Sanki hiç vakit kaybetmemişiz gibi yaşamaya devam ediyoruz. Böylesine suspus kalarak.
Elimizde kalanlar mutlu olmaya yeter mi? Yokluk sadece var olmama değildir. Var etmeme biçimidir aynı zamanda!
Angara'nın "k" harfi gibi: sürgün yemiş haldeyim...
Tesadüf değil, tevafuk.
Senin tesadüf sandığın şey,
ezelden beri sana doğru yürüyordu.
Sen daha onu aramaya başlamadan,
o sana doğru geliyordu.
Tıpkı buzdağının sonsuz bir okyanusta
sessizce süzülerek gemiye ulaşması gibi
Sen farkında değildin
ama yollarınız çoktan kesişmişti
Titanik limandan yola çıktığında bir başka yerden yola çıkan şey geminin çarptığı buzdağıdır
O buz dağı da aynı zamanlarda ana gövdeden kopmuş ıssız denizlerde sürüklenmeye başlamış
Kaderleri bir yazılmış belli ki
İkisi de o zaman diliminde orda olmak için sözleşmişler sanki..
Sayfaları ilk kez açılan kitap kokusu gibi,
Saf bir gizem.
Su ile buluşan kahve taneleri kokusu gibi,
Nefes kesici.
İlk kez dinlenen müzik notaları gibi,
Sonsuz zaman da bir an.
Ve,
Bir bardak kahveyle başlar bazı hikayeler; sonra zaman durur, sohbet uzar, gönüller ısınır...
Lakin bilemeyiz; yaşadığımız şey ölüm mü, yoksa diriliş mi?
Bilmiyoruz; vuslat mı bu, yoksa bir ayrılık mı?
Ölüm dediğimiz ise belki de ruhun hakiki dirilişidir.
Tarihe adanmış bir ömür…
Sait Paşa öldüğünde tarihçi Abdurrahman Şeref,
“Bu beyni toprağa nasıl vereceğiz?” demişti.
Aradan yıllar geçti…
Nice büyük beyinler gömüldü toprağa.
Bugün yine aynı cümlenin ağırlığı içimizde.
#ilberortaylı
Allah bazı kullarına başka bir yüzünü gösterirmiş. Öyle derdi dedem. Bize de bunu gösterdi. Keşke gönlümüzdeki her şey istediğimiz gibi olsaydı da ona göre yaşansaydı. Olmadı. Bundan sonra da olmaz heralde. Ama gene de üzülüyor insan. Bişey olmayacağını bile bile umut besliyor.
"Birden durup dururken içim cız etti, bir baktım yine aynı karın ağrısı, öyle özlemişim ki seni. Kapının önünde düşündüm.Dedim “Bekir, bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. Geçersen bir daha geri dönemezssin, iyi düşün” dedim.
Düşündüm...
Düşündüm...
Ama olmadı,dönemedim..
"Resminle ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım, ikinci kez zorlukla baktım. Resmin benim içime bakıyordu. Bana hep dostlukla, iyilikle, sevgiyle baktı. "
Bin yıllık kadim geçmişi popülist söylemlere kurban edip yalnızca son yüzyıla sıkışmak cahilliktir, tarihe de kimliğe de ihanettir. Bizim köklerimiz Selçuklu’da, gölgemiz Osmanlı’da, kimliğimiz Türk’te, yuvamız Anadolu’dadır.
Kadim geçmişi inkar etmekle gelecek inşa edilmez...
Tarihte yeni kıtalar keşfedildiğinde göç edenler ilk olarak mahkumlar, hırsızlar, katiller olmuş...
Günümüzde keşfedilmemiş toprak parçası kalmadı. Artık göçler kendi ülkelerden kaçanlar tarafından yapılıyor.
Kolayı seçip,
Bahaneler ile kaçıyorlar.
Bırakıp kaçmak korkaklıktır.
Kendi umranından, geçmişinden, milletinden bi habersin. Başka medeniyetlere sığınman cahilliğinden. Diğerlerinin sana kuçak açmasını beklemen acizliğinden, yalnızlığından. Dön kadim topraklara, pusula Güneş Ülke Anadolu.