düşünüyorum.
Eskiden bireyler çoğunlukla kendi akranları ve "fiziki" çevreleriyle birlikteydi. Şimdi herkes, diğer herkesle içiçe. Herkes, her şeye "maruz kalıyor".
Çocuk yaştakiler siyasetin içinde, gelecek endişesinde. Yetişkinler ise çocukların, ergenlerin muhabbetine laf yetiştiriyor.
Bireylerin ve olayların yaş, kültür ve sosyal bağları koptu.
Kimse diğerinden bir şey öğrenmek istemiyor; herkes haklı çıkma telaşında. Kimse ötekini dinlemiyor, herkes konuşma derdinde.
Bu yüzden ne sözün kıymeti var ne de fikrin hükmü.
Hatıralarıma sığınıp, ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum.
Manipüle edilmeyen insan karizması diye bir şey var. Gerçeğin farkında, kendi değerinden emin; dedikodu, kaos ve sahte kalabalık görüntülerinden etkilenmeyen; korkuyla yönlendirilmeyen, utançla yönetilemeyen insan gücü. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük bir iktidar verir.
Kendiyle barışık insanların yanında tuhaf bir huzur hissediyorsunuz. Sizi yargılamıyorlar, kötülüğünüzü istemiyorlar, sizinle rekabet etmiyorlar. Sadece iyi niyetinize, dürüstlüğünüze ve katkılarınıza odaklanıyorlar. Bu merkeziliklerini hissediyor ve güvenle doluyorsunuz.
Bir insanın 21. Yüzyılda, bu Haz ve Hız Çağında ulaşacağı en arifane bilgelik seviyesi bu. Hayır, mübalağa etmiyorum.
Bu çağ hastalık dolu bir çağ. Dünya hasta. İnsanlar hasta. Hayır, beden hastalığı değil asıl. Benliği hasta. Aklı hasta. Ruhu hasta. Kalbî hasta... Kişiliği hasta. Dili hasta. Nefsi hasta. Vicdanı hasta. İdeolojisi hasta. Ahlâkı hasta. Onca bilgi, birikim, bilgiçlik, konfor, lüks, zenginlik, network ama hasta. Şifasız, devasız, dermansız, kibirli bir hastalık.
Kafasını kazanmak ve başarmakla bozmuş egoist kişisel gelişimci hırs beyinliler, Tiktok ve reels kaydırmaktan dikkatini bir şeye 5 saniye dahi veremeyenler ve herkesin herkesin alternatif olduğu haz ve erotizmden başka mutluluk bilmeyenlerin ortasında ve böylesi vebalı, marazlı, salgınlı bir zamanda;
ruhunu, kalbini, zihnini, benliğini, vicdanını sağlıklı tutmayı başarmış ve huzurla yaşayıp, yaşlanan insanlar bu çağın en bilge insanları artık.
Kendisini sorgulayan, daha iyi versiyonu için gayret eden, utanma duygusu olan, hatalarından dersler çıkaran/pişmanlık duyan, birilerini incitmekten imtina eden iyi kimselerin; hayatı gelişi güzel yaşayan umursamaz kimselerden ahlak dersi dinlediği bir çağdayız.
Anne olan, anne olmayı isteyen ya da bir kalbe, herhangi bir canlıya anne şefkatiyle dokunmuş herkesin Anneler Günü kutlu olsun.Aramızda olmayan annelerimizi de rahmet ve özlemle anıyorum.🌷
Türklerde '' ög'' anne,' '' öğ - ök'' akıl demektir. Bu durumda' 'öğüt' ' akıl yolunu gösteren söz, 'öksüz'' kendisine öğüt veren anneden yoksun kalmak,' 'öğün' 'akılla donanmak,''öğretmen'' aklın ve bilginin kaynağını gösteren kişi anlamına geliyormuş.
Yani “Türk öğün çalış güven” cümlesindeki “ öğün” akılla donan demek!
Dijital dünya ile bağımızı koparmadan, çocuklarımızın bilişsel gelişimini koruyarak ilerlemek zorundayız. Geleceği yakalamak, her yaşta ekran başında olmak değil; doğru yaşta, doğru teknolojiyi kullanmak olmalı. @meb#Eğitim#Dijitalleşme#EğitimdeTeknoloji
Eğitimde dijitalleşmeyi bir gelişim göstergesi olarak görülüyor ama gerçekler hiç de öyle değil. Mesela İsveç, ilkokullarda ekran süresini kısıtlayıp kağıt-kalem odaklı eğitime geri dönüyor.
Lise ve üniversite kademelerinde ise bilişim ve Yapay Zeka eğitimine en üst seviyede ağırlık verilebilir. Çağın dinamiklerini yakalamak ülkemiz için bir tercih değil, mecburiyet çünkü.