Ben bir kadın ve anne olarak bu ülkenin polisinden, yargısından, mahkemesinden, yargıcından, savcısından korkuyorum. Beni koruyacaklarına, kollayacaklarına, özelime, bedenime, onuruma sahip çıkacaklarına inancım yok. Güvende değilim.
Temel gıda maddesi: bulaşık teli, kavanoz kapağı.
Hesabın adına bak, köpek ısırıyordu saldırıyordu dediniz toplandı, köpek kalmadı sokaklarda. Yeni hedef kediler, sonra güvercin, martı diye gidecek herhalde..
Ne zaman rahatlayacaksınız merak ediyorum.
Market rafında ürünlerin arasında başıboş kedi ve yeni doğmuş yavruları... Temel gıda maddelerinin satıldığı bir alanda bu seviyede bir denetimsizlik kabul edilemez. Yetkilileri göreve davet ediyoruz. @TC_icisleri@mustafaciftcitr@TCTarim@ibrahimyumakli
İşte vurgunun siyasi ayaklarından biri⬇️
AKP Genel Başkan Yardımcısı!
63 milyon liralık hisse almış, 4 ay sonra aynı hisseleri 1 milyar 344 milyon liraya satmış. Sadece 4 ayda elde ettiği kâr 1 milyar 281 milyon lira!
“Ucu nereye kadar giderse gitsin.” mi demişti birisi?
Derhal gereğini yapın!
Allah’ın yarattığı bir canlı açken ona yemek, susuzken su vermeyin diyebilmek… Bunu hangi vicdan kabul eder, gerçekten anlayamıyorum.
İnsan, bir gün ahirette bunun da hesabının sorulacağını hiç mi düşünmez? Yoksa ahireti de mi unuttuk?
Merhamet yalnızca insana değil, Allah’ın yarattığı her cana gösterildiğinde merhamettir.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Kadınların olarak durumumuz ne acı ya. Ataerkil dinlerden, sistemden, düzenden, babadan, kocadan çektiğimiz yetmiyomuş gibi spiritüelciden, şifacıdan da ayrı çekiyosun. Sonra kadınlar neden öfkelendiler, neden o zamanlar ormanda döne döne dans eden cadılar oldular, neden feminist oldular, neden, neden… Kaplumbağa deden…
Ayrıca şifacı olmazı oldurmayacaksa niye var. Ben bu şifa ekolünü beğenmedim. Ben beni olmayan parçalarım, yara berem, ameliyat izlerim ile kabul edecek şifacılara gitmeyi tercih ederim. Bütün şifacıların bu kadar kesin ve katı olacağını sanmıyorum. Eminim daha kapsayıcı şifacılar vardır.
İddialar hesap sorulmayı hak edecek kadar ağır, hesabı soran makine ise güvenilmeyecek kadar kirli ve bir ülkede bu iki durumun aynı anda doğru olması, yolsuzluktan da büyük felaketin ta kendisi:
Gerçeğin öğrenilebileceği hiçbir adresin kalmamış olması.
bu fotoğraftan da anlaşıldığı üzere ‘çalışan kadın’ terimi bir totolojidir. çalışmayan kadın diye bir şey hiçbir zaman var olmamıştır, yalnızca yaptığı iş karşılığında para alamayan kadın diye bir şey vardır.
İnsanları doğuma teşvik etmek için “çocuk iyi, yalnızlık kötü, yalnızlık bakanlığı kurmak zorunda kalırız” gibi söylemlerle hiçbir şeye teşvik edemezsiniz.
İnsanın zaten psikobiyolojisinde grup içinde olma isteği var, memeli sinir sistemi zaten doğal akışında yakınlık kurmak, grup aidiyeti ister ama insan seçim yaparken duygu - düşünce - çevre değerlendirip risk ve olasılık hesabı da yapar.
Süpürge ile uğraşmayı falan bırakırlarsa gerçek konular bunlar:
1. güvenlik ve öngörülebilirlik
2. ekonomik refah beklentilerinin değişmesi
3. en önemlisi de kadının çocuk yapmasının kadına yaşamsal maliyeti
Çocuk yapmak insanların refahlarının ve yaşam kalitelerinin ciddi biçimde düşmesi anlamına geliyorsa, bilinmezlik çoksa, güvensizlik varsa o tercih ya yapılmıyor, ya da 1 de yeter deniyor.
Kadınların artık gözü açıldı, seçenekleri çoğaldı. Sular geriye akmaz. 2026 da artık kimseyi “kutsal analık” miti ile ittiremezsiniz. İnsanlar, özellikle de kadınlar, daha iyi koşullar, güvenlik, daha adil bir yük dağılımı ve gelir adaleti istiyor.
Ayrıca koşullar iyileşse bile, yine de çocuk istemeyecek bir kesim olacak. Bu insanlar bakım verme, bağ kurma ve anlam üretme ihtiyaçlarını çocuk üzerinden değil, dostluk, üretim, yaratıcılık, hayvanlarla ilişki gibi farklı yollarla karşılıyor. Bu tercihlere saygısızlık da yine 2026 da artık kimseye ittiremeyeceğiniz faşizan bir tutum.
Kindar devlet masum bir çocuğun cenazesini bile cezalandırmış. Damgalama babayı aşmış, çocuğu da, çocuğun vefatını da damgalamış. İktidar vekilleri, bakanları korkmuş gidememiş cenazeye. Kürsülerden sahnelerden hocaefendilerine yakaranlar hala iktidarda, 11 senelik ömrünün 5 ini zaten babasız geçiren bir çocuğun bedeni toprakta, cenazesi, yası bile yok sayılmış, vebalı, cüzzamlı gibi kaçılmış ki aman tehlikeli, sakıncalı kişilere değmesinler. Korkudan tir tir titreyen vekiller ve bakanlar tarafından yönetiliyoruz diye anlıyorum.
Şimdi bu aşağıdaki gelişmeye kadına şiddet yapısal bir sorundur, fail erkeklik birbirini korur kollar, ses çıkarmaz, ört bas eder, gücün verdiği ayrıcalıkla erkekliğin iliklerine işlemiş bir şekilde sürekli şiddet üretilir yazarız ona da erkek düşmanısınız yazarlar.
Sokakta bir kıza laf atıyorlar, taciz ediyorlar sesini çıkarmıyorsun, tecavüz şakalarına gülüyorsun, futbol maçlarında karşı takıma sürekli cinsel saldırı üzerinden tezahüratlar söylüyorsun ya… Hah daha da pervasız olanı da kadına tecavüz ediyor öldürüyor tanıdıgı bildiği kendisine yardım edecek bütün erkeklerden yardım alıyor ve suçu örtbas ediyor.
Bu ikisi arasındaki bağlantıyı göremiyorsun çünkü görmek istemiyorsun.
ECZACI KAMUOYUNA
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından her ay sonunda düzenli olarak yapılan kan ürünü ve katılım payı ödemeleri eczanelerimizin hesabına 31 Mart 2026 tarihinde geçmemiştir. SGK tarafından yapılan açıklamaya rağmen ödemelerin ve tahsilatların yapılamamasının nedeni olan teknik sıkıntı giderilememiş, eczanelerimizin bir bölümü ödemelerini 3 gün gecikmeli olarak almışken, 6 gün geçmiş olmasına rağmen tüm Türkiye genelindeki eczanelerin 1/3’ünün ödemesi şu an itibariyle tamamlanamamıştır. Böylesine önemli bir ödeme kaleminde gecikme yaşanması tüm eczacı kamuoyu tarafından endişe ile karşılanmıştır.
Kurum ile sürdürdüğümüz görüşmelerde, 31 Mart 2026 tarihinde yapılması gereken ödemelerin tamamlanmamış olmasının yanısıra 15 Nisan 2026 tarihinde yapılacak ödemede de bir gecikme yaşanması ihtimali gündeme getirilmiş ve olabilirliğinin yaratacağı muhtemel kriz Kurumla paylaşılmıştır.
Konuya ilişkin Kurumla sürdürülen yoğun görüşmelerde endişelerimiz paylaşılmış olup ayrıca,
· Her ayın 15’inde gerçekleştirilen Kurum ödemesinin, tek gelir kaynağı bu olan eczanelerimiz için yaşamsal boyutta olduğu,
· Bu ödemede herhangi bir gecikme yaşanmasının kabul edilemez olduğu,
· Eczacıların, kendilerine yapılmayan ödemelerden kaynaklı olarak ortaya çıkacak krizi kendi kendilerine sübvanse etmelerinin mümkün olmadığı,
· Eczanelere yapılmayan bu ödemelerin eczacıların ticari itibarını çok ciddi oranda zora sokacağı,
· Ortaya çıkan bu kriz durumunun silsile yoluyla tüm ilaç tedarik zincirinin çökmesine neden olacağı, dağıtım kanallarından üretici/ithalatçı firmalara kadar tüm piyasa aktörlerinin bu durumdan etkilenmesinin kaçınılmaz olacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, ödemesinde gecikme yaşanan kan ürünü reçete bedellerinin ve katılım payı ödemelerinin bir an önce tamamlanması ve 15 Nisan 2026 tarihinde yapılması gereken ödemelerde herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için Kurumun önlem alması yönündeki taleplerimiz Kurum Başkanlığına iletilmiştir. Ödemelerin en kısa sürede yapılacağı ve gecikme yaşanmaması için gereken çalışmaların yapıldığı bilgisi Birliğimizle paylaşılmış olup, herhangi bir aksaklık yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınacağı tarafımıza iletilmiştir.
Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.
https://t.co/o3MQvGJoR8