“En çok kimden nefret edersin?” demir, mıknatısa böyle sormuş. “En çok senden nefret ederim, çünkü çekersin fakat kendinde tutacak kadar kuvvetli değilsin.”
—Nietzsche
Bir insana verilebilecek en eşsiz hediye: "İç ses"
İç sesimizi verdiğimiz o kişi kimse; en yakımız odur.
Hatasıyla, günahıyla, zayıflığıyla, bayağılığıyla... Acıtan, korkutan, öfkelendiren, utandıran o sahiciliğiyle... İç sesimizi filtresizce verdiğimiz o kişidir en yakınımız.
Her insanın bir "varlık ışıltısı" var. Ontolojik statüsünü, ruhsal, zihinsel, kalbî gücünü ifşa eden.
Güzellik, yakışıklılık, çekicilik, şıklık, jest, mimik, beden dili, koku etkisi gibi bir şey değil. Aura üstü bir şey. Görünen, hissedilen, algılanan değil; sezilen bir şey.
"Yeni şeyler sevmeye başlamak" yeni dönüşümler getiriyor insana. İnsan er ya da geç sevdiği şeylere benziyor çünkü.
Kötüyü eskitip, kendini yenilemenin en güzel yolu da burada saklı: Yeni güzel şeyleri sevmeye başlamak.
Artık yeni şeyler sevmek lazım.
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Her şey Sende Gizli, Can Yücel