Nezaketsizlik özgüven değil; çoğu zaman insanın kendisiyle olan meselesi sanki.
Zira gerçekten güçlü olanın, kendini kabalıkla kanıtlamaya ihtiyacı yoktur.
Çektiğimiz ortak acının adını koyalım.
Solastalgia: Sevdiğimiz ve rahat hissettiğimiz bir yer/yurt/ev tahrip edildiğinde ya da bozulduğunda yaşadığımız acı, yas ve yabancılaşma duygusu. Yani “evindeyken evini özlemek”.
Kavram Glenn Albrecht tarafından çevre ve iklim değişikliklerinden yola çıkarak tanımlanmış. Ama ne kadar çok şeyi kapsıyor bugün.
Bazı şeylere çok fazla üzüldükten sonra bir nokta var, orada üzüntü bitiyor. Üzüntünün de bir son kullanma tarihi var gibi. O konuya daha fazla üzülemiyorsun. Sanki üzülmeye daha fazla yerin kalmamış gibi.
“Biz yabancı mıyız?” cümlesi çoğu zaman yakın olmayı bir saygı alanı değil, sınır ihlali ruhsatı gibi kullanıyor.
Oysa yabancıya mesafe göstermek kolaydır; asıl mesele, en yakınına da incitmeden davranabilmek değil midir?
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.