Değerli hissetmediğin yerde fazla kalmamak gerekiyor.
Bunu “özdeğerini bil, kraliçesin” türü bir kişisel gelişim cümlesi olarak söylemiyorum.
İnsanlar sana hayatlarındaki yerini çoğu zaman açık açık söylemezler. Ama davranışları söyler.!
Bir insan seni görmüyor, duymuyor, emeğini önemsemiyor, ihtiyaçlarını hesaba katmıyor; sen kırıldığını söyledikten sonra bile aynı şeyi yapmaya devam ediyorsa aslında ortada çözülecek büyük bir şifre yok.
“Seni değersiz buluyorum” diyemiyor belki.
Ama “Sana verdiğim yer bu kadar.”
“Senin kırılman benim davranışımı değiştirecek kadar önemli değil.”
“Bu ilişkiyi kaybetmekten senin kadar korkmuyorum.”
“Daha fazlası için çaba göstermeye niyetim yok.” diyor.
Bazen de bunu pasif agresif biçimde yapıyor. İlgiyi geri çekerek, susarak, görmezden gelerek, seni belirsizlikte bırakarak.
Açıkça reddetmiyor; çünkü açık bir reddin sorumluluğunu almak da istemiyor. Bunun yerine ilişkiyi senin sürekli kendini kanıtladığın, sevgiyi ve ilgiyi hak etmeye çalıştığın bir yere çeviriyor.
Ve insanın burada yaptığı en büyük hata, karşı tarafın davranışını kendi değeriyle açıklamak oluyor.
“Biraz daha iyi olursam sever.”
“Biraz daha anlayışlı olursam düzelir.”
Hayır.
Birinin sana verdiği değer, senin objektif değer ölçümün değil ama sana verdiği yerin oldukça iyi bir ölçümüdür.
Üstelik sürekli değersiz hissettirilen yerde kalmanın başka bir tehlikesi var: Bir süre sonra sen de onun muamelesini normal kabul ederek kendi aleyhine tanıklık etmeye başlıyorsun.
Eğer değersizlik ilişkinin iklimiyse, orada sorulması gereken artık “Beni nasıl daha çok seversin?” değil; “Ben neden hâlâ burada duruyorum?”dur.
Sorabilenlerden, görebilenlerden, sorduğunda ve gördüğünde aksiyon alabilecek imkanlara sahip olanlardan olmamız dileği ile…