Devletimize göre: Öcalan, Barzani, Bartholomeos, Mazlum Abdi, Mark Rutte, Trump vs. bizim memleketin hayrını istiyor fakat Ahmet, Memet, Ayşe, Fatma vs. bunu algılayamıyor, Kürşat, Alparslan, Umay vs. ise zaten İsrail ajanı(!)
Matematiğe bak!
İspanyol, İngiliz, İrlandalı ve daha pek çok etnik grubun 250 yıl önce bir arada toplandığı memlekete "Tek ulus" diyorlar ama sömürge valisi kılıklı büyükelçileri 2000 yıllık devlet geleneği için "ulus devlet kötü" tanımı yapıyor.
Ağız açan tek kravatlı yok.
Türkiye’nin Görünmez Rejimi: “Küçük Çıkarların Tiranlığı” - Doç. Dr. Mustafa Onur Tetik
"Küçük menfaatlerin tiranlığı yıkılmadıkça ne kurumların ıslahı ne de siyasal ahlâkın tesisi mümkündür."
https://t.co/F4Yb7pFCyC
💥AKP'li Özlem Zengin, Hakim ve Savcı atamalarının kura töreninde yeğeni ile Erdoğan'ı tanıştırdı:
💬"Kurada hemen göremeyeceğiz ama, benim yeğenim Arif Dağhan'ı da telaffuz etmek istiyorum. Benim yeğenim hiç olmazsa size bir selam versin, kurada da adını görürüz."
Efendiler, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz"
Cumhuriyeti ilan edenler anlatıyor...
Cumhuriyetin ilanına giden süreçte yaşananlara tanık isimlerin anlattıklarını sizler için derledim...
***
7 Ağustos 1919, Erzurum...
Mazhar Müfit anlatıyor:
Erzurum Kongresi'nin bittiği geceydi. Ali çavuş kapımı vurdu. "Kim" diye seslendim. "Paşa Hazretleri ve Süreyya Bey oturuyorlar. Eğer uykunuz yoksa sizi de istiyorlar. Kahve içeriz diyorlar. "Peki geliyorum" dedim.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Yukarıdaki odada Paşa ile otururken Mazhar Müfit geldi. Paşa, "Defterinizi getirdiniz mi" diye sorunca Müfit "Yanıma almadım" dedi. Biraz sonra koltuğunun altında meşhur defteriyle döndü. Paşa, Ali Çavuş'tan üç kahve istedi.
Mazhar Müfit anlatıyor:
Paşa gece gündüz sigara ve kahve içiyordu. Buna can dayanmaz. Yanına gidince düşündüğümü söyledim. Güldü. "Korkma. Ben bu hayata alışığım" dedi ve ekledi: Hafızamız zayıfladığında Mazhar Müfit'in defteri çok işimize yarayacak.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Sigarasını birkaç nefes üst üste çektikten sonra "Ama bu defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar saklı kalacak. Bir ben, bir Süreyya, bir de sen bileceksin. Şartım bu" dedi. İkimiz de kabul ettik.
Mazhar Müfit anlatıyor:
Öyleyse önce tarih koy, dedi. Koydum. "Pekala yaz" diyerek devam etti. "Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır. İki, padişah hakkında gereken yapılacaktır. Fes kalkacak, şapka giyilecektir." Bu anda, kalem elimden düştü.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Mazhar Müfit başını kaldırıp paşanın yüzüne baktı. Paşa da ona bakıyordu. Bir anlık sessizlik Paşa'nın "Niye durakladın" sorusuyla bozuldu. Mazhar Müfit, yardım istercesine bana baktı.
Mazhar Müfit anlatıyor:
"Darılma amma Paşam, sizin de hayalperest taraflarınız var" dedim. Gülerek "Bunu zaman tayin eder. Sen yaz" diyerek devam etti: "Latin harfleri kabul edilecek." Hayalden bıkmış insan edasıyla "Paşam, kafi, kafi" dedim.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Mazhar Müfit'in elindeki kalem düştü. "Paşam, kafi" diyerek defteri kapattı ve koltuğunun altına koyarak "Cumhuriyetin ilanına muvaffak olalım da üst tarafı yeter" diyerek müsaade isteyip odadan ayrıldı.
***
1921...
Yakup Kadri anlatıyor:
İtiraf ediyorum. Ben cumhuriyetçi değildim. Böyle bir şey olacağını aklımdan geçirmezdim. Atatürk yavaş yavaş herkesi inandırdı. Ben cumhuriyeti tercih etmiyor değildim. Ediyordum ama o devirde halifelik vardı, bilmem ne vardı, bunlar ortadan nasıl kalkacak, bir türlü aklım ermezdi. Atatürk bizi arkasından sürükledi.
***
Temmuz 1923...
Hasan Rıza Soyak anlatıyor, Temmuz 1923:
Bir gün kalem müdürü Hayati, Paşa'nın beni istediği söyledi. Sebebini sordum. "Bilmiyorum" dedi. Köşke çıktım. Yanıma yaklaştı. Yelek cebinden birkaç kağıt parçası çıkarıp uzattı. "Bunları temize çekeceksin" dedi.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
Kağıtları okumaya başladım. Daha ilk satırlarda büyük bir heyecana kapıldım. Bunlar anayasa maddelerini tadil mahiyetindeydi. İlk maddeye "cumhuriyet" ilave edilmişti. "Bunu yalnız sen ve ben bileceğiz" dedi. Yazıları temize geçerken yanıma gelip yazdıklarımı kontrol etti. İş bitince yazdıklarımı alıp cebine koydu ve kendi notlarını yırtıp attı.
Mustafa Kemal anlatıyor:
Mecliste, gizli ve muhalif bir hizip keşfettikten ve çalışma düzeninin her gün esassız sebeplerle düzensizliğe uğratılmakta olduğuna kanaat getirdikten sonra münasip zamanı beklemekte olduğum, bir düşüncenin tatbiki zamanı geldiğine hükmettim.
***
26 Ekim 1923...
Mazhar Müfit anlatıyor:
Ankara'daki Anadolu lokantasında yemek yiyordum. Neue Freie Presse adlı Avusturya gazetesinin muhabiri yanıma geldi. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:
- Haberiniz olsa gerek, sizi tebrik ederim.
- Nedir acaba?
- Paşa beni mecliste beni kabul etti. Aleni olarak ilk defa size söylüyorum, Cumhuriyet ilan edeceğiz, dedi. "Ne zaman dedim". "Çok yakında" dedi.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Kapı çaldı. Karşımda Mazhar Müfit'i görünce şaşırdım. "Hayrola" diye sordum. Anlatmaya başladı. Biliyorsun, Erzurum'dan beri bu konuda konuşmamız yasak. Acaba sana intikal eden bir bilgi var mı diye içime kuşku düştü. Kalkıp geldim.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Bana böyle bir bilgi ulaşmadı. Ama Gazi'nin cumhuriyete adım adım yaklaştığını görüyoruz. Bir süredir toplantılar yapıyor. Bir şeyler olacağını tahmin ediyorum ve bekliyorum.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
26 Ekim akşamı hükümet istifa etti. Milletvekilleri meclis odalarında ve evlerinde toplanarak (hükümet için) liste oluşturmaya başladılar. Fakat hiçbir grup tatmin edici bir liste oluşturamıyordu.
Ali Fethi Okyar anlatıyor:
Hükümetin istifası üzerine Gazi ile yemeğe oturduk. Ben Halk fırkası Grup Başkanıydım. Bana vazifemi yerine getirmemin zamanı geldiğini hatırlattı. Hükümetin kuruluş şeklinde rahatsızlık olduğunu söyledim.
***
27 Ekim 1923...
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Düşüncelerle boğuşarak dönüp durduğumdan gözüme uyku girmedi. Ertesi sabah erkenden mecliste buluştuk. Yunus Nadi'yi aradık. Onun da beklentileri vardı ama kesin bir tarih yoktu.
***
28 Ekim 1923...
Mustafa Kemal anlatıyor:
Gece olmuştu. Çankaya'ya gitme üzere meclisi terk ederken İsmet Paşa ile Kazım Paşa (Özalp) ve Fethi Bey'e benimle beraber gelmelerini söyledim. Orada beni görmek üzere gelmiş olanları da yemeğe alıkoydum.
Kazım Özalp anlatıyor:
Gittiğimizde İsmet Paşa, Fethi Bey, Fuat (Bulca) ve Ruşen E��ref'i orada bulduk.
Ruşen Eşref Ünaydın anlatıyor:
Cumhuriyet ilanından önceki akşam sofradaydım. Orada içki göremedim. Onun büyük yurt ve devrim işlerinde bir damla içki kokusu yoktur.
Mazhar Müfit anlatıyor:
Gece beraberdik. Bazı arkadaşlar da vardı. Paşa gülerek "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" dedi ve bana döndü: Erzurum'dan beri ağzından çıkarmadığın Cumhuriyet'in zamanı geldi. Yarın istediğin kadar alenen bahsedebilirsin.
Mustafa Kemal anlatıyor:
Yemek esnasında "Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz" dedim. Arkadaşlar derhal fikirlerime iştirak ettiler. Yemeği terk ettik. Hareket şekli hakkında program tespit ettim ve arkadaşları görevlendirdim.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Paşa'ya bakıyordum. "Ya, gördün mü" dercesine başını sallıyordu. Gece geç saatte köşkten ayrılırken Paşa bana "Ertesi gün bana çok iş düşeceğini" hatırlattı.
İsmet İnönü anlatıyor:
Yemekten sonra konuklar giderken Atatürk bana "Sen burada kal" dedi. Masa başına geçip madde madde anayasayı görüştük. Her şey tamamdı.
***
29 Ekim 1923...
Ali Fuat Cebesoy anlatıyor:
29 Ekim sabahı Haydarpaşa İstasyonu'nda Rauf, Adnan ve Refet Paşa'nın beni karşılamaya geldiklerini gördüm. Benden malumat beklediklerini bakışlarından anlıyordum. Kalamış'ta bir köşkün parkında idik. "Cumhuriyetin ilan edileceği günlerin arifesinde bulunduğumuzu zannediyorum" dedim.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
Sabah saat onda Halk Fırkası grubu hükümet seçimi konusu üzerinde müzakereye başladı. Neticede meselenin halline Atatürk'ün karar vermesi kararlaştırıldı. Toplantıya davet edildi.
Mustafa Kemal anlatıyor:
Toplantı salonuna girer girmez doğruca kürsüye çıktım ve şu teklifi ileri sürdüm: Efendiler, hükümet seçiminde fikir kargaşası hasıl olduğu anlaşılmıştır. Bana bir saat müsaade buyurun. Bulacağım çözüm şeklini arz ederim.
Mazhar Müfit anlatıyor:
Meclisin karşısındaki millet bahçesinde binlerce insan sabahtan beri toplanmış, mühim karar verilecek diye beklemekteydi. Zira "mühim kararlar verilecek" sözü dışarıya aksetmişti.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
Atatürk, bu bir saati bazı insanları meclisteki odasına çağırarak hazırlanan kağıt müsveddesini göstermekle geçirdi. Saat 13:30'da Fırka Heyeti tekrar toplandı. Söz Atatürk'teydi.
Mustafa Kemal anlatıyor:
İlk söz bende idi. Kürsüye çıktım ve şu beyanatta bulundum: "Müşkülatın halli zamanı gelmiştir. Teklifim kabule mazhar olursa, kuvvetli ve dayanışma içinde bir hükümet teşkili mümkün olacaktır..." Müsveddeyi okutup kürsüyü terk ettim.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
Atatürk'ün teklif ettiği, devletin hakiki şekline, yani cumhuriyete ait olarak dört ay evvel hazırladığı beş maddelik tasarı idi.
Celal Bayar anlatıyor:
Abdurrahman Şeref Bey bir köşede oturuyordu. Vahdettin'in adamı diye kimse yanına gitmiyordu. Ben gittim. "Siz ne diyorsunuz" dedim. "Biz, şimdi, çoktan doğmuş olan çocuğun adını koyuyoruz. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin" dedi.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Atatürk'ün hazırladığı müsvedde, anayasa encümenine sevk edilmişti. Encümen reisi Yunus Nadi Bey'di. Encümende ben de vardım. Maddeler üzerinde konuşuluyordu. Biraz uzun sürmüş olacak ki dışarıdan beni çağırdılar. İsteyen Atamız imiş.
İbrahim Süreyya anlatıyor:
Kendisini biraz heyecanlı gördüm. "Şu iki maddelik kanunu neden çıkaramadınız" diye sordu. Kendisini teskin ettim. Kimsenin karşı olmadığını söyledim. Bir süre sonra Atatürk yine beni çağırdı. "Arkadaşlar niçin bu kadar uzatıyorlar. Geç kaldık. Halk işitti. Sokaklarda meclisin önünde bekleyip duruyorlar. Cumhuriyet ilan edecek. Toplar atılacak. Çabuk bitiriniz" diyordu.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
Teklif akşama doğru meclise intikal etti. Umumi heyete arz edildi. Derhal müzakeresi istendi.
Mustafa Kemal anlatıyor:
"Kabul" sesleri üzerine mazbata okundu. Müzakere edildi.
Mazhar Müfit anlatıyor:
Teklif, "kabul" sesleriyle karşılandı. Rasih Bey kürsüden "Yaşasın cumhuriyet" diye bağırdı. Vekiller ayağa kalkarak "Yaşasın Cumhuriyet" diye bağırdılar.
İsmail Hakkı Tekçe anlatıyor:
Ben de meclisteydim. Kararı alır almaz hemen topların başına koştum. Sekizinci tümenden emrime iki batarya verilmişti. Topları meclisin altındaki yola çıkardım. Namlular istasyona çevrilmişti. "Ateş" emrini verdim. Toplar yeri göğü inletiyordu.
Hasan Rıza Soyak anlatıyor:
On beş dakika sonra ilk cumhurbaşkanlığına Atatürk seçilmiş bulunuyordu. Atatürk, seçildikten sonra verdiği kısa söylevde hakkında gösterilen itimada teşekkür etti.
Mustafa Kemal anlatıyor:
Uzun söz söyleyemedim, cumhurbaşkanı seçildiğim zaman söylediğim nutuk en kısa beyanatlarımdan biridir. Neden? Çünkü dişlerimi yeni çektirmiştim, yeni yapılan dişlerim tecrübe devresinde idi. Söz söylemeğe başladığım vakit ıslık gibi bir ses çıkıyor veyahut da ağzımdan düşüyordu. Bu sırada yapılacak hiç bir çare yoktu. Bu tabii hadise, siyasi hayatımın en mühim safhasına, böylece bir mani teşkil etti. Kim bilir, uzun söylemediğim belki de isabetli olmuştur.
Necip Güven anlatıyor:
Mustafa Kemal'i seçimden sonra ilk tebrik eden ben oldum. "İstanbul'a da haber verelim, orada da toplar atılsın" dedim. "Evet" dedi. "İstanbul'daki toplar birtakım insanların başında patlayacaktır." Gerçekten de öyle oldu.
İsmail Hakkı Tekçe anlatıyor:
Meclise döndüm. Cumhurbaşkanı seçimi yapılmıştı. Atatürk seçilir seçilmez Çankaya köşküne telefon ettim. Latife Hanım'a haberi ulaştırdım. Teşekkür bile etmediği gibi hiçbir sevinç belirtisi göstermedi. "Aa ne yapayım, olmuşsa olmuş, ne yapayım yani" dedi. Kendisine "Zevceniz şerefli bir vazife almış bulunuyor. Haberdar ettim" dedim ve telefonu kapattım.
Ali Fuat Cebesoy:
Gece birdenbire atılan toplara mana veremiştim. Cumhuriyetin ilan edildiğini haber veriyorlardı. Kendi kendime "Memleket ve millet için hayırlı olsun" dedim.
Kazım Karabekir anlatıyor:
Ben hem mebus hem de bir ordu kumandanı olduğum halde bana da kimse bir şey bildirmemişti. Bu vaziyette tabi Cumhuriyet'in ilanını ertesi günü dahi kutlayamadık. Cumhuriyet ilanıyla artık Hilafet ve saltanat mefkuresine son verildiğini görerek habere sevindim.
Rauf Orbay anlatıyor:
Bu hususta öncesinde ciddi bir teşebbüsten haberdar değildim. Cumhuriyet şeklinin bir günde yerleştirilerek ilan edilmesi halk nezdinde emr-i vaki ile yapıldığı fikri ve endişesi hâsıl oldu…
Mustafa Kemal anlatıyor:
Cumhuriyet ilanına karar vermek için tüm arkadaşlarımı davete ihtiyaç görmedim. Çünkü onların benimle hemfikir olduklarına şüphe etmiyordum. Halbuki bazı zevat, rızaları alınmadan ilan edilmiş olmasını gücenme ve ayrılma vesilesi saydılar.
biz bunla uğraşırken de işte böyle birileri tek kalemde kasasına milyon sokup bir lira vergi ödemiyor. bu ülkede en büyük mesele adaletsizlik. insanların bu kadar umutsuz, bu kadar öfkeli olmasının sebebi bu gözümüze sokula sokula, saklama ihtiyacı bile duymadan yapılan kayırma
Antalya'nın Kaş Adliyesi'nde avukat Hakan Tüzen'in, koruma polisi zoruyla tuvaletten çıkarmasıyla gündeme gelen Kaş Başsavcısı Gökhan Feyzoğlu, tenzili rütbe ile düz savcı olarak Afyonkarahisar’a gönderildi.
https://t.co/8SHIsBfDwp
Bahadırhan Dinçaslan Yazdı | Kim Bu Köpekçiler?
📌Meseleyi sürekli objektif olmayan (ayıp, yazık, günah) düzlemlere çekip, yalnız retorikten ibaret ve dayatılmış bir ahlak çerçevesinde erdemlilik taslamaktan başka işleri yok.
https://t.co/GRo9dJP0yn
Kadınlar günü programından sonra yapılan toplu fotoğraf çekiminde erkek arkadaşları fotoğraftan çıkarıp bir de üstüne zafer kazanmışçasına "Kadının fendi erkeği yendi." diyerek kadın hakları savunucusu olunmaz.