Belki bu görüşüm tepki çekecek ama ben stadyumda bu kadar romantik bir atmosfere karşıyım. Fazla romantizm tribün kültürüne her zaman katkı sağlamıyor. Sürekli slow parçalar üzerinden duygu yaratma çabası bana doğru gelmiyor. Stadyumun ruhu tempo, coşku ve enerjiyle yaşanmalı.
Asensio'yla başladı. Fred-Kante'yle devam etti. Greenwood söylenir gibi oldu. Şimdi hepsi tas tamam oynuyor. O nedenle sıra Ederson'a geldi. Bitmiyor, bitmeyecek.
Bikbik Spor Kulübü... Kusura bakmayın.
Orada kaleyi almış, verilen şansı gayet iyi kullanmış bir Mert Günok var. O bir sorun yaşayana kadar onunla devam edersin. Tabii nerede. Normal bir kulüpte. Kalede o güveni veren adamı çıkardın, çat dedi Ederson hatalı bir gol yedi ilk maçında. Ne yapacaksın o zaman?
Ne güzel işte. Sallayacak bir de Ederson olur elimizde. Bir de ona geçiririz.
Ya bir oyun sürekliliği, kadro tekrarı, antrenman tekrarı, performans gelişimi... Bir oyun gerçeklerine bakmayalım biz? Hep mi spekülasyon?
Paçalı don giyeceğiz
Tişörtü eşofmanın içine sokacağız
İstediğimiz diksiyonla konuşacağız
Guendouzi'ye gundi diyeceğiz
Basın toplantısında hep ben diyeceğiz
İstediğimiz oyuncuyu istediğimiz yerde oynatacağız
Kalorifer borularını ananızın anına sokacağız
@bbosports Birşey diyeyim çoğu maç tribünler böyle ama ekrana verme seyirciye ulaştırma konusunda @beINSPORTS@beIN yayıncı kuruluşun nasıl manipülasyon yaptığını görmüş oluyoruz
Greenwood, Asensio, Talisca falan, onları herkes över.
Soyunma odasına bile en önde koşarak giden Guendouzi.
Sen Fenerbahçe’sin.
Seni övmeye cümle kalmadı.
Oğuzhan Çakır! İnanılmaz!
GS aleyhine penaltı veriyor. Sonra pişman oluyor.
Yan hakem ofsayt bayrağı kaldırmamasına rağmen hakemi bahane edip penaltıyı iptal ediyor.
Bu hakem FIFA hakemi.
GS aleyhine hazırlık maçında bile penaltı vermiyor.
https://t.co/YefHdfw5oB
Halil Özer:
"Şimdi yazacaklarım ağır olabilir ve özellikle Fenerbahçe taraftarının hoşuna gitmeyebilir ama bu bir gerçek. Hiç kimse kusura bakmasın. Örnek vererek başlayayım... Şimdi diyelim ki Torreira Fenerbahçe’de olsun. Aynı Galatasaray’daki gibi gereksiz kendini atmaları yapsın. Galatasaray medyası ve trolleri onu hedefe koyar. Hem de öyle bir hedefe koyarlar ki hiç bıkmadan usanmadan bir sezon iki sezon üç sezon bu devam eder. Fenerbahçe taraftarı ne yapar? En fazla iki sezon sonra Torreira’ya sahip çıkacağına Galatasaraylılardan daha çok tepki göstermeye başlar. Destek değil köstek olurlar. Torreira şu anda Galatasaray’da. Peki sarı-kırmızılılar toz konduruyor mu? Hayır ve asla. Doğru - yanlış önemli değil. Önemli olan futbolcunu yedirmemek. Arkasında durmak.
Şimdi söz nereye gelecek. Galatasaray taraftarı geldiği günden bu yana Kerem’e karşı büyük bir nefret içinde. Hani öyle böyle bir nefret değil. Bu sınırı aşmış bir nefret. Hani Allah korusun ağır bir sakatlık geçirse halay çekecek durumdalar. Olay artık patolojik nefrete dönmüş durumda. Fenerbahçe taraftarı ne yapıyor? Sahip mi çıkıyor? Hayır. Aksine son maçta bir gol kaçırdı diye çocuğa yapmadığını bırakmadılar. Arkasında mı duruyor? Hayır. Adam bu kadar baskı altında geçen yıl 59 maçta 17 gol atmış, 13 asist yapmış. Kolay değil bu istatistik. Oynadıkları maç sayılarına bakarsanız neredeyse Asensio ile aynı. Ve bu çocuk Fenerbahçe’de daha çok iş yapacak. Tabii rahat bırakırsanız. Ayrıca Fenerbahçe taraftarının ağır psikolojik baskıda ne yapılması gerektiği konusunda Kerem’den alacağı çok ders var. Galatasaray taraftarı Fenerbahçe taraftarını öyle bir kıvama getirdi ki şimdi oturup gülerek izliyorlar. Sen yapı filan derken önce kendine bakacaksın.
Şimdi aynısını İrfan Can’a yapıyorlar. Onun kıvamına gelmeleri biraz uzun sürdü. Her defasında söyler ve yazarım. Sevilla maçında takımın elenmesine neden olan kale arkasındaki taraftar kitlesinin neye bağlı olduğu, kimin güdümünde olduğu ortaya çıkmadan bu işler çözülmez. İstediğin kadar tribünleri düzelt, öyle böyle yap. Onlar yine içeride olacak. Bu yazıyı okuyunca şöyle diyecekler, 'Ama yıllarca şampiyon olamıyoruz tahammülümüz kalmadı.' Asıl Fenerbahçe kulübünün size tahammülü kalmadı. Ne yazık ki futbolcu transferi yapabilirsin ama taraftar transferi asla..."
(Milliyet)
Bu DÜNYADA
BU KADAR LİYAKATSIZIN
BU KADAR ÇOK CAHİLİN
BU KADAR ÇOK VİCDANSIZIN
BİR ARAYA GELDİĞİ BAŞKA
TOPLULUK VARMI⁉️
😡😡😡😡😡😡😡
BU REZİL HÜKÜMET GİDECEK ❗️
#DeğişimŞart#EmekliyiOyalamaHakkınıVer
Dünyanın en zengin 8. insanıydı. Serveti yaklaşık 58 milyar dolardı. İstese dünyanın her şehrinde bir saray yaptırabilir, en lüks jetlerle seyahat edebilirdi.
Ama o, 20 yıllık eski bir Volvo kullanıyordu. Uçaklarda daima ekonomi sınıfını tercih ediyor, ikinci el kıyafetler giyiyordu. Hatta saçını, daha ucuz olduğu için gelişmekte olan ülkelere yaptığı seyahatlerde kestiriyordu.
Karşınızda, devasa IKEA imparatorluğunun kurucusu Ingvar Kamprad.
Kamprad, İsveç'in küçük bir köyünde kibrit satarak başladığı yolculuğunu, dünyanın en büyük mobilya markalarından birine dönüştürdü. Ancak milyarder olduktan sonra bile IKEA restoranlarında indirimli sosisli sandviç yemeye devam etti.
Bir gün "Yılın İş Adamı" ödülünü almak için prestijli bir galaya davet edildi. Galaya halk otobüsüyle geldiği için güvenlik görevlileri onu içeri almak istemedi. Çünkü dünyanın en zengin insanlarından birinin otobüsten inebileceğini düşünmemişlerdi.
Çevresindeki birçok kişi onunla alay etti, hatta "cimri" olduğunu söyledi.
Oysa onun amacı birkaç kuruş tasarruf etmek değildi. Kamprad, vizyonun sözle değil, davranışlarla aktarılacağına inanıyordu.
"Ben lüks içinde yaşarken çalışanlarımdan maliyetleri kısmalarını nasıl isteyebilirim?"
Bugün hepimizi etkisi altına alan "statü" anlayışına, kendi yaşam tarzıyla meydan okudu.
Artık sosyal medyada "başarı" denildiğinde çoğu zaman akla kiralık lüks araçlar, marka kıyafetler ve gösterişli paylaşımlar geliyor. Tanımadığımız insanları etkilemek için, çoğu zaman ihtiyacımız bile olmayan şeylere büyük paralar harcıyoruz.
Kamprad ise bize çok farklı bir bakış açısı bıraktı:
Gerçek güç, ne kadar harcayabildiğinde değil; kimseye hiçbir şey kanıtlama ihtiyacı hissetmemendedir. Gerçek zenginlik ise gösterişin değil, özgürlüğün ürünüdür.