En büyük zaferi kazandığında bir Antonius olduğunu düşün, Paris'e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu... Yalnız kaldığın o anda, "Ne oldu be, şimdi ne olacak?" diyorsan kaybedensin sen.
@edgybery@yeleklikediii Tam bunu yazacaktım altına bi de alakası yok demişler sorumsuz bir insan bunu hayatının her alanında gösterir sorumsuz asla değilim ama ben de çok eşya kaybederdim daha az kaybetmek adına ekstra bir programlama ekstra bir mesai gerekiyor gerçekten
Her şeyi her canlıyı toplatın kalın insan başınıza da boku yiyin tamam mı sizi egoist kendini bi bok sanan ahmak sürüsü bu yok etme arzusunun insani hiçbir yanı yok zerre yok en sonunda da birbirinizi avlarsınız artık tabi insandan geriye ne kalırsa onunla
köpekler toplatıldı haberlerinin altına artık bunları yazmaya başladılar. dertleri köpek değil, içindeki katili zor bastırıyorlar zaten. unutmayın hayvana, doğaya zarar vererek başlıyor katil olma evresi. bir canlıya kim ne yaşatırsa aynısını yaşaması dileğiyle.
O sırada hazıra konduğu için (!) yokluk yüzünden kuyuya düşürdüğü tek kabı almak için beline ip bağlayıp kuyuya salınan, yüz yaşına kadar bel sakatlığıyla yaşayan büyük babaannem…
@Nilgn9041486127@T1000sivimetal Ne gücü be. Hazıra kondunuz. Rumların geride bıraktığı evleri ve arsaları aldınız. El bebek gül bebek büyüdünüz.
Ülkenin ana değerleri ile zıt yaşıyorsunuz. Balkanlara tehcir edilseniz, tekrar ayağa kalkıcaz. Anadolu çocuğu tüm yükü taşıyor
Hicaz’da yaşlı bir adam güneşin altında oturmuş ceviz ve hurma yiyor. Görenler anlam veremiyor bu korkunç sıcakta bu kadar ağır yiyecekleri nasıl yediğine. Yaşlı adamı uyarıyorlar. Adam dönüp diyor ki “Kervanımı vurdular. Korktuğum her şey başıma geldi. Artık güvendeyim.” E öyle.
Tivitırdakiler hayatı istanbuldan izmirden ibaret sanıyor. Oğlu istemediği halde köyden akrabasından kız istiyor kadın. Oğlanı baba sana ev alıcam diyerek ikna ediyor. O da kabul edince iki aile çocukları evlendiriyor. Oğlu kıza elini 2 yıl sürmeyince bu sefer kıza pis kokuyor diyerek iftira atıyorlar baba evine köye geri gidiyor kızcaaz. Ve ailesi bu kız artık dul oldu kimse almaz bize para ödeyin kızı kabul edelim teklifinde bulunuyorlar. Parayı alıp bi güzel kullanıyor kızın babası ve sonra kızı 60 yaşında 3-4 çocuklu bi ayyaş herife nikahlıyor. Şu hikayedeki hayattan çok daha beterini yaşayan kadınların ülkesinde düşünülecek en son şey erkeğin faydasına çıkmış bir karardır.
⚠️ “Biz hiç pezevenkleri tanımıyoruz. Sen biliyorsun demek ki…”
👉🏻 CHP’li Meclis Üyesi Neslihan Özdemir Türk milletine hakaret eden AKP’li Rümeysa Eker’i kepaze etti:
• Bu paylaşımı yapan kişi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Meclisi’nde görev almakta.
• Utanmadan bu yazıyı yazmış.
• Yetmemiş, Atatürk’ü küçültmeye çalışmış.
• Onun kurduğu Cumhuriyet’in sağladığı haklardan yararlanacaksın, onun sağladığı seçme ve seçilme hakkından yararlanacaksın…
• Yazının sonunda İslamiyet’ten, kul hakkından bahsetmişsin, hangi akrabanın torpiliyle, kimlerin kul hakkını yiyerek o listeye girdin bir düşün önce.
• Biz hiç seks shop işleten kimseyi tanımıyoruz, kaçı Kemalist, kaçı sağcı bilmiyoruz.
• Biz hiç pezevenkleri tanımıyoruz.
• Sen biliyorsun demek ki, yüzdelik dilimleri bir ver. Biz de öğrenelim!
• Ben hacca giden, namaz kılan, kul hakkını gözeten binlerce Cumhuriyetçi ile tanıştırabilirim seni.
• Aynı şekilde sağcıyım diyen, faiz yiyen, rüşvet alan, ayaklarını sekreterlerine yıkatan insanları da söyleyebilirim ama sen zaten tanıyorsun.
• Ahlakın sağcısı ve solcusu olmaz.
• Yazında ‘Amerikaya’ya gidenler’ demişsin sen bu Meclis kürsüsüne ‘New York’ yazılı tişörtle geldin. Biz savunduk.
• Terör örgütleri diyorsun ya, FETÖ bu ülkeye kimin zamanında sızdı, kimlerle kol kola yürüdü bir bak bakalım.
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
Ya bir şey çok dikkatimi çekiyor. Öldürülen ve dayak yiyen kadınları “yanlış erkek seçmekle” suçlayan erkekler, iş kendilerine gelince asla kendisini suçlamıyor. İki tane paragöz kadınla evlenen dallama “süresiz nafaka zulmü” diye bk atıyor tüm kadınlara. E SEÇMESEYDİNİZ :)
Bundan sonra kadınlar çocuk yapmayı bırakmalı çünkü kadın çocuğuna bakmak için işini bırakıyor veya bırakmasa da kariyerine ara vermek zorunda kalıyor sonra da boşandıktan sonra da kimse onu işe almıyor. Doğurmanın ekonomik zararı da varsa kadın bundan sonra artık neden doğursun?
İlgili madde cinsiyet belirtmiyo ha “yoksulluğa düşen taraf” diyor, yoksulluğa düşen taraf çoğunlukla kadınsa ve bu yüzden kadının nafaka almasından bahsediyorsak konuşmamız gereken gerçeklik bambaşka oysaki
Türkiye'de nafaka mağduru erkekler diye bir şey yok. Verilen nafakalar çoğu zaman çok komik rakamlar. Cem Yılmaz Ahu Yağtu hayatı yaşamıyor tüm ülke.
Fakat işin ilginç yanı sosyal medyada "nafaka mağduruyuzzz" diye ayılıp bayılan tiplerin çoğu muhtemelen hayatında hiç evlenmeyen genç erkekler. Çünkü çok büyük bir erkeklik krizi yaşanıyor.
Yoksulluk, güvencesizlik, geleceksizlik tüm kadınları ve erkekleri kıskaca aldı. Fakat genç kadınlar çıkış yolunu mücadelede, dayanışmada, feminizmde bulurken erkekler tüm öfkesini kadınlara yöneltiyor. "Kadınlar çalıştığı için iş bulamıyoruz, kadınlar okuduğu için bize bakmıyor" diyen kafalar itaatkar bir kadın figürüne özlem duyuyor. Yaşadıkları dünyanın bu kadar boktan olmasına sebep olanlara tek laf edemiyorlar.
Kadınlar çok fazla bedel ödeyerek çok fazla hak elde etti. Şimdi geriye dönmek, o hakları rahatça gasbetmek çok kolay degil. Özellikle genç kadınlar daha bilinçli daha cesur.