🚨 BREAKING: For the first time, the Turkish Foreign Ministry has officially drawn a hard line regarding the Aegean, explicitly declaring: "Our islands whose ownership has not been transferred to Greece."
Turkiye is signaling that it will not tolerate unilateral moves or faits accomplis across over 150 disputed geographical formations. The geopolitical stakes in the Aegean just escalated. 🇹🇷🇬🇷
NEW: Turkey is building world’s largest start up hub at Istanbul Ataturk Airport.
Terminal Istanbul launches in August, with major global investors and accelerators already showing interest.
MEE gained exclusive access to the site w/ @erkamtuzgen:
https://t.co/BPCGL0j58F
Şu an Marsa gitmek için devasa roketler inşa ediyoruz, gezegenler arası koloniler kurmayı planlıyoruz ama kimsenin konuşmadığı çok daha büyük bir problem var ve bu problem uzay gemisinin motorunda değil tam olarak senin içinde.
İnsan vücudundaki her bir hücrenin içinde sirkadiyen saat adı verilen genetik bir mekanizma var. Bu sadece ne zaman uykunun geleceğini belirleyen basit bir alarm değil. Tansiyonundan hormonlarına, mitokondrilerinin enerji üretmesinden hücrelerinin kendini yenilemesine kadar her şey bu saate bağlı. Ve o mekanizma, Dünyanın kendi ekseni etrafındaki 24 saatlik dönüşüne milimetrik olarak ayarlanmış durumda. Sen istesen de istemesen de trilyonlarca hücren Dünyanın kozmik hızına göre yaşıyor.
Olay şu, bu ritim o kadar katı ki hafta sonu fazladan iki saat uyuyarak bile onu sıfırlayamıyorsun. Gündüz seni ayakta tutmak için kortizol basıyor, gece ise onarım moduna geçmek için dışarıdan ışık gelmemesini bekliyor. Akşamları tablete veya telefona baktığında bile beynine güneş hala batmadı mesajı gidiyor ve biyolojik saatin kalıcı olarak kayıyor. Sadece basit bir ekran ışığı bile trilyonlarca hücrenin senkronizasyonunu altüst edebiliyor.
Şimdi şunu düşün, Marsta bir gün tam olarak 24 saat 39 dakika sürüyor. Başka yaşanabilir olduğu düşünülen ötegezegenlerde ise bu süre bazen 10 saat bazen 40 saat. Biz yapay zeka ile yepyeni malzemeler sentezleyebilir, nükleer motorlarla uzayda her yere gidebiliriz. Marsta kırmızı çölün ortasına devasa cam kubbeler kurabiliriz. Ama trilyonlarca hücremizin içine kazınmış olan o 24 saatlik Dünya Saatini yazılımla güncelleyemeyiz.
Yani o devasa roketlerle başka bir gezegene adım attığımızda, kendi içimizde hala Dünyanın dönüş hızını yaşıyor olacağız. Marsın yerçekimine, radyasyonuna, atmosferine teknolojiyle meydan okuyacağız ama kendi DNAmızın içindeki o sessiz tik taklara yenileceğiz.
Uzayı fethedeceğiz ama hücrelerimizin içindeki o 24 saatlik kozmik prangayı asla kıramayacağız. Belki de evrenin bize söylediği en büyük ironi bu, evrenin neresine gidersen git Dünyanın dönüşü hep senin içinde kalacak.
Vücutlarımız toksin dolu, daha bebekken bu toksinleri insanlara yüklemeye başlıyorlar sonrada ilaç bağımlısı yapıyorlar , tedavi etmiyorlar siz tedavi etiklerini zanediyorsunuz.
Sistem basit önce boz sonra sömürü düzenine adapte et, ölürsede ölür önemli degil.
"Eskiden Araplar şöyle derdi:
- Yaşı küçük olanla, yeni zengin olanla ve yeni makam sahibi olanla yakın olma…
- Mesleğinde eski olanla, bilgide köklü olanla ve eski komşuyla inatlaşma…
- Aklı küçük olanla, yaşı küçük olanla ve tecrübesi az olanla tartışma.
- Aklı kıt olanı, tecrübesi az olanı ve hayrı az olanı hoşnut etmeye çalışma…
- İmanı güçlü olanla, kuvvetli olanla ve hafızası güçlü olanla meydanlaşma…
- Karakteri zayıf olanla, nefsi zayıf olanla ve delili zayıf olanla istişare etme…
- Kalbi büyük olanı, himmeti yüksek olanı ve sözünün eri olanı küçümseme…
- Ufku geniş olanı, gönlü geniş olanı ve çözüm yolları çok olanı unutma…
- Ahlakı dar olanı, bakışı dar olanı ve düşüncesi dar olanı ikna etmeye çalışma…"
24 Haziran 1938. Azerbaycan'ın Nahçıvan dağlarında, Keleki köyünde bir çocuk doğdu: Ebulfez Kadiroğlu Aliyev. Tarih onu bir unvanla yazdı — Elçibey, milletin elçisi.
Önce bir âlimdi. Bakü'de Arap filolojisi okudu, Mısır'da tercümanlık yaptı, el yazmaları enstitüsünde eski Doğu'nun sayfalarına gömüldü. O sayfalarda yasak bir şey buldu: Türk'ün kendi tarihini. 1975'te tutuklandı — suçu, Sovyetler'i karalamaktı. Bir buçuk yıl yattı, eğilmeden çıktı.
1990'da Bakü meydanlarını Azerbaycan Halk Cephesi'nin sesi doldurdu, en önde o yürüyordu. Haziran 1992'de Azerbaycan ömründe ilk kez sandığa hür gitti ve yetmiş yıllık komünist gecenin ardından seçilen ilk hür cumhurbaşkanı oldu. Tek bir davası vardı: Bütöv Azerbaycan, Türkiye'yle tek yürek, Turan yolunda tek bir millet.
1993'te düzen geri döndü. Moskova'nın gölgesinde Gence'de bir ayaklanma çıktı, başkentin üstüne ordu yürüdü. Elçibey'in de ordusu vardı; ama Türk'ü Türk'e kırdırmadı. Tek kurşun attırmadan koltuğu bıraktı, doğduğu dağ köyüne çekildi. Başkanlığı neredeyse tam bir yıl sürmüştü.
22 Ağustos 2000'de Ankara'da Hakk'a yürüdü. Naaşı Bakü'ye, Fahri Hıyaban'a, şehitlerin yanına defnedildi. Son yolculuğuna sekiz yüz bin kişi çıktı. Bir koltuk kaybetmişti — ama bir milletin kalbini çoktan kazanmıştı.
Bir yıl başkanlık etti, bir ömür yol gösterdi. Gördüğü rüyayı bugün yaşıyoruz: bağımsız Azerbaycan, zincirini kıran Karabağ, aynı masada toplanan Türk devletleri.
Doğum günün mübarek, Elçibey. Ruhun şad olsun.
📻 Radyo tiyatrosu formatında tarihsel anma.
—
⚠️ Olaylar gerçektir, sunum dramatize edilmiştir.