Hak bildiği yolda gözünü budaktan sakınmayan şairler sultanı, büyük dava ve aksiyon adamı Üstat Necip Fazıl Kısakürek’i ebedî âleme irtihalinin 43’üncü yılında rahmetle, minnetle, özlemle yâd ediyorum.
Biz makamda, ünvanda, koltukta şeref bulan değil; millete hizmetkârlığı şeref gören bir kadroyuz.
Hepimiz Türkiye’ye ve Türk milletine hizmet davasının neferleriyiz.
Türkiye Yüzyılı’nı inşa edene kadar durmadan, dinlenmeden koşturmaya devam edeceğiz.
Yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz.
Birleşmiş Milletler 79’uncu Genel Kurulunun tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Küresel adaletsizliğin giderilmesi için hep birlikte çalışmak mecburiyetindeyiz. Unutmayın; dünya 5’ten büyüktür, daha adil bir dünya mümkündür…
Sesimizle, sözümüzle, dualarımızla, insani yardımlarımızla, elimizdeki tüm imkânlarla Gazze’nin, Filistinli kardeşlerimizin yanındayız. Onların asil ve onurlu direnişine her zaman destek vermeye devam edeceğiz.
Cumhuriyetimizin 100’üncü yılının darbe ürünü bir anayasayla karşılanmış ve geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz.
Bu eksikliğin yine millî irade eliyle giderilmesi demokrasimizin gücüne güç katacak, Türk siyasetinde yeni bir kilometre taşı olacaktır.
Siyaset kurumunun ekonomik ve sosyal sorunları öne sürerek sivil anayasa ihtiyacını gündemden düşürmek istemesini doğru bulmuyoruz.
Yeni anayasanın sihirli değnek gibi dokununca sorunlarımızı bir anda ortadan kaldırmayacağını elbette biliyoruz.
Yeni anayasa, sivil siyasetin alanını genişleterek ekonomiden sosyal hayata ülkemizin meselelerinin çözümünü daha da hızlandıracaktır.
Siyasetteki yumuşamayla birlikte farklı siyasi partiler arasındaki istişari görüşmelerin yoğunlaşması, bu bakımdan önemli bir fırsat teşkil ediyor.
Türk siyasetinin bu fırsatı ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz adına kalıcı bir kazanca dönüştürmesini ümit ediyoruz.
Biz milletimizin beklentileri çerçevesinde üzerimize düşen yapıcı rolü oynamaya devam edeceğiz.
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan Ramazan ayının İslam âlemi ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek olsun.
Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar, bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir.
Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze’dir.
İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı.
Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi.
Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi.
Söz konusu İsrail olunca:
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin…
Görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyinin…
Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının…
Tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının…
Hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir, bir soykırım girişimidir.
Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir.
Bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına samimiyetle sahip çıkmaya davet ediyorum.
Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her cunta girişiminde, her siyasi ve ekonomik krizde, her sosyal kargaşada kesintiye uğradı.
Menderes’i hoyratça Başbakanlık koltuğundan indirip darağacına gönderen zihniyet, 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı.
Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı.
Bu darbe girişiminin elebaşlarından birinin, gerekirse ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir.
Hatta dönemin cuntacıları, 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdir.
Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasbedildiği…
Millî irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği…
Sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı…
Bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı…
Velhasıl demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız.
Allah güzel ülkemizi bir daha bu faşist zihniyetin eline düşürmesin…