AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Gezi tutukluları cezaevindeyken toplumsal barış inşa edilemez. Hukuka ve anayasaya saygısı olmayanların barış söylemi samimiyetsizdir. Türkiye'nin gerçek bir demokratikleşmeye ihtiyacı var, rehin alma politikalarına değil!
Cumhur İttifakı’nı yanına alan siyasal Kürtçülerin, Yeni Parti’nin üzerine nasıl yürüdüğünü görüyorsunuz. Daha düne kadar Demirtaş’ı savunan üç-beş kişiden biri de Özgür Özel’di. Siyasal Kürtçülerin artık Özel’e ihtiyaçları kalmadı; nasıl ki yarın T.C.’ye ihtiyaçları kalmadığında, bu tavrı seçilmiş Türk hükümetine karşı da sergileyecekler.
Yeni Parti’ye sürekli siyasal Kürtçü söylemi salık veren ve süreci Türk halkının iradesinden sakınmaya çalışan odakların olduğunu görebiliyoruz. Yeni Parti’nin, “demokrat” iddiası altında saydığı “milliyetçi demokratları” hangi söylemle yanına almak istediğini doğrusu merak ediyorum.
Bunu yayabilir miyiz dostlar. X algoritması Instagram linki görünce baskılıyor biraz. Bu proje gayet iyi büyüyor, ilerliyor. Farklı mecralara da taşınıyor artık. Elden ele size zahmet.
Diyeceğimizi dedik...Daha ne diyelim...Hayırlı uğurlu olsun...Darısı haksız hukuksuz yıllardır tutsak olan siyasi tutsakların başına...Ve bu konuda iktidarın herhangi bir olumlu adım atmayacağı da çok açık...Öyle olsa AYM,AİHM kararları uygulanırdı...Onlar, Yeni Anayasa için pazarlık malzemesi olarak rehin aslında...E yasal olarak ta dün CB ye bu pazarlık yetkisi verildi...
Şimdi hep beraber gerçek bir demokrasi mücadelesi için iş başına...Bu arada Saruhan'a da bir sözüm var...Demirtaş hepimizin yoldaşıdır ve hepimiz barıştan yanayız...Neyse...
Başladığımız yeri unutmayalım...
#KurtuluşYokTekBaşına
#YaHepBeraberYaHiçBirimiz
Bu konuda ne yazasım ne konuşasım var. Ağzımızı açsak başımız derde girer mi diye düşünülen bir ülkede gönül hep razı olmak zorunda kalıyor. Bir kaç cümle kurmasam içim içimi yiyecek. Uğur Mumcu cinayetinin üzerinden geçen 33 yılda safahatı belli bir dosyanın yeniden açılması gündemde. Önemli, ancak şu soru da önemli; bu 33 yılın 24 yılı sizin zamanınızdı, ne oldu birdenbire?
Yineliyorum, siyasi olsun olmasın faili meçhullerin kamuoyunun gündeminde, iktidarın ilgi(!) alanında oluşu önemli. Çünkü hiçbir dosya zamana terk edilmemeli. Adaletin gecikmiş de olsa aranması, ilke olarak kıymetli.
Ancak uzun yıllar beklemiş, zarar görmüş, canı yanmış insanlar için güven duygusu kaybedilmişken, hukukun nerede araçsallaştığı, nerede işlediği açıklamalarla, görüntü vermekle olacak, anlaşılacak bir şdy değil. Bizler sürecin kendisine bakarız.
Necip Hablemitoğlu cinayeti bu iktidarın ilk günlerinde işlendi. Yıllarca dosyaya ulaşamadık. 15 Temmuz 2016 sonrasında soruşturma yeniden açıldı. 2023’te dava başladı. Ancak aradan geçen zamana rağmen süreç, sürecin sürecine döndü.
Bu yüzden bugün yapılan her açıklamayı, doğal olarak umutla değil; temkinle, kuşkuyla ve sorularla karşılarız.
Yine de dileğim değişmiyor: Hangi dönemde işlenmiş olursa olsun, hangi kimliğe ait olursa olsun, bütün faili meçhul cinayetler aynı ciddiyetle, aynı kararlılıkla ve makul sürede aydınlatılmalı.
Duvarlar çok ve yüksek, çekilecek çok tuğla var. Bu tuğlaların önemli bir bölümü de kamufle edilmiş. Gerçekten ne yaptığınızı geride kalanlar anlar, derdiniz pr mı gerçekten adalet mi?
Sadece şunu söyleyerek bitireyim; adalet, yalnızca bizim kaybettiklerimize duyacağınız bir namus borcu olmuyor( bu ifade sizin iktidarınızda kullanılan bir ifade, ben böyle cümleler kuran biri değilim) geride kalanların hayatına da öyle çok şey borçlusunuz ki... Buradayız, bizler geride kalan değiliz sadece tanığız aynı zamanda. Gördük, izledik, biliyoruz…
Yeni Parti tasarladığı katılımcı örgüt ve üyelik yapısını tamamlayabilmiş olsaydı eğer, belki çerçeve yasa konusunda da eli çok daha rahat olacaktı. Oyunu üyelerine sorarak belirleyebilirdi, ve hangi oyu verirse versin hem kendi kitlesine hem de diğerlerine karşı kendini daha kolay anlatabilecek, siyaseten daha sağlam bir yerde durabilecekti. Siyaset liderliksiz olmaz, her karar sorarak alınır demiyorum, ama katılımcı sistemin beelli avantajlarının altını çizmek istiyorum.
Onlar TV'de Şule Aydın'ın sorularını yanıtlayan Gökhan Günaydın taşı gediğine koymuş: Asıl hedef Anayasa değişikliği ve erken seçim. Üstelik Günaydın sözünü hiç sakınmamış.
Bunlar insan olamaz... Hatta hayvanlar bile bu kadar pislik bırakmıyor.
Ben olsam kesinlikle epey yaptırımlı (para cezası) bir "toplumsal yaşam" yasası hızla çıkartırdım. Her alanda dökülüyoruz
Ankara İletişim Fakültesi’nden dönem arkadaşımız, meslektaşımız, Duygu Öksüz Canova erken yaşta hayata veda etti.
Ailesine, sevenlerine ve Mersin Büyükşehir Belediyesi’ndeki çalışma ekibine sabır diliyorum.
8 Ağustos 2026 günü, Mersin Mezitli Mezarlığında öğle namazı ardından son yolculuğuna uğurlanacak.
Huzur içinde dinlenmesini diliyorum, ölüm yaşında değildi ama..
Canım dostum, Ankara İletişim Fakültesi’nden okul arkadaşım, meslektaşım, güzeller güzeli dert ortağım Duygu Öksüz’ü kaybettik. Evlatlarına, ailesine,dostlarına ve Mersin Büyükşehir Belediyesi’ndeki iş arkadaşlarına sabır diliyorum. Hayatına dokunduğu her insanda güzel izler bıraktı, güzel anılarda yaşayacak canım benim.
8 Ağustos 2026 günü, Mersin Mezitli Mezarlığında öğle namazının ardından son yolculuğuna uğurlayacağız Duyguşum’u. Huzurla uyu can….
Eğitimde artık paralı okullar ve birkaç önemli devlet okulu dışında tüm eğitim tarikatlara teslim edildi
Refah! Ona ne oldu?
Hani DEM ve destekçilerinin "uçacak" dedikleri ekonomik gelişmenin "refahı" galiba gelmeyecek.
Enflasyon düşecekti galiba, düşmedi
İşsizlik azalacaktı galiba, rekor kırdı
Sanayi coşacaktı galiba, iflaslar ardı ardına
AKP Yargı Kolları kalkacakken, bakan tapu hesabı bile vermedi
Bahçeli Öcalan’ı “kurucu önder” ilan etmiş, AKP yasa tasarısını TBMM’ye getirmeden önce İmralı’ya götürüp Öcalan’ın onayını alıyor ama tabana/halka “kişiye özel statü yok” diye propaganda edilmesini istiyorlar!
Sözcü Televizyonu @szctelevizyonu (kasıtlı değilse) Cem Küçük’ün “gazeteci”, benim de onun “meslektaşı” olduğumu öne sürerek şuursuzluk ve cehalette dibe vurmuş. Ne Cem Küçük gazeteci, ne de ben onun meslektaşıyım. Medyaya duhul ettirildiği günden beri Cem Küçük’ün gazetecilikle hiçbir alakası olmadı, o tam tersine gazeteciliğin düşmanıydı; yalan, hakaret, iftira ve tehdit yoluyla gerçek gazetecilerin kişilik haklarına her gün tecavüz eden, işsiz kalmaları ve tutuklanmaları için çalışan azılı bir suç makinesi, bir medya tetikçisiydi.
“Meslektaşları Cem Küçük'ü Yerin Dibine Soktu! Demedikler... https://t.co/bynIDeJsAe @YouTube aracılığıyla
Bunları da akıllı diye haber yapıyorlar. Bu tür zekaları boş boş haber yapanları da takip etmeyeceğim.
Ne diyor bu kişi: Gülistan Doku ile kim susturuldu ve bastırıldı? Bunu söyleyebiliyor mu?
Ya da hani Rabia Nazvdosyası da açılacaktı... Orada hangi AK Partilinin yakınları vardı? Niye Rabia Naz dosyasını açacam diyen Akın Gürlek bu sözünü unuttu?
Veya iktidar içi operasyonları çözemeyen biri haberci mi olur? Tasfiyeler kimin için yapılıyor, operasyonlar ile kim elenip kim rakipsiz bırakılıyor?
Boş boş konuşmaları haber yapanların da bomboş olduğunu anlıyoruz
Ben tutmayan tahminleriyle bilinen bir hesabım. Yine bir tane yazayım, sonunu görecek kadar ömrüm var mı bilmem ama bir köşede dursun.
Bu haliyle süreç; ne T.C. vatandaşları ne de Orta Doğu halkları için hedefi barış, demokrasi ve refah olan bir süreç değildir. Türk ve Kürt silahlı güçlerini yönetenlerin, kaderlerini bağladıkları ABD ve NATO'nun hedeflerini gerçekleştirmek için yaptıkları anlaşmanın ikinci adımıdır.