Bir kural veya teamül değil elbette fakat bir yazarın kitabı henüz çıkmışken metin üzerine fazla konuşması bana hoş görünmüyor. Geçenlerde satışa giren yeni bir kitabın duyurulduğu gün yazarın da röportajı çıktı. Okur kanaati talileştiriliyor mu diye düşünmeden edemiyor insan.
Bugün şöyle bir cümle okudum.
"Seyahat, şu anki hayatınızın mümkün olan tek olasılık olduğu yanılsamasını bozar."
Sanırım insanın en büyük özgürlüğü ve zenginliği (zaman, para ve sağlık açısından), dilediği gibi seyahat edebilmesinde saklı.
Diyaloglar doğal akıştan uzak,karakterler yaşayan insanlardan ziyade yönetmenin görüşlerini seslendiren birer sözcü gibi durmuş.Bazı sahneler fazla zorlama ve karikatürize.Görünmez kaza, biraz hayal kırıklığı oldu
Tesadüf gibi görünen bir karşılaşma, intikam için ikinci bir şansa dönüşüyor.
Cafer Penahi imzalı, iki dalda Oscar’a aday gösterilen GÖRÜNMEZ KAZA / IT WAS JUST AN ACCIDENT, 6 Mart’tan itibaren sadece MUBI’de. Bir MUBI Sunumu.
Yazar romanını anlatmak için romanından daha fazla konuşuyorsa, o romanı aslında bizim için değil, kendi zihnindeki 'mükemmel ve hatasız anlaşılma' egosu için yazmıştır. Okuru özgür bırakmayan her açıklama, ona fırlatılmış bir hakarettir
@tiarazen Murakami’nin her kitabında aynı spagetti pişiren, caz dinleyen ve hiçbir şey yapmayan melankolik adamdan herkese gına gelmiş.
Paul Auster, Atwood, Lispector, Şule Gürbüz’ü de ben ekleyeyim
Kapak tasarımlarına her daim bayıldığım Notos’tan beklediklerim geldi. Eser Kuru ve Nurhan Şahinkaya’nın daha önce birkaç öyküsünü severek okumuştum. Daha derin bir tanışma olacak bu. Sezen Ergen yazılarıyla hayatıma güzellik katanlardan. Eldam ve Zambra sevgim zaten malum.
@b_kalemim Proust’ta hafıza nasıl zamanı katlıyorsa, Cartarescu’da da bilinç zamanı genişletiyor gibime geliyor.Fuentes’teki gibi bireysel kader, tarih ve kozmolojiyle iç içe geçiyor. Daha deneysel olabilir ama özü hala Fuentesvari bir büyük anlatı geleneğine yaslanıyor sanki.
bugün hrant dink anmasında pencereden zikredilen isimler bir muhasebeyi ister istemez ve çok net bir şekilde serdi önüme. osman kavala, çiğdem mater, resul emrah şahan ve ebru özdemir’in cezaevinden gönderdiği mesajlar okundu. yine her biri haksız yere yıllardır tutsak edilmiş selahattin demirtaş, figen yüksekdağ, can atalay, tayfun kahraman’ın isimleri alkışlar eşliğinde anıldı. tutuklu siyasetçilere, belediye başkanlarına selam edildi. 2015’te katledilen tahir elçi unutulmadı. her biri yurdumuzun haksızlığa boyun eğmeyen güzel insanları, onur duyacağımız yurttaşlarımız bizim. tıpkı hrant dink’ın pirûpak hatırasına sahip çıktığımız gibi onları yalnız bırakmamak da boynumuzun borcu.
bu isimlerin yan yana gelerek oluşturduğu manzara ve bu manzaranın mekânının, siyasi tarihimizde artık çok acı ve derin anlamlar taşıyan agos’un önü olması, 2007’den sonra geçen on dokuz yılda kırılgan demokrasimizin nasıl adım adım boğulduğunu gösteriyor diye düşündüm. evet, 2007 de çok kolay bir yıl değildi, siyasi çalkantı ve itiş kakış büyüktü, hrant dink’in son yazısında da belirttiği gibi yakın gelecek de çok parlak görünmüyordu, ama mücadele canlıydı, çok katmanlıydı ve toplumsal muhalefetin bugünkü kadar geniş kesimlerinin böylesi katı bir cendereye alınması ne tahayyül edilebilir ne de mümkündü.
geçen zamanda, ancak olağanüstü zamanlara, darbe zamanlarına özgü faşizan bir baskı rejimi normalimiz oldu, kurulmasını engelleyemediğimiz tek adam düzeni bütün gücüyle tüm muhalefet mecralarının boğazına sarıldı ve memleket gittikçe daha fazla karanlığa gömüldü. gerçekçi olmak gerekirse, geleceğe dair umut beslemek için elde somut çok daha az kırıntı var bugün. hal böyleyken, olabilecek en geniş demokrasi ve insan hakları cephesini kurmaktan, ezilen, sürekli kırılıp dökülen toplumsal grupların hiçbirini ve de kimseyi geride bırakmadan bir araya gelmekten başka çaremiz olmadığını daha iyi idrak ediyor olmalıyız.
hayatlarımızı ve memleketimizi bize zindan etmek isteyenlerin sırf 2007’den 2026’ya adım adım başardıklarını görmek insanın canını fena yakıyor. bugün buz gibi havada karın altında üşürken benimkini yaktı. farklılıklarımızın farkında ama ortaklıklarımızı çoğaltmayı amaçlayan bir mücadelenin yolunu ve yordamını bulmak, başta bugün andığımız hrant dink’e ama onun şahsında başka bir türkiye hayaliyle can veren, hapse giren, zulüm gören her kesimden herkese borcumuz. bunu yapabildiğimiz ölçüde hep birlikte onurlu bir yaşamı kurabileceğiz. başaramazsak bizi bekleyenin nasıl bir barbarlık olduğunu ve bu kötülüğün bir sonu olmadığını ise zaten yaşayarak görüyoruz.
(fotoğraf @AGOSgazetesi’nden )
18 ve 19 Ocak akşamları 19.00-23.00 saatleri arasında Sebat Apartmanı'nın önünden geçerken kafanızı yukarı kaldırmayı unutmayın.🕊️
Ohannes Şaşkal'ın 'Aklın Yüreği' isimli videosu Sebat Apartmanı'na eşlik ediyor.
“dışarısı kırbaç sesi, içimde bir torino atı,
açım. belki de özlemi açlıktan sayıyorum.
toplan dünya. yaşam toplan.
çaresiz sahiplik toplan.
gitmiyorum, hadi bakalım şimdi de gitmiyorum.
aklım tahta bavulların içinde yolculukta…”
Gitti