Bakırköy ve Maltepe Meydanda “kutlanmaz” diyenlere rağmen, 23 Nisan ruhunu BTP İstanbul Gençlik Kolları olarak coşkuyla yaşadık. Bu bayram milletindir, gençliğindir, çocuklarındır! 🇹🇷
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşananlara karşı sessiz değiliz.
Basın açıklamamızı BTP İstanbul Gençlik Kolları Basın Sözcüsü Murat Akdeniz’den dinleyebilirsiniz.@Murat4kdeniz
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılardan sonra okulların önünde polis güvenliği alınmış ve kontrol sağlanmakta. Bu bir çözüm değil arkadaşlar, çözüm yozlaşan anlayışı değiştirmek. Sorun dışarıda değil tepede. #OkullardaKatliamaHayır
Bugün görüyoruz ki ülkesi, milleti fark etmeksizin birçok insan bir ilim adamının hayatta olduğu süre boyunca yılmadan anlattığı gerçekleri hem anlıyor hem yaşıyor hem de etrafına anlatıyor. Bugün aynı gerçekler, aynı çatı altında @BTP_Parti@huseyinbas_BTP da savunucusudur.
Bu akşam İstanbul İl Teşkilatımızın iftarında kıymetli teşkilat mensuplarımızla bir araya geldik, gündemi değerlendirdik.
Ramazanın güzel iklimini paylaştık. Katılan ve organize eden herkese teşekkür ederim.
Gençlik susmuyor, geleceğini istiyor!
İş bulamayan, emeğinin karşılığını alamayan, hayallerini erteleyen gençler için buluşuyoruz.
Genel Başkanımız @huseyinbas_BTP, Ankara’da gençlerle buluşuyor.
🗓 15 Şubat Pazar
⏰16.00
📍Demonti Otel – Kızılay
Tüm gençler davetli!
Viyana'daki 11. Milli Ekonomi Modeli Kongresi heyecanıyla, Prof. Dr. Haydar Baş’ın eşsiz tezini Hüseyin Baş liderliğinde iktidara taşımaya ve tam bağımsız bir Türkiye'yi gençlerle inşa etmeye kararlıyız. @umitsemerci_BTP
Atatürk'e ve silah arkadaşlarına mevlit okutulduğu için cinnet geçiren bazı kimseler, Papa'nın İznik'teki ayin çıkarmasına sus pus... Müftülük önüne giden yok. Eylem yapan yok. Tepki gösteren yok. Diyanet'i kafirlikle suçlayan yok.
Hepsi bir gecede laik(!) oldu.
VATANDAŞLIK MAAŞI PROJESİ
Milli Devlet, Sosyal Devlet karakteri ve projeleri kapsamında, kişi temel hak ve hürriyetini korumanın yanı sıra vatandaşlık hakları çerçevesinde HERKESE vatandaşlık maaşı bağlayacaktır.
Bu maaş, Türkiye Cumhuriyeti’nin coğrafi sınırlarında yaşayan her bireyin hakkıdır. Bu zamana kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın şuuru tam olarak kavranamadığı için, farklı etnik kökenlere mensup vatandaşlarımız, kendine farklı bir kimlik aramak veya başka güçlerin sözcülüğünü yapmak durumuna gelmiştir.
İnsanımız, karın tokluğuna çalışmak için dış ülkelere işçi olarak gitmiş, hatta geçim sıkıntısı, insanlarımızı başka ülkelerin vatandaşı olmaya yöneltmiştir. Sosyal Devlet projemiz ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, özenilecek bir sıfat ve kimlik haline getirilecektir. Böylece milletimiz, başka milletleri örnek almayacak, askeri–sivili, kentlisi–köylüsü, genci–yaşlısı ile bir ve beraber olacaktır.
19. yüzyılda Batı’da, Türk tarihinin en ünlü uzmanlarından biri olan Leen Cahun şu gerçeğe dikkat çekmektedir:
‘‘Başka milletlerin aksine olarak Türklerde halkı besleyen, giydiren ve harçlığını veren hakandır. Onlarda vergi demek, halkın genel masrafı demektir. Eğer hakan, yurttaşlarının gelirini sağlayamayacak hale gelirse, onlara izin verir. Onlar da gidip nafakalarını başka bir hakanın bayrağı altında ararlar. Türk hakanının, gece uyumaması ve gündüz dinlenmemesi, yalnız fakirleri besleyip giydirmek için değildir. O, Türkün şöhreti ve milletin şan ve şerefi için gece gündüz çalışmış ve çırpınmıştır. Mısır firavun’u, İran şahı ve Asur hükümdarı milletlerini kendi kişilikleri uğruna veya ilahlarının kudretini göstermek için ölüme yolladıkları halde; Türk hakanı, milletini yükseltmekten başka bir şey düşünmemiştir.”
Nitekim Büyük Türk hakanı Oğuz Kağan ise duasında “Türk ülkesinde adaletten başka şey hüküm sürmesin… Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki, fakirlik suç sayılsın…” demektedir. Yukarıdaki örnekler dikkate alındığında, Sosyal Devlet anlayışının, Türk’ün tarihten gelen devlet anlayışı olduğu görülecektir. Milli Devlet’in “vatandaşlık maaşı projesi” ile bizim yapmak istediğimiz, “millet için devlet” anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir. Bu anlayış, milletini yedirip içirme ve her türlü ihtiyaçlarını karşılama şeklinde maddi konuları içerdiği gibi, tıpkı geçmişte olduğu gibi milletin kimliğinin muhafazası ve adının şerefle taşınması gibi manevi boyutu da olan bir hassasiyettir. Bu projeye kaynak olarak, sadece Türkiye’nin zengin yeraltı kaynaklarını devreye koymak bile kâfidir. Zira Türkiye’nin yeraltı kaynakları, 3 trilyon dolar civarındadır. Senyoraj ve vergi gelirleriyle birlikte çalışan böyle bir Türkiye, yedisinden yetmişine tüm insanlarının vatandaşlık maaşını ve geçimini yüzlerce yıl karşılayabilecek güçte demektir.
Bütün vatandaşlarımıza verilecek olan vatandaşlık maaşı, tüketimde kullanılacağı için direkt olarak piyasalara yansıyacak ve tüketimi arttıracaktır. Bugün piyasalardaki durgunluk, tüketim yetersizliği ve talep darlığı düşünüldüğünde; söz konusu maaş uygulamasının piyasaları çok olumlu yönde etkileyeceği ve ekonomiyi canlandıracağı muhakkaktır.
Bu bağlamda tüketim artışı, üretimi de tetikleyecektir; böylece ekonomide büyüme yakalanmış olacaktır.
Devlet, toplumun yasama, yürütme ve yargı mekanizmasıdır. Devlet, bir bakıma fertlerin kendisidir. Yani devlet, toplumun dışında bir güç, bir varlık değildir. Bu sebeple bizim toplumumuzda, ‘devlet–i ebed müddet’ fikri vardı. Bu, devlet ebediyete kadar sürecek, ayakta kalacak demekti. Kundaktaki çocuğa bu terbiye veriliyor ve çocuk, bu nağmelerle yetişiyordu. Delikanlılık çağına geldiği zaman da o devleti ayakta tutmanın sevdasını yaşıyordu.
Biz, bu anlayışı bugün insanımıza veremedik, veremiyoruz. Ebedilik sıfatını devlete kazandırmamız lazım... Bizim, bir üstünlük psikolojisine girmemiz ve kendimize güvenmemiz zaruridir. Bu üstünlük psikolojisine girmemiz, aslında insanlığa hizmettir. Çünkü bizdeki ölçüler, insanlığın ölçüleri olduğu zaman insanlık kurtulacaktır...”
Bugün IMF güdümündeki ekonomisi ile maddî olarak büyük bir zillet yaşayan Türk insanı, ABD ve AB özendirmesinin adeta devlet politikası haline gelmesiyle de, adeta kimliğinden utanır bir noktaya sürüklenmiştir.
Gelinen nokta maalesef ülkeye yön veren siyaset, durumundan şikâyet eden vatandaşına bir başka ülke vatandaşlığını tavsiye edebilmektedir. Hatta kendi vatandaşına, kendi değerlerine ve kimliğine sahip çıkarak örnek olması gereken milletin vekili yabancı pasaportuna da sahip olsun, başka bir ülkenin vatandaşı da olsun diye çocuğunun yurtdışında dünyaya gelmesini isteyebilmektedir.
Kısaca Türk kimliği kaybolmakta, bunun da ötesinde tarihte gururla haykırılan ‘ben Türküm’ ifadesi, bir acziyet ve zilletle beraber yerini aşağılık kompleksine bırakmaktadır.
IMF, AB, ABD mandacılığı ve dinlerarası diyalog gibi dış güdümlü empozelerle, bugün adeta kimlikten kopma ve kendinden kaçma seferberliği yaşanmaktadır.
Ancak namus endişesi, dinin muhafazası veya vatan için göze alınabilecek olan ülkeyi terk etme fiili, ülke şartlarının geldiği bugünkü noktada kaç–kurtul anlayışı ile ekmek aramak gayesine dönüşmüştür. Her yıl üniversiteden mezun olan gençlerimizin bu gaye ile yabancı elçilikler önünde oluşturdukları vize kuyrukları, beyin göçünün acı bir ispatı olduğu gibi; bir manada vatanlarına tekrar artık Türk olarak dönemeyecek olan bu insanların, aslında kendi istekleriyle vatandaşlıktan vazgeçmelerinin de başlangıcıdır. Etnik çeşitliliği bakımından oldukça zenginlik arz eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, ekonomideki çöküş şartları, kimlik farklılığına dayalı parçalanmanın önünü açacağı için devletin bekası açısından da son derece tehlikelidir. Milli birlik ve bütünlüğümüzün örselenmeye çalışıldığı böylesi bir ortamda, Milli Ekonomi Modeli’nde ortaya koyduğumuz kaynakların devreye konulması ile hayata geçirilecek “vatandaşlık maaşı projesi”, ekonomik bir refahı sağlayacağı gibi; aynı zamanda devletimizin bekası ve milletimizin istikbali için hayati önemdedir.
Vatandaşlık maaşı, Sosyal Devlet anlayışı ile tüm sistemlerden ayrılan Milli Devlet’in, devleti var eden bireylere belki de en büyük hediyesidir. Sadece doğan her çocuğa değil, bir ailedeki her bireye yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşı olduğu için sunulan bir devlet armağanıdır.
Bugüne kadar devleti için vergi veren, birçoğu hayat standartlarının altında maaşlarla devletinin ayakta kalabilmesi için çalışan, üretim yapan, sınır boylarında devletini koruyan yüce milletimiz; Milli Devlet’in Sosyal Devlet projeleri kapsamında ilk defa devletinden, hiçbir karşılık beklenmeksizin, sadece Türk vatandaşı olduğu için “onur maaşı” alacaktır.
Milli Devlet’teki vatandaşlık maaşı, vatandaşının klasik manada can güvenliğini sağlayan ve ancak bir devlet tüzel kişiliği ile gerçekleştirilebilecek ihtiyaçlarını karşılayan devlet anlayışının yerine, artık, beşikten mezara kadar ona sahip çıkan ve zengin fakir ayrımı yapmadan her vatandaşını taltif eden bir Sosyal Devlet anlayışının ürünüdür.
Vatandaşlık maaşı, sadece kaynakların değerlendirilmesi ile ortaya çıkan fazla paranın halka dağıtılması olarak değerlendirilmemelidir. Bu maaşın, devletin bekasını temin etme gibi hayati fonksiyonu vardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de farklı pek çok kimliğin barındığı bilinen bir gerçektir. Devletin, bayrağı altındaki Türk vatandaşına, sırf vatandaşı olduğu için maaş bağlaması, devlet–millet kaynaşmasının önünü açacaktır.
Bugün şu bir gerçek ki, yaşadığı sıkıntılar ve gerilimler sebebiyle devletine dargın, kendilerine sahip çıkmadığını düşünen önemli bir kesim vardır.
Nitekim rızkını ve geleceğini dışarıda arayan binlerce insanımız mevcuttur. Bunların, devlete “benim devletim” diye sarılması, iç ve dış tehlikeler karşısında sahip çıkması için, devletinin kendisini koruyup kolladığına ve sırtını dayayacağı güçlü bir dayanak olduğuna ikna olmasıyla mümkündür.
Bu bağlamda vatandaşlık maaşı, devletin “devlet baba” olarak vatandaşını koruyup kolladığına halkını ikna etmesi demektir. Bayrağa hürmet edeceksin, bu senin bayrağın; vatana hizmet edeceksin bu senin vatanın, şuurunun verilmesinde, devletin vatandaşına sahip çıkması elbette ki öncelikli ve önemli unsurdur. Türkiye, içinde bulunduğu stratejik konum ve sahip olduğu kaynaklar nedeniyle dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir devlettir. Türk kimliği üzerinde çokça oynanması, bu coğrafyadaki birliğimizi bozmanın yolu olarak seçilmiştir. Hatta kimi siyaset erbabı, bu hassas konuyu kaşımayı kendine bir kurtuluş olarak dahi seçmiştir. Halbuki milletin kimliğinin ve birliğinin muhafazası, devletin bekası için hayati önemdedir.
Vatandaşlık maaşı, yetişmiş insanımızı kaybetmemiz demek olan beyin göçünü de önleyecektir. Ülkesinde istediği iş imkanlarını bulan, geleceğini hiçbir şarta bağlı olmadan garantiye alacak olan, tabii bir hak olarak doğumundan ölümüne kadar ömür boyu kesilmeyecek bir gelire sahip olacak olan gencimiz, neden çareyi sınır ötesinde arasın ki?
Bilakis o, kendisine bu imkânları sunan devletini daha iyi bir noktaya taşımak için çalışacaktır.
Böylece Türkiye artık, gencinin, işçisinin, kalifiye elemanının kaçtığı bir ülke değil, bir cazibe merkezi olacaktır.
Vatandaşlık maaşı, ekonomilerdeki tüketimin canlandırılması ile doğacak piyasa hareketini de temin edecektir. Milli Devlet’te sadece halktan alınan vergiler değil; Senyoraj gelirinin kullanılması ve yeraltı kaynaklarının devlet–millet ortaklığı ile işletilmesinden elde edilecek gelirler de, toplumun bütün kesimine dağıtılır.
Arzın talepten daha fazla olduğu gerçeğinden hareketle yapılan “tüketimin desteklenmesi” projesi, aynı zamanda üretimin de önünü açacaktır. Bugün tüketici, takatsiz bırakılmıştır, alım gücü kalmamıştır, cebinde parası yoktur. Dolayısıyla ülkemiz ekonomisinin içinde bulunduğu esas problem, tüketim eksikliğidir.
Bu proje ile ev hanımı, işçi, memur, genç, yaşlı ve sakat gibi tüketim yapan her toplum sınıfı güçlendirilerek alım gücü arttırılacaktır. Cebinde parası olan kişiler, pazara giderek ihtiyaçlarını alabilecektir. Gerekli pazarın ve alım gücünün temini, üretimi de teşvik edecek ve daha fazla üretim için gerekli ortamı hazırlayacaktır. Böylece daha çok üretenden de devlet elbette ki, daha fazla vergi alacaktır. Bu modelde, tüketen de memnun, üreten de memnun, devlet de memnun kalacaktır.
Ekonomiyi büyüten vergi anlayışı olarak karşımıza çıkan bu milli sistemde, miktarı şartlara ve zamana göre değişebilmekle beraber 200 bin TL’nin altında geliri olandan vergi alınmaması da, ezilen tüketici kesimin piyasaya daha fazla alım gücüyle dönmesini sağlayacak diğer tedbirimizdir. Yani, vergi alınmayan tüketicinin cebine, devlet, bir de fazladan para koyarak, aslında piyasaları canlandırmak için nereden bulunacağı düşünülen parayı temin edecektir.
Yani mal ve üretimin karşılığı olarak piyasaların ihtiyacı olan para, bu yöntemle kendiliğinden piyasaya sunulmuş olacaktır.
Sistem emme–basma tulumba gibi dengesini kuracaktır.
Vatandaşlık maaşının ekonomiye olan bu katkısı, piyasalarda istihdamın artmasını sağlayacağı için işsizlik diye bir problem de kalmayacaktır.
Vatandaşlık maaşının belki de hepsinden önemli diğer bir getirisi, giriş kısmında ifade ettiğimiz gibi, bugün Türküm diyemeyecek derecede zillet noktasına getirilmek istenen insanımıza, tarihinde gördüğü ve fakat bugün unuttuğu kendine güvenin ve saygının iadesi olacaktır. İnsanımız, “Ben Türküm” deme onurunu bu proje ile tekrar yaşayacaktır.
Bu bağlamda hakikatte vatandaşlık maaşı, devletini sevme, kimliğine ve vatanına sahip çıkma projesidir.
Milli Ekonomi Modeli / s. 719-725