Şu fotoğrafı çekerken düşündüğüm o kadar çok şey oldu ki...
Hayat çok garip ve gerçekten biz plan yaptıkça kader çerçevesinde işleyen nasip o kadar farklıymış ki...
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Bir büyüğüm derdi ki: ‘Bir şeyi okuduğunuzda bilin ki bu öylesine bir denk gelme değildir; o an bir ihtiyaç hasıl olmuştur, nasibiniz vardır.
Sanırım bu yazı, noktası virgülüne kadar ‘benim’ dediğim bir yazı…
https://t.co/mrrs0iFyLG
Şanlıurfa ve hemen ardından Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen saldırıların peş peşe gelmesi asla tesadüf değil. Ne yazık ki bu saldırıların ardından yeni saldırıların yaşanması son derece olası. Çünkü başta RTÜK, medya ve sosyal medya kullanıcıları yeni saldırılara adeta davetiye çıkartıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde bu tür haberler servis edilirken ciddi bir editoryal süzgeçten geçer. Örneğin; İngiltere’de basın kuruluşlarının etik ilkelere uyup uymadığını denetleyen bağımsız bir kuruluş olan IPSO, bu tip saldırılarda failin görüntüsünü, hangi yöntemleri kullandığını, insanlara nasıl zarar verdiğini, görsellerle ve abartılı bir dille anlatılmaması, medyada yer almaması gerektiğini söyler. Çünkü bu bir örneklik teşkil eder.
Çok yüksek ihtimalle bugün Kahramanmaraş’ta saldırıyı gerçekleştiren o öğrenci Şanlıurfa’da neredeyse canlı yayınlanan katliam görüntülerini izledi, saldırı sonrasında mağdurların, mağdur ailelerinin görüntülerini gördü ve ardından o saldırganı örnek alarak, böyle bir eylemin yapılabilir olduğunu, birilerinin buna zaten cesaret edebildiğini düşünerek harekete geçti.
Şanlıurfa’daki saldırının üzerinden daha bir saat geçmemişken tüm Türkiye, okuldaki güvenlik kameralarından elinde pompalı tüfekle okul koridorlarında koşan saldırganın görüntülerini izledi. Bu okulun hiç mi mahremi yok? Oradaki idareciler, güvenlik mensupları nasıl olur da böyle bir görüntüyü neredeyse canlı canlı yayınlayabilirler? Bir tane aklı başında insan çıkıp biz ne yapıyoruz demedi mi? Çıldırdınız mı siz?
Sayg��değer RTÜK yetkilileri ve sosyal medya kullanıcıları: Lütfen bu tip olaylar sonrasında ölen, yaralanan, panik içinde sağa sola koşturan çocukların, ailelerin görüntülerini yayınlamayın, bunun önüne geçin. Yeni saldırıların yaşanmasına zemin hazırlamayın.
Çünkü böyle görüntüler yalnız şiddeti göstermiş olmaz; aynı zamanda saldırıyı bir kamusal sahneye dönüştürür. Fail adayının zihninde “görülme”, “iz bırakma”, “adını duyurma” ya da kendini önceki saldırganlarla aynı hatta yerleştirme fantezisini besleyebilir. American Psychological Association’ın aktardığı araştırmalar da medyanın, özellikle bazı saldırgan tiplerinde, bu tür bir “media contagion” (medyanın bulaştırıcılığı) etkisinde rol oynayabildiğini söylüyor.
Bugün saldırıdan dakikalar sonra ismini zikretmek istemediğim, gençlerden oluşan 100 bin kişilik bir Telegram grubunda birçok genç bu katliamı yapan kişiyi an itibariyle övüyor, tebrik ediyor. İçlerinden bazıları da “keşke ben de yapsam, benim de bir kalaşnikofum olsa” şeklinde mesajlar atıyor. Bahsettiğim şey işte tam olarak bu: Suçu, suçluyu yanlış bir biçimde görünür kılmak, potansiyel suçlulara motivasyon ve cesaret kazandırmak.
Saygıdeğer basın mensupları ve sosyal medya kullanıcıları bu tip görüntüleri yayınlamanın saldırıdan kurtulmuş çocukların ikinci kez zarar görmesine neden olabileceğini lütfen unutmayın. Böyle görüntüler çocukları ve ailelerini kamusal teşhire maruz bırakır. Ölmüş, yaralanmış ya da panik içindeki bir çocuğun görüntüsü, onun en korunmasız anının milyonlarca kişinin bakışına açılması demektir. UNICEF’in çocuk haberciliği ilkeleri tam da bu yüzden “önce zarar verme” ilkesini vurgular; çocuğu utanca, damgalanmaya, yeniden acı yaşamaya ya da yeni bir riske sokabilecek görüntü ve hikâyelerin yayınlanmaması gerektiğini söyler.
İkincisi, bu tür yayınlar travmayı yeniden aktive edebilir. Saldırıdan sağ kurtulan çocuk için, ağlarken ya da kaçarken çekilmiş görüntüsünün tekrar tekrar dolaşıma girmesi, olayın yalnız yaşanmış bir felaket olarak kalmamasına; sürekli geri çağrılan bir deneyime dönüşmesine yol açabilir. Bu nedenle lütfen çocukların acısını ve yasını yeniden tetikleyecek sorulardan, tavırlardan, paylaşımlardan ve temsillerden kaçınalım.
“Karavak” seni sevenler ağlasın! Bir güzel karakavak şiirler söyledi bizlere bahçesinde boy attık teselli bulduk.Ahh Karakavak.Ey güzel vatandan en güzel vatana geçti. Çok üzgünüz. Seferinde Allah Teala esirgesin bağışlasın rahmet etsin.Hazreti Peygamber Efendimiz şefaat eylesin.
Nurullah Genç'in; “ne yaparsam yapayım, sonunda içimle baş başa kalıyorum ve bir derin hüzün gelip kaplıyor içimi. benim yurdum içimde galiba” dediği yer...