Ben her seferinde farklı bir bilgilendirmeyle geçiştirilmek istemiyorum. Çözüm istiyorum. Yoksa eve internet bağlatmaktan da vazgeçeceğim kimseye de önermeyeceğim firmanızı, hiç memnun değilim zira. Her seferinde topu başkasına atıyorsunuz,oradan oraya sürüklendik. @TurkTelekom
@TTDestek Ben her seferinde farklı bir bilgilendirmeyle geçiştirilmek istemiyorum. Çözüm istiyorum artık. Yoksa eve internet bağlatmaktan da vazgeçeceğim kimseye de önermeyeceğim firmanızı, hiç memnun değilim zira.
Her aradığınızda farklı bir açıklama yapıyorsunuz nereye ne yapacağımızı şaşırdık artık. Bu sefer de siz elektrikçiyle görüşüp hattı çekmeniz gerekiyor diyorsunuz?
@TurkTelekom
şehrin göbeğinde internete erişmek için kaç aydır bekletiyorsunuz , her seferinde farklı açıklamayla!!
Günümüzde insanlar kendilerini yetersiz hissediyor ya da hayatları onlara bir türlü yetmiyor. Sanki yaşamlarıyla “yetinmek” zorundaymış gibi, içinde bulundukları hayata hapsolmuş gibiler. Partner, aile, çocuklu ya da çocuksuz hayat, meslek, yaşanılan yer… Hangi alana bakarsanız bakın benzer bir duygu var. “Yetinmek” kelimesi çoğu zaman bir vazgeçiş, bir eksilme, bir geri adım gibi algılanıyor. Bu yüzden insanlar hem yetinmekten korkuyor hem de bir türlü yetinemiyor; her durumda tatminsizler.
Bir aile düşünelim. Ebeveynler çocuklu ve yoğun bir hayatın içindedir. Bir yandan bu hayatın içinde yerleşmeye çalışırlar, diğer yandan bunu “yetinmek” olarak çerçeveledikleri için içten içe huzursuzdurlar. Sanki başka bir hayat mümkün ve onlar onu kaçırmış gibidirler. Bu huzursuzluk çoğu zaman çocuklara da geçer. Çocuklar da ebeveynlerine ve toplumun beklentilerine yetemediklerini hissederler. Böylece kuşaklar arasında aktarılan bir tatminsizlik hali oluşur. Zamanla bulunduğu yerden keyif alabilen, zorlukları ve güzellikleri birlikte taşıyabilen, ilişkilerde derinleşebilen insanlar azalır. Onun yerine, keyif almakta zorlanan, anlık hazların peşinden koşan ama içten içe hep yetersiz hisseden ve bir türlü yetinemeyen insanlar çoğalır.
Aslında bu tatminsizlik dış dünyayla ilgili olmaktan ziyade kişinin içinde henüz anlam kazanmamış/ ham deneyimlerle ilgilidir. İnsan çoğu zaman neyin eksik olduğunu tam olarak bilmez; sadece bir eksiklik hisseder.
Psikanalitik açıdan bakıldığında bu durum, Melanie Klein’ın tarif ettiği depresif konuma geçememekle de ilgilidir. Depresif konum, insanın şu gerçeği kabul edebildiği yerdir: hiçbir şey mükemmel değildir; her seçim bir kayıp içerir ve sevdiğin şey hem iyi hem eksik olabilir. Bu konuma geçemediğimizde ya sürekli yeni nesneler ararız ya da elimizde olanı değersizleştiririz. Yani yetinememe hali çoğu zaman kaybı kabul edememektir. Adam Phillips bu durumu şöyle ifade eder: "Tatmin arayışı hüsranla başlar ve hüsranla biter. Bir ihtiyacın doğmasıyla tetiklenen hüsran, hiçbir zaman tam olarak elde edilemeyen şeyin yarattığı hüsranla sonlanır. Bu durumda sürekli bir öfke hali şaşırtıcı değildir. Belki de bu yüzden, kendimize yetemediğimiz için kendimize, istediklerimizi tam olarak veremedikleri için de başkalarına yönelen bir öfke taşırız. Hüsrana katlanamadığımızda ve tatmin için başkalarına bağımlı olmaya da tahammül edemediğimizde, kendimizi her şeye sahip ve her şeyi bilen bir konumda hayal etmek zorunda kalırız."
Oysa başka bir ihtimal de var. Yetinmek yerine eksiklikle birlikte kalabilmek. Elindekini değersizleştirmeden onun içinde derinleşebilmek. İlişkileri bir vazgeçiş olarak değil, bir yaratım alanı olarak görebilmek. Zaman içinde aynı şeyin içinde kalarak onu katmanlaştırmak, kendini ve ötekini yeniden yeniden keşfetmek.
Her aradığınızda farklı bir açıklama yapıyorsunuz nereye ne yapacağımızı şaşırdık artık. Bu sefer de siz elektrikçiyle görüşüp hattı çekmeniz gerekiyor diyorsunuz? @TurkTelekom şehrin göbeğinde internete erişmek için kaç aydır bekletiyorsunuz , her sefer
mee farklı açıklamayla!!!
Türk telekomdan kaç aydır eve hat çekmesini istiyoruz ama sonuç yok. Daireye hat çek ek için bizden modem satın alacaksınız ve bizden internet başvurusu yapacaksınız diyorlar. Bu ne zorbalıktır ya? Aylardır bir sorunumuzu çözemediniz herkes ayrı bir şey söylüyor
@TurkTelekom
Acı, hastalık ve ölüm dahil tüm insani deneyimi kabullenmek, gerçek anlamda canlı hissetmenin yoludur. Hayatı zorlamamak, değişmeyecek olanı bilebilmek.
Radikal kabulleniş.
Sorun, hayatın acı, belirsizlik, hastalık ve ölüm içermesi değil. Sorun, bunların gerçek olmamasını isteyerek verdiğimiz yorucu ve beyhude savaş. Sürekli daha iyi, daha sağlıklı, daha aydınlanmış olmaya çalışmak hem tüketici hem de uyuşturucu.
Hayatın zor anlarını çözülmesi gereken birer sorun olarak görmekten vazgeçtiğinde bir şeyler değişir. Sıkıntılı anlar bile bir canlılık taşır, iç sıkıntısı bazen de güzel şeylere gebedir. Yeter ki onu dönüştürmeyi bilelim.
Verimlilik kültürü ve kendinin en iyisi olma baskısıyla dolu bir çağda tam tersini önerelim: İnsan olmanın dışına çıkmaya çalışma. Değişmeyecek olanı gör ve yel değirmenleriyle savaşmayı bırak.
Ruh sağlığı, sürekli kendini düzeltmekten değil, bu savaşı bırakmaktan geliyor.
Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir, yaşanması gereken bir şeydir.
Breaking Bad dizisinde geçen bir bölümdü, "Bana dağıtılan elle oynamaya razı geldim."
Şule Gürbüz'ün "sonra üzerime bir tat geldi, halimi kabul geldi. Çok da
umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum. Bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânâlısı geldi." dediği yer de burası. Bize daima daha iyi bir versiyonumuz var da, aksaklıklar, karşılaştığımız insanlar bizi bundan alıkoyuyor gibi bir algı yükleniyor. Oysa olup olabileceğimiz budur, bu kadarı da güzeldir. Sadece razı olmak gerekir. Bu da ancak sessizce olur.
‘Şafağın ne zaman geleceğini bilmeden
Her kapıyı açıyorum’
Emily Dickinson
Kapıları açık tut, şafak gelir. İyileşme, sevinç, taze başlangıçlar, yeni ilhamlar için dünyaya açık ol.
Karanlığı delen bir ışık hep vardır.
‘Gözü olana gün ışımıştır’.
Hz. Ali
Türk telekomdan kaç aydır eve hat çekmesini istiyoruz ama sonuç yok. Daireye hat çek ek için bizden modem satın alacaksınız ve bizden internet başvurusu yapacaksınız diyorlar. Bu ne zorbalıktır ya? Aylardır bir sorunumuzu çözemediniz herkes ayrı bir şey söylüyor
@TurkTelekom
“Gösterişin, torpilin, kibrin ve sayamadığım binlerce putun kol gezdiği bu çağda; Bir bakışın, bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanıyorum..”
•dostoyevski / yeraltından notlar
"İnsanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş. Seven insan Tanrı'nın, Tanrı da onun içindedir, çünkü Tanrı sevgidir. "
İnsan Neyle Yaşar? / L. N. Tolstoy