hayatınızdaki insanların sevgisini bir de iyi gününüzde görerek emin olun. hayatınızda bir şeyler yoluna girdiğinde, çok sevineceğiniz bir haber aldığınızda, dünyevi olarak rahat ettiğinizde, sizin için sevinen samimi gözler mi var, yoksa aniden sebepsiz koyulan dev mesafeler mi?
proust der ki, ‘bir acı sonuna kadar yaşanmadıkça geçmez.’ çünkü sızıdan kaçmak sadece onu zamana yaymaktır eksiltmez. oysa insan bitmesinden korktuğu için değil bitiremediği için taşır yükünü. iyileşmek o karanlığı yok etmek değil onun artık canını yakmadığı bir güne uyanmaktır.
Eskiden çok kitap okursam her şeyi çözeceğimi, zihnimin berraklaşacağını düşünürdüm. Gecelerce okur, notlar alırdım. Ama zihnimdeki karmaşa hiç bitmedi; ta ki İmam Gazali’nin bilgiyi 'istiflemek' ile 'hazmetmek' arasındaki o ince çizgiyi nasıl çizdiğini görene kadar. +
@CagriKent Balkon harika ve en çok da içedönüklere hitap eden bir icattır. İçedönükler nesnel ile öznel arası bölgeyi, geçiş alanlarını (Winnicott) severler.
Balkon, bir kafede, insanlarla ama yalnız olmaya benzer.
Gözlemi, incelemeyi sever ama kendilerini konuşarak ifade etmeye bayılmazlar
Jung’a göre entelektüel uğraşlara yönelen pek çok kimse, aslında hayatla doğrudan yüzleşmekten kaçınır. Çünkü bazı insanlar, hayatı yaşamak yerine ona güvenli bir mesafeden bakmayı tercih eder.
“Entelektüellik, doğrudan deneyim yaşama korkusunun sıklıkla görülen bir maskesidir.”