📌 PAYLAŞ İFŞALA
📌 İSTANBUL MALTEPE’DEKİ OSES ÇİĞ KÖFTE DÜKKANI KEDİLERE SICAK ÇAY DÖKÜP TEKME ATIYOR 🤬 🤬 🤬
***************
📌 SHARE AND EXPOSE
📌 OSES RAW MEATBALL SHOP IN MALTEPE, ISTANBUL, IS POURING HOT TEA ON CATS AND KICKING THEM 🤬 🤬 🤬
Şimdi görüntüleri izleyin.
Günlerdir saldırgan denilen, canavarlaştırılan Patron’un katil adem Çatak tarafından. Canice öldürülürken bile kuyruk salladığını göreceksiniz.
Olay yerinde bulunan çocuklar konuştu. Çocuğun babası konuştu. Mahallede yaşayan insanlar konuştu. Görgü tanıkları konuştu. Hepsinin videolarını paylaştık.
Şimdi de kamera görüntüleri konuşsun.
Çocuk güvenliğinden bahsedenler de izlesin. Olay günü yaşananları anlatan aileleri, çocukları ve tanıkları yok sayanlar katil Adem Çatak‘ın nasıl 13 yaşındaki bir çocuğun parmaklarını kırıp orada küfür ettiğini çocuğa bunları da görsün.
Bu görüntülerden sonra herkes kendi vicdanıyla karar versin.
Biz gerisini kamuoyuna bırakıyoruz.
Masum bir can artık hayatta değil ve biz Patron için adalet istemeye devam edeceğiz.
#PatronİçinAdalet
#AdemÇatakTutuklansın
Tüm yaşam hakkı savunucularına ve vicdan sahibi herkese çağrımdır.
Kamuoyuna yansıyan görüntülerde, hastanenizde görev yaptığı belirtilen doktor Adem Çatak’ın bir köpeği çekiçle vurarak öldürdüğü görülmektedir. Yaşamı korumakla yükümlü bir mesleğin mensubunun böylesi bir şiddet eylemiyle gündeme gelmesi kabul edilemez.
@OzelOdak hastanesi’ni sessiz kalmamaya, kamuoyuna açıklama yapmaya ve gerekli kurumsal adımları atmaya davet ediyoruz.
Bir canın yaşam hakkı hepimizin sorumluluğudur. Paylaşın, duyurun, kamuoyu baskısını büyütün arkadaşlar.
@ttborgtr@DenizliValiligi@DENIZLIBARO@saglikbakanligi@DenizliTabipOda@abakingurlek
#AdemÇatakTutuklansın
Bu da Eskişehir'deki hobi bahçeleri rezaleti. Durumu aktaran izleyicim şunu söylüyor:
"Bu hobi bahçelerini yapanlar bir de buralara köpek bağlıyorlar. Bu hayvanların önüne bir kap su biraz ekmek falan bırakıp günlerce uğramıyorlar. Haftada bir gelirse bakıyor. Onun dışında hayvanlar sahipsiz, sürekli zincire bağlı oldukları için vahşileşiyorlar. İnanın bunları gördükçe içim acıyor. Bunlar vicdansız."
Bir kere hayvana kötü muameleden bu kişilere işlem yapılması gerekir. Belediyeler, bakanlıklar köpek katliamına ara verip, evvela tarım arazilerini korusunlar, hayvana işkenceyi önlesinler
Hayvan düşmanı trol ordusu dünkü paylaşımımdan sonra ne yapacaklarını, vicdansızlıklarını nasıl savunacaklarını şaşırmış olmalılar ki şimdi de "sokağın kedilerinin" zaten mama ile beslendikleri, fare yakalamaya ihtiyaçları olmadığı ve fare popülasyonunu kontrol etmede hiçbir işe yaramadıkları gibi bilim ve akıl dışı bir argümanı yaymaya çalışıyorlar.
Öncelikle şunu net söyleyelim:
Kediler doğal avcıdır.
Avlanma onlar için sadece “karın doyurma” davranışı değildir.
İçgüdüseldir.
Oyundur.
Reflekstir.
Türlerinin doğasında vardır.
Bugün evinde her gün düzenli mama yiyen bir kedinin bile oyuncak fareyi saatlerce kovaladığını herkes bilir.
Çünkü mesele açlık değildir.
Anlamazlar ama biz yine de bilime gelelim. Bilim ne diyor bakalım.
Evet bilimsel çalışmalar da bunu açık şekilde gösteriyor.
İngiltere’de yapılan araştırmalarda ev kedilerinin önemli bölümünün düzenli beslenseler bile avlanmaya devam ettiği ortaya konmuştur. Hatta birçok kedinin yakaladığı avı tüketmediği, sadece taşıdığı veya bıraktığı görülmüştür.
Churcher & Lawton (1987) tarafından yapılan klasik çalışmada, düzenli beslenen ev kedilerinin yılda çok sayıda kemirgen avladığı gösterilmiştir.
Turner & Bateson’un “The Domestic Cat: The Biology of its Behaviour” kitabında ise av davranışının açlıktan bağımsız, nörolojik ve içgüdüsel bir davranış olduğu açıkça belirtilmektedir.
Yani “Mama yiyen kedi fare avlamaz” söylemi bilimsel değil, kötü niyetli sosyal medya propagandasıdır.
Üstelik olay sadece avlamak da değildir.
Bir bölgede kedilerin varlığı bile fareler için tehdittir.
Fareler kedinin kokusunu algılar.
İdrarını algılar.
Varlığını hisseder.
Ve o bölgeden uzak durur.
2013 yılında Chicago’da yapılan bir araştırmada, yalnızca kedi varlığının bile kemirgen hareketlerini ciddi şekilde azalttığı gösterildi.
(Loyd et al., 2013)
Yani kedinin her gün onlarca fare öldürmesine gerek yok.
Ekosistemde bulunması bile caydırıcı etki oluşturuyor.
Tahmin ediyorum ki malum trol ordusu şimdi de başka bir korku hikayesi üretmeye başlayacak.
“Kediler hantavirüslü fareleri yerse hastalık taşır.”
Bu da bilimsel olarak çarpıtılmış bir söylemdir.
Hantavirüsün doğal rezervuarı kediler değil, kemirgenlerdir.
CDC’ye göre insanlara bulaşın temel yolu;
enfekte farelerin idrarı, dışkısı ve salyasının kuruyup havaya karışmasıdır.
Yani riskin kaynağı kontrolsüz kemirgen popülasyonudur.
Bugüne kadar kedilerin hantavirüs salgınlarının ana kaynağı olduğunu gösteren bilimsel bir veri yoktur.
Tam tersine;
kemirgen baskısını azaltan doğal avcıların ekosistem açısından önemli olduğu yıllardır bilinmektedir.
Kısacası bazı insanlar bilim konuşmuyor.
Kedilere köpeklere duydukları öfkeye, aslında iyi olan güzel olan içinde sevgi olan, merhamet olan herşeye duydukları öfkeye “bilim” kılıfı uydurmaya çalışıyorlar.
Ama doğa sosyal medya yalanlarıyla çalışmaz.
Gerçek olan“kedilerin yüzlerce yıldır bu vatanın şehirlerinin, limanlarının, sokaklarının ve insanlarının sessiz muhafızları” olduğudur.
Dr.Tarkan Özçetin
Kaynaklar:
Churcher PB, Lawton JH. Predation by domestic cats in an English village. Journal of Zoology, 1987.
Turner DC, Bateson P. The Domestic Cat: The Biology of its Behaviour.
Loyd KAT et al. Quantifying free-roaming domestic cat predation using animal-borne video cameras. Biological Conservation, 2013.
CDC – Hantavirus Prevention and Transmission Data.
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin
1 Mayıs denince akla çoğunlukla insan emeği geliyor. Ama bu düzenin en görünmez, itiraz edemeyen ve her gün sömürülenleri olan hayvanları da hatırlatmak isteriz.
imkanı olan şu an Çankaya Belediyesi'nin barınağına gitsin ve gördüklerini anlatsın :) gün içinde uyuşturucu iğne atılan köpekler üst üste yere diziliyor, uyanırken kusmuğunda boğulan, buz gibi zeminde bir daha uyanamayan... içeri telefon sokmak yasak ve girerken imzanız alınıyor? tıklım tıkış hayvanlar... bir gördüğünü ertesi gün göremiyorsun... öyle bir katliam... inanmayın bu fotolara, kanıtlamak çok kolay... vakti olan barınağa gitsin...
Tarım ve Orman Bakanlığı, sokakta yaşayan hayvanların rehabilitasyonu için 2025 yılında 1.8 milyar TL bütçe ayırdı. Yılın ilk 6 ayında bu bütçenin yalnızca %1,83’ü kullanıldı.
Senelerdir Kadıköy rıhtımında yaşayan, mahalleli tarafından sevilen ve bakılan 3 köpek, bugün Kadıköy Belediyesi tarafından hiçbir somut gerekçe gösterilmeksizin toplatılarak barınağa kapatıldı. Belediye bu uygulamayı İstanbul Valiliği’nin talimatına dayandırıyor; oysa mevcut barınak koşullarının ne kadar ağır olduğunu hepimiz görüyoruz.
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, belediyelere yeterli barınak koşullarını sağlamak için 31 Aralık 2028’e kadar süre tanımıştır. Kanunun açıkça belirlediği bu süreyi idari bir talimatla fiilen sıfırlamak hukuken mümkün değildir. Hayvanları yetersiz koşullardaki barınaklara hapsetmek, onları ölüme terk etmekten farksızdır.
Kadıköy Belediyesi’ni bu hukuksuz uygulamaya derhal son vermeye çağırıyoruz. Sokakta yaşayan hayvanların yaşam hakkını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Belediye, şikayetlerin ve talimatların arkasına sığınmak yerine; mahalleliyle gerçek bir iş birliği kurarak ve hukuka uygun hareket ederek bu sorunu çözmelidir!
Samanlık bebeklerimden canımız Patrick, Cuma sabahından beri kayıp. 3 gündür Çandarlı / Yaylayurt bölgesinde her yer didik didik arandı ama henüz bir iz yok. Aramalarımız Dikili taraflarına doğru genişleyecek. Vakit kaybetmemek adına bu gönderiyi paylaşmanız çok kıymetli. Patrick çok canayakın bir çocuktur; birisi onu sokakta görüp "kaybolmuş" diyerek korumaya almış veya evine/bahçesine misafir etmiş olabilir. O kişiye ulaşmamızın tek yolu bu ilanın yayılması. Lütfen görenler veya bilgisi olanlar iletişime geçsin. Paylaşımlarınız Patrick'e ulaşmamız için tek şansımız olabilir. 🙏
Not: Bulup korumaya alana ve haber verene 25.000 TL ödül verilecektir.
İletişim: 0 532 385 95 95
GÖNÜLLÜLERİN ELİNİN DOKUNDUĞU YER HAYVANLAR İÇİN BİR CENNETE DÖNÜŞÜR.
Burası Adana’da bir avuç gönüllü hayvanseverimizin masum canlara kucak açtığı bir yaşam alanı.
Belediye barınaklarında vahşet görüntülere şahit olurken, Bu yerleşkedeki Tüm hayvanlar mutlu ve sağlıklı.😻
Sayın @eczozgurozel; sizi tebrik etmek istiyorum. Bunca yıl sonra bu kadar belediye kazanıp, belediyelerinizin barınaklarına bile sahip çıkamadığınız için gerçekten tebrik ediyorum. Bir barınağınızda bir vekilinizin abisi çalışıyor, barınakta olaylar bitmiyor, ziyarete kapalı. Bir barınağınız tam 2.5 yıldır ziyarete kapalı. Bir barınağınızın müdürü "kime şikayet edersen et" diyor. Bir barınağınız kedi kısırlaştırması yapmamak için 10 tane bahane üretiyor. Saymakla bitiremem. Vallahi çok tebrik ederim. Bir tane sözü geçecek birini gözlemci olarak atayıp hepsine "siz hayırdır kardeşim" dedirtemediniz. Tebrik ederim.
Site Yönetimi Kaybetti!
Mahkeme Kararı;
"Sahipsiz hayvanlar bulundukları alanın bir parçasıdır Ortak alanlar sadece insanlar için değil, orada doğal olarak yaşayan hayvanlar için de yaşam alanıdır🙏
Hukuk Yanımızda⚖️
#muglabarosu ⚖️❤️
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Yurdun dört bir yanındaki “barınaklarda vahşet” haberleri kamuoyuna yansıyor. Zehirlenen hayvan görüntüleri geliyor. Köpek, kedi, keçi, kuş, yaban hayvanı…
İfade etmeliyim ki; vicdanları sızlatan bu görüntülerin müsebbipleri yakalanıyor yakalanmıyor çok da önemsemiyorum.
Çünkü:
- “Acısız” kedi öldürme tarifi veren gazetecilerin,
- “Bir hayvana bir de hayvansevere sıkacaksın” diyen ve devletin yetkili kurumlarının arkasında olduğunu söyleyerek devleti cürüm ortağı yapma iftirasına maruz bırakan ünvanlı müptezellerin,
-Akedemik camianın yüz karaları, aileleri ve çevreleri tarafından sevgisiz bırakılmış, ruh sağlığı şaibeli, FETÖ kırıntısı anonim hesaplar dahil sahte hesaplarla da desteklenen nesebi ve mezhebi gayri sahihlerin,
-Dini eğip bükerek Allah’ın lanetine “mazhar” olma gayreti taşıyan Allahsızların,
-Devletin memuru olma vasfını unutup devletin sahibi olan millet hayvanları ve hayvanseverleri hedef göstermesinin önüne geçilmeden hiç bir acı hadise sonuncusu olmayacak.
Lakin; devleti tehdit eden, hükümete söven, kurumları aşağılayan, polislerimize “bilmem ne lobisi” yakıştırması yapan, Allah’a şirk koşan bu ucubeler hakkında @adalet_bakanlik ‘nın gerekli çalışmaları yapacağına dair umudumu kaybetmedim.
İnanıyorum ki; Türk milletinin milli seciyesini hedef alan, genetik hafızasına savaş açan, milli hasletleri ve inancımız gereği var olan kırmızı çizgilerimizi ihlal eden, hududu zorlayıp haddi aşan, halk arasında tedhişçilik yapan bu ahlaksızlarla ilgili Sn. @abakingurlek de gereğini yapacaktır.
Cumhuriyet’in sadece bir savcısının; “güvenli sokaklar” diyerek yola çıkıp Cumhuriyet’in kolonlarını tehdit eden bu ucube kitleyi incelemesi, yaşanan hukuksuz, vicdana aykırı telkinlerinin nelere mal olduğunu görmesi, ayarı bozulmuş çaşıtların ifşası için yeterli olacaktır.
Lağım kokan çukurlarında “bize bir şey olmaz, kimse dokunamaz” diyen bu güruha dur demenin vakti gelip geçmektedir.
Ayrıca ifade etmeliyim ki; sabah akşam kedi köpek toplayıp öldürmek “çözümü” değil ancak ve ancak çürümüşlüğü, insanlıktan çıkmayı ve mihayetinde “Allah’ın gazabını” getirir.
Allah rızası için… 4 aydır bu çocuk klinikte bekliyor. Yaşadı, direndi, ameliyat oldu ama hâlâ bir yuvası yok. Bu kadar zamandır kimse mi sahip çıkmaz?
İzmir’de ya da çevresinde bir yuva arıyoruz. Lütfen bir paylaşım, bir mesaj, bir iletme… Belki de hayatını değiştirecek. Eşinize, dostunuza gönderin.
Görmezden gelmeyin… Bu çocuk hâlâ umut ediyor.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Bir tasma takıyorsunuz boyunlarına.
Sormuyorlar.
Nereye gittiklerini,
kimin elinde olduklarını,
bu yolun nereye çıktığını…
Sadece yürüyorlar.
Tasmanın ucundaki ele bakıyorlar
ve yürüyorlar.
Çünkü o tasmayı
yön değil, güven sanıyorlar.
Biz öğrettik bunu onlara.
Binlerce yıldır.
İnsanın elini, sesini, kokusunu…
“güven” diye öğrendiler.
Ve şimdi, o öğrenilmiş güvenle
geliyorlar peşimizden.
Nereye götürürsek oraya.
Neyi reva görürsek onu yaşıyorlar.
Hangi eve koyarsak orada uyuyorlar.
Hangi kapıdan atılsalar
o kapının önünde bekliyorlar.
Hayatları—
açlıkları, korkuları, sevinçleri—
bizim kararlarımızın içinde.
O tasmanın ucunda.
Ve ses çıkaramıyorlar.
İtiraz etmiyorlar.
Sorgulamıyorlar.
Şiddet görüyorlar.
Susuyorlar.
Aç kalıyorlar.
Susuyorlar.
Soğukta titriyorlar.
Susuyorlar.
Zincire vuruluyorlar.
Sokağa atılıyorlar.
Yine susuyorlar.
Bazen de
o tasmanın ucunda
nereye gittiğini bilmeden
sonuna kadar yürüyorlar....
Çünkü dönmek akıllarına gelmiyor.
Çünkü güvenmeyi bırakamıyorlar.
Çünkü biz,
onlara başka bir ihtimal öğretmedik.
Çünkü “hayır” yok onlarda.
Biz öğretmedik.
Biz karar verdik.
Onlar katlandı.
Ve bütün bunların içinde
tek yaptıkları şey insana güvenmekti.