Şu büyük makam ve mevkiler, yüce saltanatlar ve taptığınız para... vakti gelince konuşacağım; gücümün ve bir şeylerin yeterli olduğunu bildiğim o vakit, silahsız ve çırılçıplak...
Bilin ki diz çökmeyecek size varoluşum. Dokunamayacaksınız özgürlüğüme. Zaten ne anladınız ki benden, sustuğum kelimeleri bilseydiniz, konuşamadığım cümlelerden bahsetseydim sizlere, benden nefret edecektiniz...
Vardı birileri, vardı elbette. Selam vermeden geçemezdik, bazı yerlerden. Şimdi birçoğunu hatırlamamakla beraber bir yere de not etmemişiz isimleri. Geriye kalan Tanışılmamış sayılan bir birliktelik ya da samimiyetin ne olduğunu anlamış bir bilinç. Hem yalnızsın hem de başın dik.
Asla kadın düşmanı bir insan olarak bilinmedim. Eşitlikçi yaklaşımlara her zaman karşı çıkmış olsam da; sokakta kendini or*spu olarak pazarlayan birine en çok acıyan da benim, ona ertesi gün aşık olan da ben...
Seni kim sevecek? Aynaya bakınca ciddiyetle cevaplaması gereken soruyu insan, her seferinde bir dalgınlık ile erteliyordu. Tartışmalı aşk hissiyatı, ödünç alınmış sevgi, ısırılmış yalnızlık günü kurtaracak nitelikte değildi. İnsan mutsuzdu, bir ucundan da ahmak ve ukala.
Bir soğuk dörtlük, içinde kış yok,
Toprak puslu, sonbahar hazinli, ayrılık çetrefilli...
Az ötede adam, bir ağaca asmış kendini.
Düğümlendi zemheri aşkın hikayesi.