Deprem bölgesinde devlet mevlet yoktu deyip, sadece AHBAP vardı diyen o yaratık bir yandan muhtemel AHBAP soygunlarina zemin hazırlarken diğer yandan da işçiler çalışmayı bırakmış moralleri tükenmiş hale getiriyordu.
Bu cezasızlık vebali ahiret de karşımıza çıkar.
HATIRLA
B İ L E L İ M
Bu baraj yıkıldı haberini yapan Oğuzhan Uğur değil miydi ?
Yerel mahkeme 05 Mayıs 2026 da beraat kararı verdiğini biliyor muydunuz ??
İstinaf sürecini her vatandaş yakından takip etmeli.
Aynı kişi AHBAP için para toplatıp devletimin kurumlarını aşağılamı yormuydu ?
@adalet_bakanlik
#15TemmuzDestanı Haluk Levent
Metin Amca.
Darülacezenin gülü.
Kral adam.
Inna lillah ve inne ileyhi raciun.
O dünyanın en güleç yüzlü adamıydı. O kadar saygılı idi ki.
Sadece biz değil , etrafında sevmeyen tek insan yoktu.
Hayatın çemberinden geçmiş güzide insan. Kıymetli büyüğümüz.
Kimsesi olmasa da, aslında sevenleri Deniz Derya idi.
Tam sol yanımızı yaktın be metin amcam.
Rabbim rahmetiyle muamele etsin insaAllah.
Yerin dolmayacak.
El Fatiha dostlar , dua.
#iran #OkuldaKatliamaHayır
#FREEPALESTİNE
Uyanın...
Öleceksek adam gibi ölelim.
12 bin Filistinli tutsak asıldıktan sonra hangi onuru kalır ki insanın.
Bu suskunluk bize yakışmıyor.
Yeminle yakışmıyor.
HARK ADASI, HÜRMÜZ, BASRA KÖRFEZİ , KAZMA DAĞLARI
Hark Adası:
İran'ın petrol ihracatının yüzde 80-90 ı buradan yapılıyor.
Abd bu gün burada hava savunma üslerini ve askeri tesisleri vurdu.
Petrole dokunmadı.
Niye ?
Direkt brent petrolü fırlar bu da dünya ekonomisini alt üst eder.
HÜRMÜZ BOĞAZI
Abd uçak gemisi ile geçiş yapmak isteyen tankerleri koruyamaz.
İran dilerse mayın döşer ve buraları yangın yerine çevirir.
Burası savaşın en kritik noktalarından. Kontrol kim de ise savaşın hakimi olur.
BASRA KÖRFEZİ :
Dünya petrolünün yüzde 35 inin aktığı yer. Hürmüz kontrolü ABD ye geçer yada HARK ADASI petrol tesisleri vurulursa, sıradaki gündem Basra Körfezi.
KAZMA DAĞLARI nda ne var ?
İran'ın saflaştırılmış uranyumun saklandığı yer. Coğrafi konumu ve derin tünelleri nedeniyle hava saldırıları etki etmiyor. Kara harekatı gerek ancak o yürek terör devletlerin de yok.
Şimdi merak edilenler hakkında da kısa bir yorum yapıp keselim.
1-Emin olun netenyahu teröristi sağ.
2-Tel Aviv yıkım ve yangın videoları çok fazla abartılı ve yapay zeka üretimi . İran füzelerini dikkatli kullanmak zorunda olduğunu biliyor.
3-Ve bana kalırsa en önemli İran kazanımını söylemek gerek.
Birliktelik.Tek yumruk olan rejim karşıtları dahi birleştiler. Bu özellik kadim devletlerde vardır. Türkiye sınırından günlük giren İranli sayısı 1780 Türkiye'den İran'a giden İranlı sayısı 1960 bu kaçan yok demektir.
Rejim ilk kez bu kadar destek görüyor.
İşte ABD ve İsrail terör devletleri bunu hesaplayamadı.
Bir şey diyeceğim.
Emin olun iki adam dik duruyor.
Kalanı boş teneke.
Biri İspanya Başkanı Pedro.
Diğeri Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan
Türkiye Emin Ellerde
____
İran Türkiye'ye Dışişleri Bakanlığı'na /Hatay'ın Dörtyol
Bütün dünya bilsin ki ;
Her türlü oyunu görecek durumdayız, sadece görecek durumda değil aynı zamanda bozacak durumdayız.
( HAKAN FİDAN )
Türkiye Emin Ellerde
____
Hatay'ın Dörtyol S-400 #füze
İran Büyükelçisi İran Türkiye'ye
Günün sözü :
ABD Kongre Üyesi Sarah Jacobs:
Netanyahu'nun İran'a saldırmaya ikna ettiği tek aptal ABD Başkanı Trump oldu.
Gerçekten çok doğru.
#SONDAKİKA#IranWar#İran
İÇİMİZDEKİ HAİNLER İÇİN TEMİZLİK ŞART
Ülkeler yalnızca dış müdahalelerle fethedilmez. Bir devleti zayıflatmanın en etkili yolu, içerideki fay hatlarını harekete geçirmek, toplumu ayrıştırmak ve insanları kendi devletine karşı düşman hâle getirmektir. Tarih boyunca birçok örnekte görüldüğü gibi, iç karışıklık oluşturulmadan yapılan dış saldırılar kalıcı sonuçlar doğurmamıştır.
Bugün ülkemizde de bunun çeşitli yansımalarını görmek mümkündür. Devletine karşı sürekli olumsuz propaganda yapan marjinal gruplar, bazı gazeteciler ve yabancı odaklarla aynı dili kullanan çevreler, toplumsal olayları olduğundan çok daha büyük ve kaotik göstererek devleti itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Tekil suç vakaları bile “ülkede devlet otoritesi yok” algısı oluşturacak şekilde servis edilmekte, özellikle sosyal medya platformlarında — örneğin Twitter — bu içerikler sistematik biçimde yayılmaktadır.
Bu tür girişimlerin amacı, halk ile devlet arasındaki güven bağını zayıflatmaktır. Oysa bir devletin gücü yalnızca ordusundan değil, milletinin birlik ve beraberliğinden gelir. Bu nedenle devlet, kamu düzenini bozmayı hedefleyen bu manipülasyonlara karşı gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Yakın coğrafyamıza baktığımızda da benzer senaryolar görülmüştür. Irak, Libya ve İran gibi ülkelerde dış müdahalelerden önce iç dengelerin bozulduğu, toplumun ayrıştırıldığı ve yerel unsurların harekete geçirildiği bilinen bir gerçektir. Yani ilk işgal çoğu zaman silahla değil, zihinlerle başlamıştır.
Benzer şekilde “terörsüz Türkiye” hedefi konuşulurken, duygusal söylemlerle kamuoyunu manipüle etmeye çalışanların gerçek niyetleri de iyi analiz edilmelidir. Devlet otoritesinin zayıfladığı her ortam, dış güçlerin müdahalesine açık hâle gelir. Özellikle sınırlarımızın hemen ötesinde, Suriye ve Irak kuzeyinde faaliyet gösteren PKK gibi yapılanmalar, olası bir kriz anında Türkiye için ciddi bir güvenlik tehdidine dönüşebilir.
Artık ,Türkiye'nin " Terörsüz Türkiye " amacı neymiş netleşmiştir insanların gözünde.
Bilinsin ki İran'da ki kara unsurları İsrailin terörist askerleri değil , içerdeki satılmış vatansızları olacaktır. Umulur ki İran halkı tan bir birlik, bütünlük içinde olsun.
Bölgemizde yaşanan gelişmeler, İsrail ile İran arasındaki gerilim ve küresel güçlerin müdahil olduğu senaryolar, jeopolitik risklerin ne kadar hızlı büyüyebileceğini göstermektedir. Hürmüz Boğazı gibi stratejik geçiş noktaları dahi küresel dengeleri belirleyebilmektedir. Hürmüz bogazinda İran hakimiyeti savaşın süresini belirleyecektir. Hürmüz ABD ye geçerse İran balistik füzeleri bittiginde savaş bitecektir.
Kaybeden İran olur.
Eğer kontrol İran da kalırsa savaş kısa sürede bitecektir.
Kazanan İran olur.
Konumuza dönersek;
Tüm bu gelişmeler bize şunu göstermektedir: Güçlü bir devlet olmak yalnızca askerî kapasiteyle değil, içeride birlik ruhunu korumakla mümkündür. Savunma sanayii yatırımları, İHA ve SİHA teknolojileri, füze sistemleri elbette önemlidir; ancak en büyük güvenlik kalkanı, millet ile devlet arasındaki sağlam bağdır.
Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti, hem dış tehditlere karşı caydırıcı gücünü artırmalı hem de içeride toplumsal dayanışmayı zedeleyen girişimlere karşı kararlı bir duruş sergilemelidir. Çünkü bir ülke, önce içeriden çözülür; ayakta kalmasını sağlayan ise yine kendi iç bütünlüğüdür.
Özellikle dikkat edin :
🕳️Bu ülkede yasanır mı ?
🕳️Ben bu ülke için kılımı oynatmam.
🕳️Kadın cinayeti olmuş , suçlu devlet.
🕳️Fırsatını bulsam bu ülkeden çekip giderim. diyen kesimlerin çoğu , birlik ve bütünlüğün bozulması için kullanılan aparatlardır.
Acil tedbir , acil gereği şarttır.
Y O R U M
İran–ABD–İsrail hattında yaşanan savaş, bölgesel savaşların artık yalnızca askeri değil; ekonomik, enerji ve jeopolitik sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Böyle bir savaşın uzun süre devam etmesi, başta enerji arzı olmak üzere küresel dengeleri derinden sarsacaktır. İran’ın dünya petrol güzergâhları üzerindeki kritik konumu düşünüldüğünde, Avrupa, Çin, Rusya ve Hindistan gibi büyük ekonomilerin bu çatışmanın büyümesini engellemek için diplomatik ve ekonomik baskı uygulaması kaçınılmazdır. Çünkü enerji akışının kesintiye uğraması, yalnızca bölgeyi değil, tüm dünya piyasalarını doğrudan etkilemektedir.
Bu nedenle çatışmanın haftalar içinde sınırlandırılması rasyonel bir beklenti olarak öne çıkmaktadır. Savaşın uzaması, özellikle ABD açısından ekonomik ve siyasi maliyetleri artıracaktır. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, küresel enflasyonu tetiklerken; iç kamuoyunda da savaş karşıtı baskıları artırmaktadır. Yaklaşan seçim süreçleri dikkate alındığında, Amerikan yönetiminin uzun süreli bir savaşı sürdürebilmesi oldukça zor görünmektedir.
Öte yandan Gazze’de yaşananlar, uluslararası sistemin ve küresel kurumların adalet üretme kapasitesinin ciddi biçimde sorgulanmasına neden olmuştur. Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk mekanizmalarının etkisiz kalması, devletleri kendi güvenliklerini bizzat sağlamak zorunda oldukları yeni bir güvenlik anlayışına itmektedir. Bu durum, savunma ve caydırıcılık politikalarının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Tam da bu noktada Türkiye’nin son yıllarda attığı adımlar stratejik bir önem taşımaktadır. Türkiye, savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltarak yerli ve millî üretime yönelmiş; insansız hava araçları, hava savunma sistemleri, füze teknolojileri ve elektronik harp kabiliyetleriyle bölgesinde güçlü bir caydırıcı aktör konumuna yükselmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca askeri kapasiteyi artırmakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye’nin diplomatik ve siyasi pazarlık gücünü de pekiştirmiştir.
Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde izlenen kararlı savunma politikaları, Türkiye’yi krizlere karşı daha dirençli hale getirmiştir. Yerli savunma sanayisine yapılan yatırımlar sayesinde Türkiye, dış baskılara karşı daha bağımsız hareket edebilmekte ve ulusal çıkarlarını daha güçlü şekilde savunabilmektedir. Günümüz dünyasında güçlü savunma kapasitesi, yalnızca savaşmak için değil, savaşı önlemek ve barışı korumak için de gereklidir.
Sonuç olarak, yeni dünya düzeninde devletlerin güvenliği; diplomasi, enerji güvenliği ve savunma teknolojilerinin birlikte yürütülmesine bağlıdır. Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği savunma altyapısı ve stratejik vizyonu, bu zorlu dönemde ülkeye önemli bir avantaj sağlamaktadır. Bölgesel belirsizliklerin arttığı bir çağda, güçlü bir savunma sanayisine sahip olmak artık bir lüks değil, ulusal bekânın temel şartıdır.
Bu arada yansın TELAVİV...
YORUM.
İran’ın tarihine baktığımızda, güvenilir bir aktör olmadığı gerçeğiyle defalarca karşılaşırız. Buna rağmen, bugün yaşanan tabloda mesele yanlız duygular değil, çıkarlar ve güvenliktir. Bu soykırımcı ve terör devletiyle yürüyen savaşta, bize doğrudan bir tehdit oluşturmadığı sürece İran'a destek vermenin stratejik bir zorunluluk olduğunun farkındayız.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), henüz müzakereler sonuçlanmadan, İsrail’in İran’ı bombalamasıyla fiilen savaşın içine çekildi. En önemli dinî liderleri Hamaney’in öldürülmesi ise ipleri tamamen kopardı. Artık İran’ın masaya dönmeyeceği açıkça ilan edildi. (Dönerse Türkiye arabulucu)
Bundan sonra atılacak her adım daha tehlikeli. ABD üslerini hedef alan İran füzelerinin meskûn mahallere düşmesi, sadece bir hata olmaz; tüm bölgeyi ateşe atacak bir kıvılcım olur. Böyle bir senaryo Sünni Arapları da savaşa çeker ve çatışma hızla bir Sünni-Şii hesaplaşmasına dönüşebilir. Bu ise kontrol edilemeyecek bir kaos demektir.
Türkiye ise şu an dengeli duruşuyla farklı bir yerde duruyor. Üslerini kullandırmayan, arabuluculuk kapısını açık tutan tek ülke olarak bu fırtınanın dışında kalmayı başardı. Ancak İran’ın yapacağı büyük bir hata, geri dönüşü olmayan bir zincirleme reaksiyon başlatabilir ve bölgeyi topyekûn bir savaşa sürükleyebilir.
Zaten asıl hedef de bu değil mi? ABD’liler ve Siyonistler bir süre sonra çekilir; fakat arkalarında yıllarca sönmeyecek bir yangın bırakırlar. Bedeli ise yine bölge halkları öder. Bu yüzden İran da, diğer Sünni devletler de aklıselimle hareket etmek zorundadır.
Tel Aviv vuruldukça İran’ın eli güçleniyor. Şimdilik kontrollü davranan ve ABD gemilerini doğrudan hedef almaktan kaçınan İran, eğer köşeye sıkışırsa bu stratejiyi terk edebilir. O noktada ise nükleer olmasa bile yıkıcılığı çok yüksek silahların devreye girdiği, daha sert bir ABD tepkisi görmek kaçınılmaz olur.
Türkiye açısından yapılması gereken nettir: Her senaryoya karşı hazırlıklı olmak, diplomasi kanallarını açık tutmak ve hem ABD hem İran’la konuşabilen tek aktör olma avantajını korumak. Aynı zamanda füze ve SİHA teknolojilerinde hız kesmeden ilerlemek zorundayız. Çünkü caydırıcılık, bugün bu coğrafyada hayatta kalmanın tek sigortasıdır.
İçeriden yükselen “füzemi yiyeceğiz, SİHA mı?” gibi küçümseyici seslere rağmen gerçek ortadadır: Orta Doğu yanarken bize doğrudan zarar gelmiyorsa, bunun sebebi savunma sanayinde attığımız kararlı adımlardır. Bu dönüşümün siyasi sorumluluğu ve başarısı da Recep Tayyip Erdoğan’a aittir.
#KüreselLiderErdoğan
İran / İsrail
Çoğumuzun duygularını bir kaç dakikalık videoda anlatan değerli ablamızı bir hatırlayalım mı ?
"Siz bizim kırık ayna karşısında gördüğümüz umudun adısınız."
Biz gönül verdik,
Sen ona imanlı uzun ömür ver Allah'ım.
Hayırlı sabahlar.
Sanma ki hakkın kalır ademde,
Kağıt şahittir yazan kalemde ,
Bırak ertelensin tüm duruşmalar,
Şaşmaz adalet ilahi alemde.
Hayırlı geceler olsun.
#GeceyeNotum olsun.