Bir çığlık
Koptuğunda içinde
Mutlaka bir
İsyan vardır
Haksızlıklar vurunca
Beyne
Devrilme sana güç lazım
Bir insan
Kaybolmuşsa
Onu bulmak lazım
Dokunduğunda tenine
Elini,ruhunu yakmaması
LAZIM
Kötülük mikrop gibi
Yayılmacı politikası
Sen yenilme karşısında
Şimdi dik durma zamanı
NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİĞİMİZİ HALA ANLATAMADIK MI BAZILARINA?!
ÜLKEMİZ KÜRESEL ŞİRKETLER ÜZERİNDEN TALAN EDİLİYOR! YERALTI KAYNAKLARIMIZIN %90'INDAN FAZLASI SÖMÜRGECİ ÜLKELERİN KASASINA GİDİYOR!
BİZ NE MADENE NE MADENİN ÇIKARILMASINA KARŞIYIZ, BİZ MADENLERİN ÇIKARILIŞ ŞEKLİNİ YANİ DOĞA TALANINA KARŞIYIZ. DÜNYADA BİRÇOK ÖRNEĞİ OLAN EKOLOJİK MADENCİLİK YAPILABİLİR ÜLKEMİZİN DOĞAL ZENGİNLİKLERİ ÖRNEĞİN AKBELEN'DE OLDUĞU GİBİ 20 YILLIK KÖMÜR İÇİN BİN YILLIK ORMANLARIMIZ KUŞAKTAN KUŞAĞA GEÇEN ZEYTİN TARIMIMIZ SULARIMIZ HAVAMIZ KİRLETİLMEMELİ BUNUN GERİ DÖNÜŞÜ YOK!
VATAN DİYE BİR DERDİ OLANLAR BU YIKIMLARA, TALANLARA, TELAFİSİ MÜMKÜN OLMYAN EKOLOJİK TAHRİBATA KARŞI EL-DİL BAĞLAYIP SUSABİLİR Mİ?!
SAKLANAN GERÇEK ORTAYA ÇIKTI!
BU MECLİSİN YENİ ANAYASA YAPMA YETKİSİ YOK!
Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın!
Sistem tıkır tıkır işliyor, planlar perde arkasından yürütülüyor olabilir... Ama unuttukları, halktan gizledikleri devasa bir HUKUKİ DUVAR var!
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’ndan, Yeni Anayasa ve Başkanlık heveslilerine sarayları titretecek, ezber bozan tarihi uyarı geldi!
"Eğer Cumhurbaşkanı 'gözlerimi kaparım, işimi yaparım' dese bile; SEÇSİS ile her şey kurgulansa bile... BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ!"
İŞTE SİSTEMİ KİLİTLEYEN 3 BÜYÜK GERÇEK!
Mevcut parlamento istese de, zorlasa da hukuken sıfır noktasındadır. Neden mi?
📍YETKİ SINIRLI: Bu meclis, halktan sadece 5 yıl boyunca yasama (kanun yapma) yetkisi almıştır; devleti sıfırdan kurma yetkisi değil!
📍NAMUS YEMİNİ: Meclisteki her bir milletvekili, mevcut anayasaya sadakat yemini ederek o koltuğa oturdu.
Kendi namus yeminini çiğneyerek anayasa değiştiremezsin!
📍YETKİSİZLİK: Yukarıdaki iki somut nedenden dolayı, mevcut meclisin yeni bir anayasa yapma HUKUKİ YETKİSİ YOKTUR! Hukuken hükümsüzdür!
GERÇEK BİR ANAYASA İÇİN GEÇİLMESİ İMKANSIZ OLAN O 3 AŞAMA:
Eğer gerçekten yeni bir anayasa yapılmak isteniyorsa, o gizli planlar değil, şu "Kırmızı Çizgiler" uygulanmak zorundadır:
👉1. ADIM: Önce halka sorulacak! Halk yeni bir anayasa istiyor mu, istemiyor mu? Referandum şart!
👉2. ADIM: Halk "Evet" derse; barajsız, tam demokratik bir seçimle sadece bu iş için bir "KURUCU MECLİS" kurulacak!
👉3. ADIM: Kurucu Meclis'in hazırladığı o taslak, tekrar halkın onayına (ikinci referanduma) sunulacak!
Bunların dışındaki her yol, hukukun katledilmesidir!
VATANINI SEVEN HERKESE AÇIK ÇAĞRIDIR!
Yarın Kendi Elinle İdam Fermanı Yetkisini Verecekmisiniz?
Bu hukuki gerçekler kulaktan kulağa yayılmasın diye sansürleniyor, üzeri örtülüyor!
Eğer ülkenin geleceğini, Cumhuriyet'i ve haklarını korumak istiyorsan... Bu gerçeğe kör kalma!
ŞİMDİ PAYLAŞ, HERKESİ UYANDIR, OYUNU BOZ!
ZAMANA:
Nasıl da geçiyorsun ZAMAN?!
Bulfozer gibi kendini eze öğüte
Bu kadar mı sıkıldın
Neye tahammülün yok?!
Ebru Menteş
Tam 12 yıl önce yazmışım!
Şimdi ise zaman daha bi FIRFIIIIRRR
Evde tasarladı…Annesi “zımbırtı” dedi…Şimdi dünya onu konuşuyor! 🌍👏
Yozgat’ta yaşayan 11. sınıf öğrencisi Efendi Açıkgöz, geliştirdiği insansız afet kurtarma aracıyla büyük bir başarıya imza attı. Genç mucidin kendi imkanlarıyla geliştirdiği proje, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda tanıtılacak.
Afet bölgelerinde arama-kurtarma çalışmalarına destek olması amacıyla tasarlanan araç; özellikle ulaşılması zor alanlarda hayat kurtarmayı hedefliyor. Küçük yaşına rağmen büyük hayaller kuran Efendi’nin başarısı, Türkiye’nin genç beyinlerinin neler başarabileceğini bir kez daha gösterdi.
Hikâyenin en dikkat çeken kısmı ise annesinin projeye ilk başta “zımbırtı” demesi oldu. O “zımbırtı”, bugün dünyanın dikkatini çeken bir teknolojiye dönüştü.
Azim, emek ve inanç bir araya gelince ortaya böyle gurur verici başarılar çıkıyor. 🇹🇷
Genç kardeşimizi yürekten tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. 👏
İnşallah yanlış hesaplıyorumdur bir gecede 5 milyar TL toplanmış. Kimsenin eğlenmesine sitemim yok sadece bu paraların döndüğü dünya da kimse bana doğal tarım yapılırsa maliyetler artar insanlar aç kalır mecburen önümüze geleni zehirlemek zorunda kalıyoruz falan demesin. Doğal tarım aksine daha maliyetsizdir ama kazananı halk ve tabiattır küresel şirketler değil.
Ben umutlu olmak istiyorum!.
Düşünen, okuyan, sorgulayan insanlar olsun istiyorum!
Doğru söyleyenle yanlışı savunanları toplum rahatlıkla ayırabilsin istiyorum!
Doğru bir tweetin altında ki yorumlara bakıyorum; yok ben ümitsiz olmak istemiyorum.
Güzel bir hafta olsuN.
5G mi?
Hollanda’nın batı kıyı şehri Lahey’de sıradan bir gün. Şehrin bir parkında bulunan ağaçlarda duran kuşların hepsi birden yere düşüp can veriyorlar. İnsanlar daha ne olduğunu anlamadan aşağı yukarı 150 tane daha kuş ölü olarak gökyüzünden yere düşmeye başlıyor. İnsanlar şaşkın. Sıkıntı sadece uçan kuşlarda da değil, parktaki gölcükde yüzen ördeklerin bazıları uçup kaçmaya çalışırken yeteri kadar havalanamıyorlar ve arabaların geçdiği yollara iniyorlar. Kalan ördeklerse hep birden başlarını suya sokmaya başlıyorlar.
Parkın bulunduğu yolun öbür tarafındaki binanın üstünde yeni dikilen bir 5G direği olduğu ve ölümlerin yaşandığı zamanlarda 5G yayının test edildiği ortaya çıkıyor! Yakınlardaki tren istasyonunda da bulunan 5G direği ile bağlantı, yayın mesafesi kontrolü ve 5G yayının istasyondaki elektroniği etkileyip etkilemediğini öğrenmek için test yapılıyormuş.
Bir İngiliz uzman 60 gigahertz elektromanyetik dalganın oksijen atomunun yörüngesindeki elektronun rezonansında değişikliğe sebep olarak, hemoglobin bağlanmasını engellediğini ifade ediyor. Ani ölümleri çok yoğun 5G ye bağlıyor.🤔
5G gerçekleri. "Oksijen azalır. nefes alamazsınız." Bu sözleri söyleyen bir bilim insanı; Prof. Dr. Selim Şeker.. Teknik açıklamalar yapıyor 5G ile ilgili ve hepsi çok korkutucu; Kim koruyacak bizi? Birlik olmamız şart. Direnelim.
✍️ Tolga Şardan yazdı:
🔴 Kahramanmaraş’taki okul saldırısında yeni gelişmeler ve okullara gönderilen güvenlik genelgesi!
📌 Kahramanmaraş'taki olaydan yaklaşık bir ay kadar önce saldırının yaşandığı okuldan tayin edilenler arasında, kanlı saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli’nin çantasını hemen her gün kontrol eden okulun müdür yardımcısı Alpaslan Yıldırım da var. Yıldırım’ın okuldan tayin edilmesi için İsa Aras Mersinli’nin tutuklu babası Polis Başmüfettişi Uğur Mersinli devreye girmiş!
https://t.co/Xfw5gfh0pr
Bizi 70 yıl önce uyardı ve neredeyse hiç kimse gerçekten dinlemedi.
Hannah Arendt, insanlar düşünmeyi bıraktıklarında ne olacağını biliyordu.
Kötüleştiklerinde değil, inandıklarında değil, gerçeği yalandan ayırt etmeyi bıraktıklarında değil.
1906'da Hannover'de doğan Arendt, Yahudiydi. Nazilerden kaçtı, Fransa'da yaşadı, orada tutuklandı ve sonunda ABD'ye sığındı. Hayatta kaldı ama gördüklerini asla unutmadı: eğitimli ve kültürlü bir halkın nasıl karanlığa gömülebileceğini.
Ve böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak istiyordu.
1951'de en önemli eseri "Totalitarizmin Kökenleri"ni yayınladı.
Bu eserde, bugün bile hala korkutucu derecede güncelliğini koruyan bir şey yazdı:
"Totaliter yönetimin ideal öznesi, inanmış bir Nazi veya inanmış bir Komünist değil, gerçek ile kurgu, doğru ile yanlış arasındaki ayrımın artık var olmadığı insanlardır."
Bunu iki kez okuyun.
Totaliter iktidarın amacı insanları inandırmak değil, hiçbir şeye inanmayana kadar şüpheye düşürmeye çalışmaktır.
Her şey eşit derecede doğru ve eşit derecede yanlış göründüğünde, her haber bir görüşe dönüştüğünde, kime güveneceğinizi artık bilemediğinizde, pes edersiniz.
Yorulursunuz. Alaycı. Kayıtsız olursunuz.
Ve Arendt'in korktuğu şey tam da burada başlar: Artık neyin gerçek olduğunu bilmediği için düşünmeyi bırakan bir toplum.
Daha sonraki "Gerçek ve Politika" (1967) adlı makalesinde, yalanların yalnızca yanlış hikâyeler yaymadığını, daha derin bir şeyi yok ettiğini açıklamıştır: Gerçeğin olasılığına olan güveni.
Her gerçek inkâr edildiğinde, her argüman "haklı görüş" olduğunda, gerçek gücünü kaybeder.
Ve bununla birlikte adalet, ahlak ve onur da yok olur.
Arendt bunu 1930'larda şöyle görmüştü:
Naziler sadece yalan söylemekle kalmadı; dünyayı o kadar çok yalanla boğdular ki, insanlar sonunda gerçeği aramayı bıraktılar.
Kötü niyetten değil, bitkinlikten.
Bunu suçlamak için değil, bir uyarı olarak yazdı.
Çünkü biliyordu: Bu her yerde olabilir.
Başlangıçta tanklarla değil, düşüncelerimizin yavaş yavaş aşınmasıyla.
"Zaten kimseye güvenemezsin" veya "Herkes yalan söylüyor" gibi ifadelerle.
Arendt'e göre tam o anda, "yargı gücünün yok oluşu" dediği şey başlar ve bu, herhangi bir propagandadan daha tehlikelidir.
Peki ne yapılabilir?
Arendt, panzehirin düşünmek olduğuna inanıyordu.
Fikirlerin toplanması, sloganların tekrarlanması değil, gerçek ve bağımsız düşünce.
Soru sormak. Çelişkilere katlanmak.
Merak etmekten asla vazgeçmemek.
Şunu yazdı:
"En radikal devrimci bile devrimden sonraki gün muhafazakâr olacaktır."
Bununla şunu kastediyordu: Eleştirel düşünmeyi bırakan kişi -sevdiği veya inandığı şeyler hakkında bile olsa- çoktan kaybetmiştir.
Totalitarizm sessizce başlar.
Şiddetle değil, yorgunlukla.
Sadece başka tarafa bakma isteğiyle.
Hannah Arendt, 1975'te New York'ta öldü.
Yine de sesi bugün her zamankinden daha yüksek:
Düşünme kapasitenizi koruyun.
Soru sorun. İnceleyin. Fark edin.
Gerçeği umursamayı bıraktığınız an, önemli olan her şeyi kaybedersiniz........
#alıntı
Rossmann çalışanı bir takipçimizden gelen mesaj:
“Rossmann’da neredeyse 2 senem dolmuştu. Askerliğim yaklaştığı için mağaza müdürümle konuştum, 1 ay bedelli yapıp gelebileceğimi söyledim. ‘Sana dönüş yapacağız’ dediler.
Sonrasında bir personel tarafından fiziksel temasa maruz kaldım. Yöneticiler tarafından mobbing, dışlanma ve adaletsizlik yaşadım.
Dayanamayınca İK’ya şikayet ettim. 1 ay sonra dönüş yaptılar, kanıtlı şekilde anlattığım olayları reddettiler.
Bu kez bana, iş yapmadığım ve yöneticilerle uyumsuz olduğum gerekçesiyle savunma istendi.
Savunmamda yazdığım ifadenin değiştirildiğini gördüm. ‘Taraflı şekilde mağaza müdürlerinizi savunmaktasınız’ yazdığım ifade, ‘torpilli mağaza müdürlerinizi savunmaktasınız’ şeklinde değiştirilmiş.
Ardından ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış gerekçesiyle 45 kodla, tazminatsız ve ihbarsız şekilde iş akdime son verildi.
Sadece ben değil, birçok kişinin hakkına girildi. %30 küçülmeye giderken tazminat ödeme masrafından kaçmak için benim gibi onlarca eleman çıkarıldı.
Paylaşırsanız çok sevinirim.”
Artvin Borçka'da azgın sulara tereddüt etmeden atlayıp 11 yaşındaki bir evladımızı kurtaran Kemal Ateş; kendi canını hiçe sayan cesaretiyle vatanperverliğin ve fedakarlığın bu topraklardaki en üst, en asil zirvelerinden birisidir.