".. Buna da Jean Cocteau'nun iki dizesiyle karşılık verdim.
fazla zahmete girme
gökyüzü hepimizin...
Bu sözlerin pilot olmayı ne kadar istediğimi açıkladığını sanıyordum..."
- j.berger'den
İBB Davası'nın 47. gününde Medya A.Ş.’nin Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker tutuklandıktan bir gün sonra SEGBİS ile savcı sorgusuna alındığını söyledi. Türker sorgu için avukatına danışmak istediğinde savcının kendisine, “Sen bu kafayla bir daha çocuklarını göremeyeceksin” dediğini belirtti.
https://t.co/21QyM30O7l
İnsanları çoluğuyla çocuğuyla tehdit edip yalan ifade vermeye zorlayan "adalet" ve buna güvenen "CHP'liler"... Bu insanları ağlatanların 10 misli ağladıkları günleri görmek de nasip olur inşallah.
İBB Davası'nda tutuklu Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, mahkemedeki savunmasında, savcının kendisini çocuklarının velayetiyle ve mal varlığına el koymakla tehdit ederek zorla ifade almaya çalıştığını söyledi.
https://t.co/ZkX8fv1DTa
İBB DAVASI..
15 aydır tutuklu olan İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker bugün savunmasında;
Savcı tarafından çocuklarının çocuk esirgeme kurumuna verileceğiyle tehdit edildiğini ve çıplak aramaya maruz kaldığını anlattı
“BEŞ SUÇLAMANIN DÖRDÜ GÖREVDE OLMADIĞIM DÖNEMDEN”
Atayman, iddianamede beş eylemle suçlandığını ancak bunlardan dördünde görevde bile olmadığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:
"İddianamede hakkımda ileri sürülen suçlamalar beş farklı eylemle ilgili. Bunlardan sadece 118. eylem, Medya A.Ş.'deki 02.08.2019 ile 11.04.2021 tarihleri arasında, yani 21 aylık genel müdürlük görevim dönemini kapsamaktadır. Diğer dört eylem ise 73, 85, 89 ve 106 numaralı eylemler olup genel müdürlük görevimden ayrıldıktan sonra şirkette temsili bir görev olan yönetim kurulu üyeliği yaptığım 11.04.2021 ile 05.08.2024 tarihleri arasındaki döneme aittir.
2025 yılında bir görevim olmamasına rağmen rüşvet ve dolandırıcılıkla suçlanmamın büyük bir haksızlık olduğunu belirtmek isterim. Zor şartlar altında iddianameyi incelerken kimden rüşvet aldığımı ve neden rüşvet aldığımı anlayamadım. Davada itirafçı olarak yer alan kimse de adımı anmıyor ve beni tanımıyor.
“DELİLE DAYANMAYAN BİR KURGUDAN İBARET”
21 aylık genel müdürlüğüm dönemi hangi anında rüşvet aldığımın açıkça ortaya konulmasını talep ediyorum. Rüşveti kimden almışım, aracılık etmişim, rüşvetin tutarı nedir, hangi yolla nereye para aktarmışım, bunların hiçbirinin cevabı yok. Bu iddia delile dayanmadan bir kurgudan, delile dayanmayan bir kurgudan ibarettir.
“17 YAŞIMDAN BERİ ÜLKEM İÇİN ÇALIŞAN LİYAKATLİ BİR TÜRK KADINIYIM”
İddia edilen suçları ne doğrudan ne iştirakle işledim. 17 yaşımdan beri ailem için, ülkem için çalışan liyakatli bir Türk kadınıyım. 9700 iş gününü fiilen çalışarak Aralık 2024’te emekli oldum. Hayatım boyunca avukatım olmadı. Gözaltına alındığım üçüncü gün arkadaşlarım avukatlarımı buldular. Bir yılı aşkın süredir haksız yere tutukluyum. Verilecek hiçbir karar, böyle bir iddianameyle aylarca ülkenin öbür ucunda tutuklu kalmamın yol açtığı zararı gidermeyecektir. İşlemediğim suçlar nedeniyle daha fazla cezalandırılmak istemiyorum. Yargılama neticesinde hakkımda sürülen, hakkımda ileri sürülen bu haksız suçların hepsinden beraat kararı verilmesini talep ederim.”
Fatoş Pınar Türker, tutuklandıktan sonra savcının yeniden ifadesini almak için çağırdığını söyledi. Türker, avukatları olmadan ifade vermek istemediğini söylemesi üzerine İBB dosyası savcısının, “Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin. Artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını” dediğini anlattı.
Türker, şunları söyledi:
“Savcı dedi ki:
‘Ya Fatoş, şimdi anlarsın.’
Böyle karşımda durdu.
‘Ben sana ne dedim?’ dedi. ‘Ben sana ne dedim?’
‘Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamların sana kumpas kuracağını söylemedim mi? Niye konuşmadın sen?’ dedi.
‘Verecektin ifadeni, gidecektin’ dedi.
Ben de dedim ki:
‘Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.’
‘Bak şimdi’ dedi. ‘Sen git, eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin burada bana ifadeni vereceksin. Buradan da çocuklarına gidersin.’
Ben de dedim ki:
‘Savcım, yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım.’
Şimdi karşındaki savcı. ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok. Ben de bilmiyorum hakikaten. İlk kez tutuklanmışız.
‘Tamam’ dedim. ‘Ben avukatıma bir danışayım.’
Böyle yaptı.
‘Hâlâ avukat diyorsun bana’ dedi.
‘Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi.
‘Sen bekârsın değil mi?’ dedi.
‘Evet.’
‘Velayetleri de sende?’
‘Evet.’
‘Senin çocukların reşit de değil mi?’
‘Değil’ dedim.
‘E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denilir mi?
Sonra dedi ki:
‘Sen bakıyordun değil mi?’
‘Evet.’
‘Bak’ dedi, ‘mal varlığına tedbir için karar var benim elimde.’
‘Ama ben’ dedi, ‘28 mahkeme gününe saygı için ne kadarsa süre, o kadar bekletiyorum.’"
‘Savcım, bunu…’ dedim.
‘Ve o gün tebliğ edilir’ dedi.
‘Ya bana gelir konuşursun ya da…’”
Bir savcının istediği "iftira" ifadeyi almak için bir kadını çocuklarıyla tehdit etmesi, korkutması, avukatsız ifade almaya kalkışması suç değil midir? @adalet_bakanlik
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Bir okul müdürü ne hakla bir öğretmene tokat atar! Ne gibi bir özgürlüğü var @tcmeb Onabu hakkı kim verdi Bugün o öğretmen hayatta değil O müdür her kimse derhal görevden ihraç edilmelidir Öğretmen olarak vatandaş olarak bu haberi derhal bekliyoruz Sesiniz çıksın ey öğretmenler!
Hukuk mu diyorsunuz?
Enkaz altında kaldığımda; altımda mavi bir eşofman, üstümde turuncu beyaz bir tişört vardı. Enkazdan çıkarılıp hastaneye götürüldüğümde bir süre çıplak kaldım, üstümde sadece örtü vardı. Hastaneden çıktığımda ise siyahlara büründüm çünkü eşim başta olmak üzere kaybettiklerimin yasını tutuyordum…
Ve mahkemeler başladı, sorumlu hiçbir kamu görevlisi yargılanmıyordu ve hala da yargılanmıyor! Ve artık bundan sonra yargılanacaklarını hiç sanmıyorum ve bu yüzden benim yasım ömrümün sonuna kadar sürecek ve ben hep siyah giyinmeye devam edeceğim…
Ve eğer kefenli bir ölüm nasip olursa, kefensiz gömülen on binlerce insanımız için adalet sağlanmadığı için kefenimin tam ortasına büyük bir siyah kurdele bağlayın ki adalet sağlandığını göremeden öldüğümü herkes bilsin!
#BenimÇilem de bu, kim adalet arıyorsa söyleyin; biraz da kendileri yüzünden adalet enkaz altında kalmış olabilir!
İnsanlar henüz enkazda çığlıklar atarken, iş makineleriyle kasa çıkarmaya çalışan biri vardı; o büyük yıkımın 15 yıllık sorumlularından biri; onun sırtını sıvazladılar ve şimdi tam da o bir şeylerin altını oymaya çalışıyor!
@szctelevizyonu
Ben öykü yazarı Şenay Eroğlu Aksoy.
Ümit Uysal’ın Kılıçdaroğlu desteği sonrası Muratpaşa Belediyesi tarafından düzenlenen Antalya Edebiyat Günleri Öykü Ödülleri *jüri üyeliği görevinden ayrılıyorum.* @Av_umituysal@eczozgurozel@BirGun_Gazetesi@karabayfurkan5
CHP İstanbul Örgütü, bugün de yürüyüşlerine devam ediyor.
Özgür Çelik ve Ali Mahir Başarır’ın katılımıyla gerçekleştirilecek yürüyüş, Zeytinburnu Adliye Meydanı’ndan başlayacak.
CHP sürekli sokaklarda!
CHP DERHAL KURULTAY İSTİYOR
Kurultayın yapılması için imza verenler:
• 1000 Delege
• 111 Milletvekili
• 81 İl Başkanı
• 28 Parti Meclisi Üyesi
• 12 Büyükşehir Belediye Başkanı
• 51 Yurt Dışı Birliği
• 221 Eski Milletvekili
Özgür Özel için delile değil, beyana, iddiaya dayalı fezleke hazırlığı!
Anka Park'ta 801 milyon doları gömenlere,
Kütahya Zafer Havalanı'na 1 milyon garanti verip 14 bin yolcu uçuranlara,
Kendi bakanlığına dezenfektan satanlara ve daha böyle nicesine tek işlem yok!
Ferdi Zeyrek'i akp'li "kalem"lerin nasıl bir biçimde çizdikleri, ruhlarının İsrail'e hizmetkar olmalarından gelen karanlığı, sahipleri Trump-Netanyahu karanlığını, soykırımcı kimliklerini aktardıklarını biliyoruz. Ve kimlikleri bu... "Bir petrol istasyonunda Özel'e verdi, ay pardon taşıyamazdı değil mi, bir de kamera görüntüsü olmalıydı, o vakit Ankara'da ofisinde verdi, onun da kaydı mı yok, o zaman Zeyrek'e verdi" bu yalan böyle ilerledi... Bu yalan serisi çok mu tanıdık...
İnanılmaz rezil bir siyasete maruz kalıyoruz! İktidar eliyle yargı şantaj yapar hale gelmiş,tutuklular kendini kurtarmak adına hayatını kaybeden insanlara iftira atacak kadar iğrençleşmiş…Türk Milleti bunları haketmiyor ….
Ferdi başkanın seçim kampanyasını ben yaptım.
Madem bu kadar para verilmiş;
Biz neden Seçim Koordinasyon Merkezi( Skm) dahi olmadan kampanya yaptık! Bütün toplantılarımızı Ferdi başkanın mimarlık ofisinde ya da Chp Manisa İl başkanlığında yaptık?
Bizim neden seçim otobüslerimiz, araçlarımız yoktu?
Biz neden medya satınalma yapamadık!
Ferdi Başkan kampanya giderlerini neden cebinden karşıladı?
Ferdi başkan bütün kampanyayı neden 2015 model bir araçla tamamladı?
Ben bütün kampanya süresince neden kendi aracımı kullandım, benzinimi dahi kendim karşıladım?
Neden, kampanya için çalışan gönüllüler dahil, herkes kendi yemek paralarını kendileri ödedi?
Sahaya çıktığımızda Milletvekilleri, İl Başkanı, yöneticiler kendi ceplerinden harcama yaptılar ?
Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden Genel Başkan Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalmazsınız diye düşünüyorduk.
Kaybedecek ne çok şeyiniz var ki buna dahi tenezzül ediyorsunuz!