Bir gün ben olurum ya da olmam, başkası olur ya da olmaz önemli değil.
Ama bu satırlar kalsın.
Çünkü bunlar, bir adamın kendine yazdığı kanunlardır.
Önce kendinle ilgili gerçekler:
Hiç kimse senden üstün değil. Ben de dahil.
Birinden daha iyi olabilirsin, bir başkası senden daha iyi olabilir bu bir sıralama değil, bir gerçektir.
Kimsenin önünde küçülme, kimsenin önünde şişme.
İnsanları dinle, anla ama kendi bildiğin gerçeklerle yaşa.
Herkesi duy, kimseye teslim olma.
Yaptıklarından pişman olma.
Pişmanlık seni geçmişe bağlar; ders ise geleceğe taşır.
Olanı değiştiremezsin, ama ondan öğrenebilirsin.
Kaybetmek diye bir şey yoktur ya kazanırsın, ya öğrenirsin.
Bugün ne düşündüğün, yarın nasıl yaşayacağını belirler.
O yüzden zihnine dikkat et çünkü zihnin, yarının taslağıdır.
Duruşunla ilgili gerçekler:
Saygısızlığa tahammülün olmasın.
Camdan değilsin, kırılmazsın gerektiğinde dik dur, gerektiğinde karşılık ver.
Çünkü bir adamın gözünün içine bakılır orada korku görünürse, ciddiye alınmaz.
Hiçbir şeyden gözün korkmasın.
Korku bir illüzyondur çoğu zaman başına gelmeyecek şeylerin provasıdır. Ondan sıyrıl.
Kendini kullandırma.
İnsanlar sana merhamet etmeyecek, sen de gereksiz yere merhamete kapılma.
Ama bunu zalimlikle karıştırma mesele acımasız olmak değil, ezilmemektir.
Herkese abi çekip peşinden gitme.
Abisi çok olan, abi olamaz.
Kendi ayağının üstünde dur, kendi adınla var ol.
Karakterinden ödün verme.
Sen nasıl bir adamsan öyle ortamlarda bulunursun değerin, çevrende yankılanır.
İnsanlarla ilgili gerçekler:
Kimseye kolay güvenme, ama herkesi de düşman belleme.
Her yüzüne gülen dost değildir; her seni eleştiren düşman değildir.
Farkı görmeyi öğren bu, hayatın en pahalı dersidir.
Manipülasyonun ne olduğunu bil ki, sana uygulanırken fark edesin. Bileni kandıramazlar.
İnsanı en çok yine insan hasta eder.
Kimsenin seni içten içe çürütmesine izin verme.
Bazı insanlardan uzaklaşmak, bir kayıp değil, bir tedavidir.
İnsanları yargılama.
Çünkü herkes kendi tekâmül yolunda, kendi dersini alıyor.
Senin "kötü" gördüğün, belki kendi sınavının ortasındadır.
Sözünle ve onurunla ilgili gerçekler:
Tutmayacağın sözü verme.
Çünkü tutulmayan her söz, önce karşındakine, sonra kendine olan saygını aşındırır.
Kimsenin duygusuyla oynama.
Nasıl bir insansan, baştan söyle.
Dürüstlük bazen sert olur ama oyundan her zaman asildir.
İnsanlarla konuşurken taktik kasma, kendin ol.
Çünkü en büyük güç, hesapsız olabilmektir rol yapan yorulur, kendi olan rahattır.
Ve en derin gerçekler:
Bu dünya, bizim asıl evimiz değil.
Burası bir geçiş, bir okul, bir ders yeri.
Acıdan kaçma yeri değil acının aslında bir öğretmen olduğunu anlayacak kıvama gelme yeridir.
Bu hayatı sadece sen yaşıyorsun.
Ne yaşadığını tam olarak yalnızca sen ve evren biliyor.
O yüzden insanların sana ne dediğini fazla kafaya takma kendi yolundan şaşma.
Çoğunluk gaflettedir, çoğunluk uykudadır.
Bu bir hakaret değil, bir gözlemdir.
O yüzden çoğunluğun gittiği yoldan gitme sürünün izi, çoğu zaman uçuruma çıkar. Kendi hikâyeni kendin yaz.
Muhtaç olduğun kudret, dışarıda bir yerde değil kendi damarlarında, kendi içinde.
Bilgelik ruhunda saklı; onu başkasında arama, içinde uyandır. Bilgelik dediğin şey çoğu zaman uygulanan farkındalıktır.
Aklın hür olsun.
Çünkü zincirlerin en ağırı, görünmeyenidir zihnine vurulandır.
Buraya kadar okuduysan, demek ki için hâlâ özgürlüğe aç.
O zaman şunu hiç unutma.
Hür yaşa. Hür öl. Gerisi teferruattır.
Ayet şöyle diyor : "Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi."
Hep düşündüm, insanoğlunun yüklendiği bu şey neydi? Dağın ürktüğü ve ama insanın ürkmediği o şey neydi? Teolojik çeperden çıkıp kendimce cevaplayacağım. "Seçme kudreti"
Kubrick "insan seçemezse insanlıktan çıkar" diyor. Fakat Özgürlük ve seçebilmek bazen öyle ağır bir yük ki. Tutsaklık ve seçememek de. Bu ikisi arasındaki çelişkimiz, biat ve isyan, kabul ve red, dahil olmak ve direnmek insanı yoruyor. Ve tam da bu sahne gibi yalnızca birinin size doğru olanı söylemesini istiyorsunuz. Bazen tam olarak böyle yoruluyorsunuz. Bergman'ın Kış Işığı filmindeki gibi "tanrım bana kutsal bir amaç ver ve senin uysal kölen olayım" diyorsunuz. İnsana kendinin dışına taşma özgürlüğü verilmiş, fakat bu taşmadan da sorumlu tutulmuş insan. Dağları ürküten o yükü anlayınca bir dağın hiçliğine dahil olmak çok güven verici geliyor.
Zbigniew Herbert şöyle diyor bir şiirinde :
"Çakıl taşı
Mükemmeldir
Kendisine özdeş
Sınırlarının farkında
Tamamıyla doldurulmuş
Taştan bir anlamla"
İnsan bazen bir çakıl taşı olmak istiyor.
1.5 yaşındaki Efe bebeğin yüzü pitbull tarafından parçalandı. 5 yaşındaki ablası da yaralandı.
Efe'nin yüzü iyileşmeden pitbullun sahibi Tuğçe Ö. E. tahliye oldu.
Razı değiliz!
bu fotoğraftan da anlaşıldığı üzere ‘çalışan kadın’ terimi bir totolojidir. çalışmayan kadın diye bir şey hiçbir zaman var olmamıştır, yalnızca yaptığı iş karşılığında para alamayan kadın diye bir şey vardır.
4 buçuk yaşında Hamzayı diri diri yiyen başıboş köpekler hala evin çevresinde dolaşıyormuş. Canlı yakalamaya çalıştıkları için köpekler kaçıyormuş. Amcası köpeğin ağzındaki kan duruyor diyor.
Hamza'nın ailesi bu köpekleri gidip tüfekle vuramaz. Hatta tekme bile atamaz. 2021'de yaptıkları değişiklik ile dünyanın hiç bir yerinde görülmemiş şekilde köpeklere can statüsü verildi.
Fiske atsan savcılık peşinden geliyor. Tavuğunu yiyen köpeği sopayla kovalayan köylünün nasıl ters kelepçe gözaltına alındığını hep beraber izledik.
İşte bu yasanın mimarı Özlem Zengin ve Rümeysa Kadak. Muhafazakar cenahtan gelip Kadıköy solcularına yaranmaya çalışan bu isimler en radikal yasaları geçirdi. CHP gelse yapamazdı bunu.
Yaptığınız hatanın farkında mısınız? @RTErdogan@oktay_saral@Yenisehirlioglu
Köpekler tarafından katledilen 5 yaşındaki Hamza Özsoy’un haberini tüm haber siteleri SİLMİŞ!
O halde daha gür haykırıyoruz: HAMZA ÖZSOY’U BAŞIBOŞ KÖPEKLER KATLETTİ!
Hüdapar Van İl Başkanı Rasim Saygın:
"(4 yaşında başıboş köpeklerin öldürdüğü Hamza) parçalanmış demek az kalır. Aile ile görüştüm. Resmen yemişler çocuğu. Ülke gündeminde pek yer almadı ne yazık ki. Bunun üzerine gitmemiz lazım."
Avukat @aslihan_ercan:
"Sayın cumhurbaşkanım, emanetiniz olan çocuklar 2026 yılında köpekler tarafından diri diri yeniyor. 4 buçuk yaşındaki Hamza, 13 köpek tarafından kapısının önünde diri diri parçalandı ve vefat etti.
Cumhuriyet ve Osmanlı tarihinde yaşanmayan bir vahşet sizin dönemizde yaşanıyor. Size bilgi veriyorlar mı?
İtlaf kararı almamız lazım. Mama lobisini yenmemiz lazım. Halk edebiyle sesini duyurmaya çalışıyor. Diğerleri gibi arsızca sokaklara dökülmüyor. Sizin bunlardan haberiniz var mı?"
@RTErdogan@oktay_saral@Yenisehirlioglu
Hatalarının seni düşürmesine değil, dönüştürmesine izin ver..
Çünkü aslında her hata, tıpkı sütün yoğurda, peynire dönüşmesi gibi insanı olgunlaştıran, değerini artıran bir evrim sürecidir. Tabi eğer hatalardan ders alabiliyorsan.
İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.
‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.
Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.
Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.
Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek.
Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini vererek iyileşir.
Bugünün dünyası, insanı fark ettirmeden yoruyor. Gürültü çok ama temas az. İlişkiler var ama derinlik yok. Pek çok insan, kendi hayatının seyircisi gibi yaşıyor. Hayat yanı başımızdan geçip gidiyor.
Her şey yerli yerinde görünür, ama hiçbir şey tam olarak hissedilmez. Adeta, yaşanmamış bir hayattan ölürüz.
Çare ise büyük devrimlerde değil, küçük uyanışlarda. İnsanın yeniden bir şeye yönelmesinde, bir heves, bir tutku, bir ülkü sahibi olmasında.
Bir işe dalıp zamanın akışını unutmasında.
Bir dostun gözlerinde kendini hatırlamasında.
Kendinden büyük bir anlamın çağrısına kulak vermesinde.
Çünkü insan, ancak bağ kurduğu ölçüde vardır.
Ve hayat, ancak içine karıştığımızda, onunla alış verişe girdiğimizde, varoluşun sevincini hissettiğimizde başlar.
Bazı insanlar seninle bağlantı kurmak için bakar. Bazıları ise kendini kıyaslamak için.
Birinin odağı: "yeterli misin?"
Diğerinin odağı: "benden fazla mısın?"
Bu fark küçük gibi görünür... ama ilişkilerin kalitesini tamamen belirler.
Çünkü sürekli kıyasın olduğu yerde güven değil, rekabet büyür.
Psikolojik olarak sağlıklı bağlar; kıyas üzerinden değil, görülme ve önemsenme hissi üzerinden kurulur.
O yüzden hayatına aldığın insanları seçerken şuna dikkat et:
Seni ölçüyor mu, yoksa seni gerçekten görüyor mu?
Bunu fark etmeye ihtiyacı olan birine gönder.
Senelerdir bu kanalı ifşa ediyorum kimsenin umrunda değildi. Biraz da medya ifşa etsin belki insaf ehli bir yetkiliye denk gelir.
Ha bu arada, bu video diğer videolarının yanında biraz masum bile kalır :)
Günaydın Türkiyem!..
•Bahar duası 🍀
Ey kalbime usulca dokunan diriliş, kurumuş dallarımı incitmeden yeşert. İçimde biriken suskunlukları, çiçeklerin diliyle konuştur.
Rüzgârını sert değil, merhametli gönder; geçmişin tozunu alıp götürsün, ama hatıraların inceliğini incitmesin.
Beni, toprağın sabrına, çiçeğin tevekkülüne, yağmurun arınışına yaklaştır.
Ve eğer yeniden başlayacaksam, bunu bir gürültüyle değil bir tomurcuğun sessiz cesaretiyle nasip et…
• Ruhatemas 🌀
Bazen yalnızca durmak gerekir;
dünyanın gürültüsünden değil, ruhun en derin vadilerinden doğan o sessizlikle.
Hiçbir şey beklemeden, sabrın ince zarafetiyle kalbine eğilip,
kendini yeniden duyan bir içsel yolculuğun gölgesiz ve uçsuz sessizliğiyle..
• Ruhatemas 🌀