@Arya3450 16.20’ye e nabızdan randevu alıp gittiğimde son hasta sensin diyip azarlandım. Üstüne muayene de edilirken elinde çantası acelesi var şekilde azarlanmaya devam ettim. 16’da bitiyorsa mesai 16.20’ye veren sistem doktoru da denetlemeli
Açılım süreci, şimdiye kadar siyaset sahnesinde pek rastlanmayan nitelikte, bir yeni örgütlenmeye meşruiyet kazandırmıştır.
Saiki ne olursa olsun sonuç budur. Terör örgütü olarak tanınan bu örgütün silahlarını terk ederek sivilleşmesi öngörülmekte ve bu olgunun da Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi umulmaktadır.
Bu konuda İktidar ve Ana Muhalefet arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur.
Bu noktada İktidar tarafından Öcalan’ın, PKK'yı desteklemeyenler dâhil, tüm Kürtlerin temsilciliğine tayini, sürecin gelişmesini onun insiyatifine bırakmaktadır.
Türkiye siyasetinde tayin edici rol verilen PKK'nın, disiplinli militanları bu siyaseti uygulamakla görevlendirilerek peyderpey siyaset sahnesine salıverilmektedir.
PKK, kendisine meşruiyet verilerek devlet himayesinde elde ettiği bu konumu, sadece devlet tekelinde bulunması gereken şiddet kullanarak elde etmiştir. Bunun da bilincindedir. İstediklerini elde edemezse tekrar şiddete başvurmayacağının güvencesi yoktur. Bu konuda hazırlıklı kalması çıkarınadır.
İnançlı ve amaçlarına ulaşmak için bütün bir aileyi katletmekten dahi çekinmeyen PKK’nın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın yoğun bulunduğu yerlerde yapılacak seçimlerde, onları temsil edecek belediye başkanlarını, milletvekillerini tayin edeceği aşikâr hâle gelmektedir.
Ve bunu devletten aldıkları meşruiyete dayanarak yapacaklardır. Herkesin ağzından düşürmediği demokratikleşme eşit vatandaşlıktan kast edilen budur.
Devletin bekasına karşı en tehlikeli oluşum; halkın, PKK'nın devletten daha güçlü olduğuna inanmakta oluşudur.
Bu kanıyı güçlendiren son olay 1984 ayaklanmasının yıldönümünün havai fişeklerle kutlanması karşısında hiç tepki gösterilmemesi / gösterilememesidir.
Her masum sözden hakaret anlamı çıkararak hemen dava açan savcılarımızın, bu konudaki körlük ve sağırlığı bir tıp mucizesidir.
Türkiye etnik çeşitliliğe sahip bir imparatorluğun varisidir. Ancak Cumhuriyet, kökenine bakılmadan her çağdaş devlet gibi, eşit vatandaşlık temelinde kurulmuştur. Bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığı geçmişteki ve mevcut yönetim yapısına bakılarak kolayca doğrulanabilir.
Ancak vatandaşın da devlete sahip çıkma, toplum güvenliği ve refahı için kendi seçtiği hükümet tarafından yönetilen devlete itaat etme mecburiyeti vardır. Her devlet kendine karşı çıkanı tedip etme hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bununla görevlidir.
Herhangi bir siyasi veya idari düzenleme, Türk vatandaşlığının benimsenmesi temelinde olabilir. Hâlbuki vatandaş çoğunluğu ben Türk'üm demeyi gerekli görmediği hâlde PKK propagandasına kapılan vatandaşlar, kendilerini, metroda bile ben Kürdüm diye bağırmaya mecbur hissetmektedirler.
Her partinin, özellikle de iktidar partilerinin küçük hesapları, Türk siyasetinin yönlendirilmesini Öcalan ve emrindeki DEM’e emanet etmiştir.
Onlar gayet açık konuşmaktadırlar. Bu sürecin bir al-ver olduğunu, silah bırakmanın kamuoyuna takdim edildiği gibi bir teslimiyet olmadığını ifade etmektedirler. Yani PKK ve devlet eşit muhataptır.
Amaç bellidir. Türkiye’yi çalmaktır. Yönetimi ele geçirilen demokratik Türkiye, diğer Kürt toplumlarını da birleştiren, İsrail’in, ABD’nin, Avrupan’nın, hatta Rusya’nın stratejik ortağı olacak bir Büyük Kürdistan Devletinin gönüllü ve müşfik ebeliğini yapacaktır.
Çerçeve kanunu bu sürecin ilk aşamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonunu getirecek bu süreç önlenemez mi?
Eğer bunu istemeyen ve siyasi partilerce temsil edilmesi gereken halk iradesi, temsil imkânına kavuşursa önlenir. O da iktidar ortakları içinde dahi bu sürece karşı olanlar, muhalefet rolünü oynamakta olan siyasi partiler, gittikçe örgütlenen toplum, tek sesle yeter derse!
Biraz bilinç. Biraz öngörü, biraz cesaret!
@VeysiCe Genelde insanlar evinin yanında düz alanlar bulmaya çalışır, eskiden evin üstünde yer olurdu gidip karıştırırdık. Birkaç senedir yol kenarında görüp şaşırıyordum. Bunları denetleyip izin vermemeleri gerekir, kurutacak yeri olmayanlar kullanıyor muhtemelen. Bilgilendirmek gerek
Gazi ve şehid yakınlarımızı ziyaret ettik. Sadece bir rezaletle karşılaştık. Vatanı için can veren, ayağını, elini, gözünü uzuvlarını kaybeden insanlarımızın içinde olduğu durumu görünce içimiz kan ağladı. PKK’ya gösterilen hoşgörü neden gazilerimize gösterilmez. Savunma bakanı, İçişleri bakanı gelip onların hatırını sorsa, ziyaret etse, dertlerini dinlese ne kaybederler? PKK için oy veren, İmralı canisine gösterdikleri hoş görüyü gazilerine esirgeyen 467 milletvekili, ülkesi uğruna gazi olmuş insanlarına neden sahip çıkmaz? Yazık. Şehidine, gazisine sahip çıkmayan yönetimler ve uluslar çökmeye mahkumdur.
@Susanna_Bur@welt Türkiye’de neden halklar konusunda bu kadar fikir sahibisiniz, yani herkes kendi dilini konuşsundu 😂😂 sizin taraftan konuşacak olursak almanyalılar neden bu kadar öfkelendi, yani halkların kardeşliğiydi😂
İYİ Parti Aksaray Milletvekili Turan Yaldır partilere tek tek seslendi, genel kurul buz kesti!
Turan Yaldır:
- Soruyorum AK Parti milletvekillerine: Katillere af muhafazakârlığın neresinde var? Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim "Düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz?" diye tam 49 yerde emrediyor. Neden aklınız ve vicdanınızla hareket etmiyorsunuz? Şehidin hakkını teröriste nasıl feda ediyorsunuz?
Hani "Terör örgütünden vicdan bekleyen vicdansızdır" diyordunuz ya? Soruyorum sizlere, bugün ne değişti?
- Soruyorum eski ve yeni CHP'ye: "Atatürk'ün partisiyiz" diyorsunuz ya, bu mu sizin Atatürkçülüğünüz? Bu mu Cumhuriyete olan sadakatiniz? Bugün affı için sıraya girdiğiniz katillerin dedeleri de benzer kalkışmaları yaptığında Atatürk sizler gibi teröriste kucak mı açtı? Hem teröriste af kapısı açacaksınız hem de Atatürk'ün mirasından söz edeceksiniz. Sizler Gazi Mustafa Kemal'in kemiklerini sızlattınız.
- Ve sesleniyorum eski baba ocağımıza: Ey ilk göz ağrımız, ey gönül yaramız, ey kara sevdamız; değer mi? Başbuğ Alparslan Türkeş'in ömrünü adadığı Türk milliyetçiliği davasına bu yakışır mı? Yemin etmedik mi Allah'a, vatana, bayrağa ve şehitlerimize sadık kalacağımıza?
@agusantonetti Trumpa karşı gelmesi sonrası sistemli yürütülen bir çalışma yapılmak istenmiş belli ki. Amaç belli umarım İspanyol dostlarımız bunların da üstesinden gelip emperyalizme karşı dimdik duracaklardır. Türk dostları olarak her zaman yanlarındayız
@E12tyfuf@aykiri Hocam geçen hafta iş için oradaydım, inan bazı hatlarda olsa da çoğu hatta klimalar sorunluydu. Kalp problemim var gerçekten ciddi zorlayıcıydı
Karadeniz'i insansızlaştırdılar. Önce direnen çocuklarından kurtuldular, sonra ortalıkta köylü bırakmadılar. Üstünü Ferrero ve yancıları yağmalıyor, altını ak maden şirketleri. Yağmalamak için sahipsiz bıraktılar.
Even iets anders tussendoor: weten jullie wel dat yoghurt Turks is? Ja, echt waar. Het is een Turkse uitvinding. Niet Grieks, niet Arabisch, maar Turks.
Ik laat Grok maar even aan het woord:
Yoghurt is van Turkse oorsprong. Het woord komt van het Oud-Turkse werkwoord “yoğurmak” (“indikken”); de eerste schriftelijke bron staat in de Divanü Lugat-it Türk uit de 11e eeuw. Nomadische Turkse gemeenschappen in Centraal-Azië ontwikkelden het door melk te fermenteren om die langer houdbaar te maken.
Vergelijkbare gefermenteerde melk was rond 5000 v.Chr. al bekend in Mesopotamië, maar de yoghurtcultuur en de naam verspreidden zich via de Turken. De Grieken maakten er tijdens de Ottomaanse periode kennis mee en namen het woord “yaourti” over uit het Turks. “Griekse yoghurt” is echter een moderne marketingterm; de uitlektechniek komt uit het Midden-Oosten.
Yoghurt is van Turkse oorsprong. Het woord “yoghurt” komt van het Oud-Turkse “yoğurmak” (“indikken”). De eerste verwijzing staat in Turkse teksten uit de 11e eeuw. Het werd ontdekt door nomadische Turken in Centraal-Azië als manier om melk te bewaren.
Vergelijkbare producten bestonden ook in Mesopotamië, maar de naam en cultuur van yoghurt zijn Turks. De Grieken leerden het kennen via de Ottomanen; “yaourti” komt uit het Turks. “Griekse yoghurt” is moderne marketing.
öldü, öldürdü, öldü, öldürdü.
akşama kadar okuduğumuz bunlar.
bu toplum hasta. bu gerçekle yüzleşmemiz lazım artık. doğulusuyla, batılısıyla, esnafıyla, memuruyla, işçisiyle, patronuyla, şehirlisiyle, köylüsüyle, dindarıyla, seküleriyle, genciyle, yaşlısıyla bu toplum hasta.