Burada eksik olan, günah kavramının niyet ile ilişkisi..
Ömer Hoca’nın verdiği örnekte, Hz. Musa’nın adam öldürmesi olayında onun niyeti o fiili icra etmek değildi.
Bir mazluma yardımcı olma niyetiyle müdahale etti. Fakat müdahalesi, istemediği hâlde Kıptî’nin ölümüne sebep oldu. Zaten aynı adamı sonrasında yine benzer bir durumda görünce, makul bir adam olmadığını yüzüne söyledi.
Anlatmak istediğim de tam burada saklı;
Ömer hoca Hz Musa’nın kasıtlı olarak bir adamı öldürdüğünü ve böylece büyük günah işlediğini söyleyerek hata yaptı ama burada kötü niyetli değildi. Bu nedenle Allahu alem günaha girmedi sadece eksik bakış açısıyla yanlış çıkarım yaptı, diyebiliriz.
Ehl-i sünnetin ana görüşü, olayı doğru bir şekilde okuyarak hata ile günahı birbirinden ayırt etmeleridir. Peygamber seçilmelerinde de etken olan insanların, evvelinde kötü niyetli hatalar yapmamaları bu seçimde bir nedendir.
Niyetlerinin, yani içtihatlarının, sorunları çözmek niyetiyle hâlis olması durumunda, aralarında savaş yapsalar dahi müminlerin karşılıklı sevap aldığı
görüşü de bu yaklaşım nedeniyledir.
Zira insanlar mizaçları, zekaları, tecrübelerinden gibi nedenlerle hadiseleri ve sorunları farklı okuyabilirler . Çözüm yolları da bu nedenle aralarında çatışmaya yol açacak kadar farklı olabilir.
Bununla birlikte, niyet iki tarafında çözüm adına olsa da daha ferasetli ve basiretli olanın iki kat sevap alacağını ehli sünnet belirtmiştir.
Ez cümle, hata ile günah ve kötülüğü birbirinden ayırt etmeli. İtilaflarda bir taraf haklı bir taraf haksız da olsa her zaman haksız olan kötü veya günahkâr olmak zorunda değil
Burada eksik olan, günah kavramının niyet ile ilişkisi..
Ömer Hoca’nın verdiği örnekte, Hz. Musa’nın adam öldürmesi olayında onun niyeti o fiili icra etmek değildi.
Bir mazluma yardımcı olma niyetiyle müdahale etti. Fakat müdahalesi, istemediği hâlde Kıptî’nin ölümüne sebep oldu. Zaten aynı adamı sonrasında yine benzer bir durumda görünce, makul bir adam olmadığını yüzüne söyledi.
Anlatmak istediğim de tam burada saklı;
Ömer hoca Hz Musa’nın kasıtlı olarak bir adamı öldürdüğünü ve böylece büyük günah işlediğini söyleyerek hata yaptı ama burada kötü niyetli değildi. Bu nedenle Allahu alem günaha girmedi sadece eksik bakış açısıyla yanlış çıkarım yaptı, diyebiliriz.
Ehl-i sünnetin ana görüşü, olayı doğru bir şekilde okuyarak hata ile günahı birbirinden ayırt etmeleridir. Peygamber seçilmelerinde de etken olan insanların, evvelinde kötü niyetli hatalar yapmamaları bu seçimde bir nedendir.
Niyetlerinin, yani içtihatlarının, sorunları çözmek niyetiyle hâlis olması durumunda, aralarında savaş yapsalar dahi müminlerin karşılıklı sevap aldığı
görüşü de bu yaklaşım nedeniyledir.
Zira insanlar mizaçları, zekaları, tecrübelerinden gibi nedenlerle hadiseleri ve sorunları farklı okuyabilirler . Çözüm yolları da bu nedenle aralarında çatışmaya yol açacak kadar farklı olabilir.
Bununla birlikte, niyet iki tarafında çözüm adına olsa da daha ferasetli ve basiretli olanın iki kat sevap alacağını ehli sünnet belirtmiştir.
Ez cümle, hata ile günah ve kötülüğü birbirinden ayırt etmeli. İtilaflarda bir taraf haklı bir taraf haksız da olsa her zaman haksız olan kötü veya günahkâr olmak zorunda değil
@AkhmedHamdi@Tyfn_Tuna İşte ben de bunu diyorum. Hastane doktoru ve raporu ile paylaştığım HE’nin diabet doktorunun söyledikleri dururken falan filan böyle demişin anlamı var mı?
Bravo doğrusu. Bu ezberin özellikle hayatı bir imtihan görenler tarafından kullanılmasına şaşırıyorum. İnternette tasavvuf üzerine videolar yapan birinin de bu yaklaşımı kullanması üzerine:
“Mümin, yanındaki toksit üretenden(!) uzaklaşmaz ona el atar”
diye kendimce bir şeyler anlatmıştım.
https://t.co/VxovrVMHJA
Bravo doğrusu. Bu ezberin özellikle hayatı bir imtihan görenler tarafından kullanılmasına şaşırıyorum. İnternette tasavvuf üzerine videolar yapan birinin de bu yaklaşımı kullanması üzerine:
“Mümin, yanındaki toksit üretenden(!) uzaklaşmaz ona el atar”
diye kendimce bir şeyler anlatmıştım.
https://t.co/VxovrVMHJA
@tahsinikelam Kalp arındıkça insan, olayların sadece görünen yüzüne takılı kalmamayı öğrenir.
Tasavvufta mükaşefe’nin bir yönü tam olarak budur, Perdenin arkasındaki manayı idrak etmek.
Gövdesine kadar çürümüş söğüt ile yapraklarına haşere gelmiş çınarı aynı kefeye koymak haksızlık… netice de 15 Temmuz sonrası akılalmaz ve bebe-hamile-yaşlı ayırtetmeksizin yapılan sınırsız kötülükler gösterdi ki mevzu eski soğuk savaş yıllarında kalmış değilmiş. Yani ne kadar yapılanmanın devamı ve tecessüs olmasının elzem olduğunu hepimiz tecrübe ettik.
Yani herşeyin tüm çıplaklığıyla konuşulmaması anlaşılır bir mevzu ama bunun oluşturduğunu boşluk çoğumuzun imtihanı oldu…
Bugün @nagehanerdem2 hanımın odasında organizeli kötülüğe karşı ancak iyilerin kollektifliği çözüm olabileceğini konuştuk.
Eğer ülkede tüm demokratik kanun ve evrensel hukuk yazılı da olarak bulunsa da devlet içerisinde birlikte aynı çıkar hedefli senkronize hareket edenlere karşı hukuk işletilemiyordu. Sorun hukuk olmaması değildi.
Hukuku işletebilecek devlet görevlililerin görevlerini yapabilmesini sağlayacak her türlü motivasyon erdemlidir. İsterse bir cami imamınından gelsin bu teşvik..
Bakın bugün devletluların karıştığı veya koruduğu en adi suçlar bile yasalara rağmen ortaya çıkarılmıyor.
Ülkenin onlarca yıllık en kötüleri Ergenekon, JİTEM vs. derin organizelerdir.
Ülkenin en aptalları da gerçekten bu kötülüğü çözme çabasını kumpas olduğuna inananlar…
Bu kolektif kötülük çuvala sığdırılamazdı; öyle bir gerçekti ki bugün Batı dünyasına milyonlarca insan bu yüzden kaçmışlardır. O kolektif kötülüğün sonucu, sadece son demde 17 bin faili meçhul, susmayan bombalar, bitmeyen suikastlar yaşandı… Ergenekon, Balyoz ve diğer darbe teşebbüslerine karşı yapılan hukuki operasyonlarla cin şişeye tıkılabilmişti. Susmayan bombalar, cinayetler birden kesildi. Ancak içeride bir Kozinoğlu cinayetini yapabildiler.
Düşün��n, ülkenin en devamlı yaşanmışlığına karşı yapılan ve Cumhuriyet tarihinin en delilli operasyonlarını “orduya kumpas” zannetmek öyle bir vicdansız aptallık ki; 15 Temmuz sonrası gerçekten orduya yapılan kumpası perdeledi.
Halkın seçtiklerinin değil de sümenaltında ülkeyi yönetme merkezi Kozmik Oda’yı bile savunan var ülkemde… Hem de bu aptallar çok kalabalık.
“Ülkenin beka sorunu” deyip korkuyu pompaladın mı, her türlü kötülüğü örtebilirsin bu ülkede…
Bu kanlı organize; tüm çeteleşmelerini, antidemokratik Kozmik Oda’larını, hükümetler de milletin emanetlerini çalıp çırpmalarını kahramanlığa dönüştürüp kendilerini halka alkışlatırlar.
Bravo doğrusu. Bu ezberin özellikle hayatı bir imtihan görenler tarafından kullanılmasına şaşırıyorum. İnternette tasavvuf üzerine videolar yapan birinin de bu yaklaşımı kullanması üzerine:
“Mümin, yanındaki toksit üretenden(!) uzaklaşmaz ona el atar”
diye kendimce bir şeyler anlatmıştım.
https://t.co/VxovrVMHJA
BİR TEKLİF
Artık cami açmanın zamanı geldi.
Hizmet,Türkiye’de cami yerine okul önceliğiyle büyük bir vizyon gösterdi .
Fakat Batı’da şartlar farklı: burada mabetler için radikal veya marjinal mekan algısı yok,
bilakis toplumla görünür ileti��im kurmanın meşru ve etkili bir yoludur
Hocaefendi’nin diabet doktoru ile yazışmamdan pasajlar👇🏻
İsmail Sezginle paylaştım ama çok tuhaf şekilde doktorunun bu anlattıklarını reddedip “ama bu iddialar var deyip twitterde herhangi birilerinin iddialarını paylaştı benimle.
O zaman İsmail hoca’nın fikrini asla değiştirmeyeceğini anladım ve bunları yayınladım.
Babasının hapishane günleri sayıyor; kızkardeşinin ise babasıyla bir anısı bile yok.
Babaları hapiste tutulan, AİHM kararlarıyla aklandıkları halde tahliye edilmeyen masum çocukların seslerini kim duyacak?
@brnslagca
İşkenceVar HukukYok
O fetret döneminin neşriyatlarına bakılsa alim kişiler, bu musibet bizim başımıza neden geldi hikmeti nedir konusuna odaklandıklarını görürsünüz… bu tefekkürü, Bediüzzaman’ın Küçük Sözler bahsindeki 60 arşınlık kuyunun ortasında bir dala tutunmuş bahtiyar kardeşe benzetebiliriz, bulunduğu durumun hikmetini anlamaya çalıştığında o şer gözüken hadiseler daha güzel bir geleceğe taşıyan bir vesileye dönüşür.
Osmanlı da o musibetin etkilerini atlatıp , gerekli dersi de çıkartıp, aralıksız gelişti ve dünyada asırlar süren rakipsiz bir devlete ve bir medeniyete dönüştü…
Şu kamu suçlarının yanında kıyasla hangisi daha fazla cezalandırılmayı hakettiğine karar verir.
Atatürk kendi zamanında artık ülkenin en zenginidir.
Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen her yurt dışı firma üçte biri kendisinin olduğu İş Bankası üzerinden yatırım yapmak zorundaydı.
İsmet İnönü, günlüklerinde mal varlığını kendisinin Atatürk’ü ikna edip hazineye kazandırdığından bahseder.
@kirmizibugdayim @GezsenAnadoluyu Al Atatürk’ün Bira, buz, malt, gazoz fabrikasından deri fabrikasına kadar sıralı listeli bütün servetini ekliyorum. liste biraz uzun sen sabırla oku. Kaynak: İsmail Cem
Sadece meslek İcabı mı uğraşların yoksa erdemli hüzün ve kaygılardan mı?…
Manevî konuları, sadece dinî sohbetlerde mi mesele ediniyoruz?
Bize yansıyan taraflarıyla siyasîleri, hep umum hakkında, yani herkesi ilgilendiren konuları konu edinmeleriyle tanırız.
Ama zamanında birçok politik isimle yaptığım kültürel gezilerden bilirim ki kamu meselelerini arka planda hiç konu edinmezler; sen sosyal mevzuları açmak istesen bundan sıkılırlar zira maskelerini çıkarmışlardır
Yani umumî konuşmaları, umuma konuşurken sadece yaparlar. Onun dışında hep kişiseldir dertleri, meşguliyetleri ve konuşmaları.
Şey gibi, kimi cami imamlarının yıllık izninde namaz kılmaması gibi bir absürtlük…
Şimdi buradan hareketle, dinî bir cemaatin ve vakıfların içerisinde vazife yapan insanlar kendilerini bir check etseler: Acaba ben dini bir meslek olarak mı yapıyorum, yoksa meslek olarak mı?
Acaba gün boyu sohbetlerimde maişet, iş teşebbüsleri, iş yerindeki sorunlar, gelir-gider matematiği, eşinle yaşadığım sorunlar veya çocuklarımın canımı sıktığı konular dışında; erdemli hüzünlerim, dert edindiklerim var mı, meslek maslahatı dışında konuşuyoruz mu bunları diye düşündüğümüz oluyor mu acaba?
Mesela;
Gençlerin, zehirli bal olan bohemîlik bataklığına ve ateizm savları yağmuruna karşı, dünya ve ahiretlerini kaybetme risklerine karşı neler yapılabilir, ne tedbirler alınabilir?
Şu İslam’dan uzak diyarlarda; Hz. Peygamber’den, mesajlarından ve hiç şüphe duymadığım ölüm sonrası dirilişten, her şeyin hesabının sorulacağı büyük mahkemeden, hülasa sonsuz hayattan habersiz olan şu etrafımdaki insanlara, nasıl anlatabilirim bu hayatın anlamı gördüğüm hususları?
Rabbim bizi sürekli gözetliyor;
Ne kadar samimi olduğumuzu hem düşünce hem de davranışlarımız üzerinden biliyor. Ama bunu her birimiz de kendi samimiyetimizi test ederek bilebiliriz:
Düşünce ve eylem yoğunluğumuzu geçici olana mı, ebedî olana mı daha çok sarf ediyoruz.
İMAN, Bediüzzaman’ın ifadesiyle, hayatına hayat mı olmuş; yoksa dünyalık bir meşguliyet olan meslekten mi ibaret?
Bunu en iyi insanın kendisi bilir.
Tabii ki bu, bir kenara çekilip kendi karnesini tefekkür etmesiyle ortaya çıkarılabilir.
“Hesaba çekilmeden, bir giysi gibi için dışına çıkartılmadan evvel kendini hesaba çek…” sanırım böyle bir şey.
Allah, münafık damgası vurulmaktan bizleri korusun.
Bu olayın bambaşka bir şey olduğuna dair sadece şu haber bile yeter.
Doğrusu gerçek katillerin kimler olduğu konusunda görüntü dahi yeterli deliller var. Bu delilleri toplayan polisler şu an içeride ama katilleri dışarıdalar..
ülkede gerçekten korkunç yöneticiler var, hem cinayet azmediciler hem de katilleri korumaktalar.
bu veballerini örtmek için de şu iftiralarla daha azim vebale girdiler.
Şu kızcağız farkında olmadan belki bir ömür boyu utanacağı dipsiz bir kötülüğe alet edildi.
Ama olayın daha başka boyutları da olduğundan olayın tüm perde arkası bilgileri tamamlandıktan sonra haberinin yapılacağını düşünüyorum
@nagehanerdem2 Bugün İngiltere’dedeki İslam şeriatı mahkemeleri hakkında doktora çalışması yapan akademisyenin Instagram hesabı
https://t.co/xULNS19y4f
İngiltere’de isteyen Müslümanların, belirli alanlarda İslam hukukuna göre uyuşmazlıklarını çözebildiğini biliyor muydunuz?
Osmanlı’da ise bunun çok daha geniş bir karşılığı vardı. Müslümanlar, Ortodokslar, Doğu Hristiyanlarını temsil eden Ermeniler ve Yahudiler; medeni hukuktan ticarete, kendi helal-haram hükümlerine kadar kendi şeriatları çerçevesinde özgürce hukuklarını uygulayabiliyordu.
Şeriat kelimesini, dünya hukuku değil de polemiklerin zihinlerde oluşturduğu dar algıyla değerlendiren insanların çoğu, savunurken de eleştirirken de önceden oluşmuş fikirlerinin üzerine araştırarak bir tuğla bile koymuyor.
Bizim ülke, gürültüye pabuç bırakanlar ülkesidir.
Okumuşu ayrı bir âlem, okumamışı ise bu cahil bilgiçlerin elindeki oyun hamuru gibi.
Bakın size bir örnek vereyim:
İngiltere’deki bu islam şeriatı mahkemesini konu alan bir belgeselde bazen ihtilaflı hristiyan veya inançsızların bile şeriat tahkim mahkemesine gittiklerini ve verilen kararı kabullendikleri ile ilgili anlatılar var. Neden islam mahkemeleri sorusuna bunlar “buradaki cezalar çok daha mantıklı” anlamına yakın sözler söylediler..
İnsan, sevdiğini de nefret ettiğini de öncelikle iyi tanımalıdır.
Bu, insanın en başta kendine olan saygısından dolayı gerekli olandır.