yeni yılın bu ilk günü bitirmeye kıyamadığım bir çikolatalı gofret gibiydi adeta. baktım bereketi arttıkça artıyor kendimle küstüğüm bir konuda daha masaya oturalım istedim: okumaya dönmek. yine senle elbet, bıçakçı’ların barış.
antika pazarından aylar önce heyecanla alıp fişi bozuk olduğu için kullanamadığıma üzüldüğüm abajurü tamir edip işten dönmemi bekleyişi. benim bunu cuma günü iş çıkışı yorgun argın eve yürürken evimizden sokağa yansıyan turuncu ışık ile fark edip merdivenleri seke seke çıkışım.🧡
önce uzunca bir süre kıymetinden dolayı sakladığım, ama hem ona hem kendime esas kıymeti hep gözüm gibi bakarak kullanmakla verebileceğimi fark ettiğim fincanım. sıdıka sultan yine anılmak istemiş, belli.
İnsanın üzüldüğü günlük hadiseler, haftalık hadiseler, bir süredir üzüldüğü hadiseler, birkaç yıldır peşini birakmayan hadiseler olur. Bunu herkes bilir. Bazen de insan bir sabah uyanıp tüm bunlarla birlikte hatırladığı ömrüne dair her şeye birden üzülür. Bunu da herkes bilir.
her dönem, her gün, her an birileri bir şeylerin beklentisi içinde. kendini bu beklentilerin karşılayıcısı addedip çabayla haldır huldur çalışınca senin beklediğin şey bu arada bir olamadığında anlayış görmek. bulduğun şey mi? yılgın bir hoşgörü. 🙃
“yaz yine de gelir, ama yalnız sabredenlere gelir, önlerinde sonsuzluk varmış gibi tasalanmadan sessiz ve yürekleri geniş olanlara gelir. onu gönül borcu duyduğum acılar içinde öğreniyorum: sabır her şeydir.”