Kanser hastalarıyla yapılan çalışmalar, zor duygulardan kaçınmanın kısa vadede kişiyi koruyabildiğini; ancak uzun vadede yaşamla bağını sınırlayabildiğini gösteriyor.
Bazen güçlü olmak, hiç üzülmemek değil;
üzüntüye de hayatın içinde yer açabilmektir.
Araştırmaya göre, eski partnerini “ruh eşi” olarak gören kişiler ayrılık sonrası eski partnerle teması sürdürme eğiliminin daha yüksek olduğu görülüyor.
Sonuç olarak bırakamadığımız kişi değil, “biz birbirimiz için yaratılmıştık” inancı olabilir.
Bir ayrılığın acısı, yalnızca kaybettiğimiz kişiyle ilgili olmayabilir.
Araştırma, bağlanma güvensizliği yüksek olan kişilerin ayrılık sonrasında daha yoğun psikolojik zorlanma yaşayabildiğini gösteriyor.
Bazı vedalar yalnızca bugüne ait değildir. Daha önce terk edildiğimiz, görülmediğimiz ya da yeterince sevilmediğimizi hissettiğimiz yerlere de dokunur. Bu yüzden verdiğimiz tepki bazen yaşanan ana değil, o anın bizde hatırlattığı eski bir duyguya aittir.
“Pazartesi sendromu” gerçekten var mı? 🧠
Makaleye göre, insanlar pazartesiyi haftanın en kötü günü olarak hatırlıyor. Ancak günlük ölçümler, ruh halimizin hatırladığımız kadar kötü olmadığını gösteriyor.
Yani bazen pazartesiyi yaşamadan önce, kötü geçeceğine inanıyoruz. 🔄
''Hepimiz bir gün unutulacak olan küçücük zerreleriz. Geçmişte ne yaptığımız, nasıl hatırlanacağımız önemli değil. Önemli olan tek şey şimdi, şu an, birlikte paylaştığımız bu muhteşem an.“
(BoJack Horseman)
Freud diyor ki; “İtiraf edilmemiş hiçbir his asla ölmez.” Bu böyledir. Bilinçaltı dediğimiz çöplük, tamamen ertelenmiş, bastırılmış hislerle doludur. Hepsi, orda öylece nefes alır ve bekler. En alakasız zamanı rüyaları ve mutlu anları mesela. Söylemeli bekletmeden her şeyi, şuan.
Varoluşun zaman boyutu açısından olmak, içinde bulunulan andan bir sonraki ana hareket etmeyi, yani olmakta olmayı tanımlar.Olmak yerine yapmaya yönelik bir yaşantıdaysa geleceği güvence altına alma kaygısı yaşanır ve kişi içinde bulunduğu zamanı yaşayamadığını göremez.
-E.Geçtan
Duygularımızın bir işaret sistemi olarak hem istemediklerimiz, hem de ne istediğimiz gösterirler. Duygunun sadece neyi istemediğimizi gösteren tarafına odaklanır, neyi istediğimizi gösteren tarafını ihmal edersek, o zaman duygular hayatımızı kısıtlayan işaretler hale gelir.